Medeniyet dediğin…
Türkiye Gazetesi yazarı Halime Gürbüz yazdı...
Güzel çizgi filmdi… “Heidi... hayyyyyyyyyyydiii... deine welt sind die bergeee, Heidiii, Hayydiii…”
Çocukken Heidi’yi izleyenler, Alp dağlarının o özgür ruhlu, al yanaklı kızıyla içten içe bir bağ kurmuştur mutlaka. Hani şu ayakkabı giymeyi sevmeyen, çıplak ayakla dağ bayır dolaşan sevimli kız… Ama gelin görün ki, Heidi’nin bu ‘özgürlük’ hâli belki de sadece bir tercih değil, gözlerden kaçan büyük bir acının simgesiydi.
Heidi’nin yazarı Johanna Spyri, 53 yaşındayken kaleme aldığı bu hikâyede aslında İsviçre’nin o dönem ‘konuşulması bile tabu olan’ bir yarasına parmak basıyordu: Verdingkinder, yani “sözleşmeli çocuklar.” Daha açık bir ifadeyle; yoksul, yetim, gayrimeşru ya da “uygunsuz” ailelerden gelen çocukların, kilise ve devlet eliyle çiftlik sahiplerine âdeta kiralanması ya da satılması.
Bu çocuklar çıplak ayakla gezerdi. Çünkü “ayakkabıya layık görülmezlerdi.” Ayrıca normal çocuklardan böyle ayırt edilirlerdi. Ne kadar acı bir şey değil mi?
