BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Kıssadan hisse, reklamdaki nisa

Modanisa diye bir Türk giyim markası var. Tesettürlü kadınlara yönelik tasarımlarıyla biliniyor.
 
Şirket, ABD'de tesettürlü olarak katıldığı güzellik yarışmasıyla adını duyuran Müslüman model Halima Aden ile anlaştı.
 
Türkiye'ye gelen ünlü model, firmanın marka elçisi oldu. Modanisa'nın, Aden'in de katıldığı dünya lansmanında "Kendin olmak" mottosuyla altı dilde çağrı yapıldı.
 
Şirketin CEO'su Kerim Türe, kendisi olmak isteyen muhafazakâr kadınların tercihlerinin sesi olmak istediklerini söyledi.
 
Bu vesileyle öğrendik ki Modanisa dünyayı sarmış. Beş kıtada, altı dilde, 140 ülkeye satış yapıyormuş. Büyük başarı...
 
Benim dikkatimi çeken ise başka bir şey oldu.
 
Modanisa, tanıtımın yapıldığı gün bazı gazetelere yarım sayfa ilan verdi.
 
Fakat her gazetenin modeli ve kıyafeti farklıydı.
* Sabah gazetesinde çıkan mankende makyajıyla, krem şalı, saati ve kolyeleri ile "İş kadını beyaz Müslüman" tipolojisi çizilmişti.
 
* Yeni Şafak'taki kız kapüşonluydu. Belli ki "Z kuşağı kapalısı" tasvir edilmişti.
 
* Hürriyet'teki modelin başında hazır başörtüsü bulunuyordu. Siyah kot ceketi ve sarı güneş gözlüğüyle mankende "zengin Orta Doğulu" esintisi hâkimdi.
 
* Türkiye'de çıkan ise çok mazbuttu. Bone, şal, beyaz gömlek ve etek tercih edilmişti bizim gazetede...
 
Neticede reklamdaki bu tercih, bir pazarlama taktiğinin ürünü.
 
Mottoya da uygun.
 
Peki okur kesimlerine? İşte ondan emin değilim.
 
Eskiden kıyafete bakarak kimin hangi gruptan veya cemaatten olduğunu bilirdiniz.
 
Yeni nesillerle ve moda akımlarıyla birlikte o ayrım kalktı.
 
Sadece Türkiye'de mi?
 
Dünyada öyle.
 
Bakın, bir Türk firması Malezyalıyı da Katarlıyı da Iraklıyı da giydiriyor.
 
Tercihlerini şekillendiriyor, onlara yön veriyor...
 
 
Paşam yetiş, devrim elden gidiyor!
 
Emin Çölaşan, üç gün evvel bir yazı yazdı.
 
Vallahi neremle güleceğimi bilemedim.
 
Olay şu: Perşembe günü Sabah gazetesinde bir resmî ilan çıktı. İlan mahkeme kararını içeriyordu. Kırıkkale'de Türk'ün birisi yabancı kadınla evlenmiş. Fakat huzur bulamamış. Amal Kahloul isimli kadın evi terk etmiş. Adam da gıyabında eşine boşanma davası açmış.
 
Kadının Türkiye'de oturum almak için kendisini kullandığını söylemiş. Mahkeme hem davalının hem davacının lisanında 'kadın cevap vermezse iddiaları kabul etmiş sayılacağına' yönelik ilan yayınlanmasına hükmetmiş. İki dil dediğimiz Türkçe ve Arapça. Alt alta iki ilan. Metin aynı metin.
 
Elifi görse mertek sanan Çölaşan, Arapça ilana acayip içerlemiş.
 
Oturmuş, "Çok tehlikeli bir yol açılmak isteniyor. Arapça harflerle çıkarılan arama ilanı kabul edilemez bir durum. Bunun adı taaa 1928 yılında yapılan Harf Devrimi'ni hiçe saymaktır. Devrim yasalarına saygısızlık etmektir. Sen Türk mahkemesi olarak duyurularını ve tebligatlarını sadece Türkçe harflerle yapmak zorundasın" diye yazmış.
 
Çölaşan kendi gazetesini okumuyor olmalı. Zira, Sözcü gazetesinin 12 Temmuz 2021 tarihli nüshasında Bulgarca resmî ilan çıktı.
 
Gazetesinin yöneticileri "Aman ha! Bu ilan devrim yasalarına ters" demedi bastı.
 
Yine refikleri Cumhuriyet gazetesinde de 14 Ocak 2021 ve 27 Haziran 2021'de Arapça ilanlar çıktı.
 
Kaide bu...
 
Mahkeme, davacı ya da davalı hangi lisanı kullanıyorsa, isterse kabile dili olsun, ona göre yeminli bir tercümandan tercümesini istiyor ve yayınlatıyor.
 
Basın İlan Kurumu ilanların Türkçesini tasdik etmeden yayınlatmıyor.
 
Bu bir temel insan hakları meselesi.
 
Gazetemizde de zaman zaman benzer resmî ilanlar neşrediliyor. Yurt dışı baskılarımızda Almanca yayınlar çıkıyor mesela.
 
"Amaaan Çölaşan'ı dikkate almaya değmez" diyenler olduğunu sezer gibiyim. Lafım Çölaşan'a değil onun temsil ettiği arkaik zihniyete.
Kuruyan habercilik
 
Milliyet gazetesindeki değişiklik dikkatimi çekiyor. Hem tasarım hem muhteva yumuşadı.
 
Eskiden Ankara mahreçli uzun siyasi haberler çıkardı. Şimdi bilhassa çevre haberlerine ağırlık veriliyor.
 
Öyle ki gazete geçen hafta, yedi günün dördünde kuruyan bir gölü manşetine taşıdı. Marmara, Burdur, Bafa ve Ulubat Gölü’ndeki çevre felaketleri büyük puntolarla aktarıldı.
 
Kuruyan sadece göller değil. Taraftarlık da haberciliği kuruttu.
 
Bu sebeple siyasi haberlerin yerine; çevre, eğitim, tarım, teknoloji gibi alanlar Milliyet için önemli bir kaçış noktası olmuş gibi görünüyor.
 
Türkiye'deki siyasi iklimin canlı, hararetli ve hareketli olmasından dolayı bu tür konular "suya sabuna dokunmak istemeyenlerin tercihi" gibi görünse de esasında ülkenin gerçek gündemi. Bugün olmasa bile yarın mutlaka konuşacağız.
 
 
Keşke...
 
Mine Kırıkkanat diye kininden şaftı kaymış bir kadın var.
 
Geçen "Cenazemde ne imam, ne hafız, ne musalla taşı, ne yeşil yemeni ve ne de tek kelime Arapça istemiyorum, kesin vasiyetimdir.
 
Şarkılarla türkülerle uğurlanacağım. Keşke krematoryum olsa da yakılsa cesedim" diye Tweet attı.
 
Ömrünü, kalemini, enerjisini dine karşı mücadeleye adamış birini dinî ritüelle gömmek; ona da din adamlarına da millete de haksızlık olmaz mı?
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620688 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fatih-selek/620688.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT