Canan ERASLAN

Çocuğunuz var mı?

"Çok şükür evet" diye cevapladıysanız bu soruyu, dünyanın en şanslı insanlarındansınız...

Peki oyun oynuyor mu?

"Dolaplar dolusu oyuncağı var" olduysa cevabınız, lütfen birazcık durun...

Odalar dolusu oyuncağı olsa da boş...

Sizinle oynayabiliyor mu? Size doyabiliyor mu?

Bu sorunun cevabını düşünüp içiniz burkuldu, gözleriniz dolduysa, sebebi malum.

Bir anekdot okumuştum.

Çok yoğun çalışan bir anne. Eve iş getiriyor. Çocuğu "Anne oynayalım mı?" dedikçe "Dur, şimdi seninle uğraşamam" diyor annesi. Sonra işi bitip kendine geldiğinde, çocuğunu hatırlayıp koşuyor odasına... Çocuğun baş ucunda bir not: Vaktin olduğunda beni sever misin anne?

Çok iç acıtıcı değil mi?

Sevilmek için dahi annesinin işinin bitmesini bekleyen, âdeta randevu alan bir çocuk. Peki o kadına sorsak ne için çalıştığını; "çocuğum için" diyecektir değil mi? Onun ihtiyaçları için. Ama onun en önemli ihtiyacı sevgi değil mi?
Unutmayın ki o büyüdüğünde oyuna ihtiyacı kalmayacak. Siz işiniz azaldığı için ona yöneleceksiniz ama bu defa da o "Sonra anne" deyip gidecek yanınızdan... Bu acıyı yaşamamak için çocuklarımıza vakit ayıralım. Çünkü onların odalar dolusu, birbirinden pahalı oyuncağa değil, sevgiye ihtiyacı var... Ve çocuk olmaya...

ÇOCUKLARIMIZ BİR MAHKUM KADAR AZ ÇIKIYOR SOKAĞA

Bir deterjan firmasının reklam sloganı var; hepimiz duymuşuzdur. "Kirlenmek güzeldir" diyor. Evet, bir çocuk sokağa çıkmalı, oynamalı, üzerini kirletmeli, yırtmalı, parçalamalı. Bahsettiğim bu şirket, 'Kirlenmek Güzeldir' sloganı çerçevesinde bir araştırma yaptırmış. Sonuçlar göstermiş ki, son 10-15 yılda artan onca park, bahçe, çiçek ve yeşile rağmen çocukların sokakta oynama süreleri gittikçe azalıyor. 10 ülkede 12 bin ebeveynle gerçekleştirilen araştırmanın Türkiye sonuçlarına göre çocuklarımız tam bir hapis hayatı yaşıyor. Yapılan hesaplamalar, çocukların çoğunun dışarıda 'bir mahkûm kadar az' zaman geçirdiğini gösteriyor. Çünkü anne ve babaların yüzde 50'si, "çocuğumla dışarı çıkmaya, oynamaya vaktim yok" diyor. Hepimiz "Uçurtmayı Vurmasınlar" filminde annesiyle birlikte hapis yatan o çocuğa ağladık; kendi çocuğumuzun da gökyüzünü o mecburi mahkûm çocuk kadar az gördüğünü düşünmeden belki de...