Yunus bin Abid (radıyallahü anh) ipekli kumaş tüccaydı. Malını satarken hiç övmezdi. Bir gün çırağı, müşterinin yanında kumaşı gösterirken, ‘Ya Rabbi! Bu Cennet kumaşından bana da nasib et!’ deyince Hazreti Yunus, bu sözün övmek olacağını düşünerek, kumaşı kaldırıp sattırmadı. 
Zira bir hadîs-i şerîfde, “Malını yemin ederek beğendiren kimseye kıyâmet günü merhamet edilmeyecek, acınmayacaktır” buyurulmuştu.
Abdullah bin el-Mübarek de, hizmetçisi bir şey satacağı zaman salevat-ı şerife okuyarak satarsa, onun kazancından yemezdi. Ve hizmetçisine, "Malını satarken Yüce Peygamberi selamlayarak istismara kalkışma! Yoksa malını aşırı derecede yükseltmiş olursun ki, doğru değildir. Bir de ‘bu mal güzel ve ucuzdur’ diye müşteriyi tavlamaya çalışma!" diyerek nasihatte bulunurdu.
Yunus bin Ubeyd hazretleri ise kaftan ve elbise satardı. Hava bulutlu olduğu günlerde satış yapmazdı, pazara çıkmazdı. Bunun sebebini kendisinden sorduklarında, “Müşteri, kusurlu olan bir elbiseyi bulutlu havada güzel zannedebilir” buyurdu.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buğday satan birisinin buğdayına, mübârek parmaklarını sokup, içinin yaş olduğunu görünce, "Bu nedir?" buyurdu. O şahıs yağmur ıslatmıştır deyince, "Niçin saklayıp göstermiyorsun? Hile eden, bizden değildir" buyurarak ikaz etti. Birisi, üç yüz dirhem gümüşe bir deve sattı. Devenin ayağı sakattı. Eshâb-ı kirâmdan Vâsile bin Eska’ oradaydı. O anda dalgındı. Devenin satıldığını anlayınca, alanın arkasından koşup, devenin ayağındaki sakatlığı söyleyip deveyi geri aldı.
Bilmelidir ki, hile ile rızık artmaz. Belki, malın bereketi gider. Hile ile azar azar biriktirilen şeyler, ansızın gelen bir felâketle, giderek geride yalnız günahları kalır. Nitekim bir sütçü, süte su katardı. Bir gün, ansızın sel gelip, ineği boğdu. Adam şaşkın bir halde düşünürken, çocuğu dedi ki, kattığımız sular birikerek, gelip ineği götürdü. 
Malın ayıbını, müşteriden gizlememeli, hepsini, olduğu gibi göstermelidir. Kusuru gizlemek, hıyânettir. Malın iyi tarafını göstermek, karanlıkta göstermek zulm, hile olur. Kur’ân-ı kerîmde, Mutaffifîn sûresi, birinci ayetinde meâlen, “Verirken noksan, alırken fazla ölçenlere acı azaplar yapacağım” buyuruldu. Büyüklerimiz, her aldıklarını biraz noksan, verdiklerini de, biraz fazla ölçerdi. “Bu az fark, Cehennem ile aramızda perdedir” derlerdi.