BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Âlimlerimiz helâle harama çok dikkat ederlerdi...

“Sofra başında kendinizi Allahü teâlânın huzûrunda biliniz. O'nun verdiği nîmeti yediğimizi unutmayınız!..”
 
 
 Yeme ve içme âdâbı -4-
Evliyanın büyüklerinden Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn-i Buhârî hazretleri, tasavvuf yolunun şâhı, âlim ve velîler rehberi olan ve her hususta Peygamberimizin sünnetine tam uymaya çalışan büyük bir âlim ve velî idi. Talebelerine yaptığı, “İyi ye ve iyi çalış!” nasihati meşhurdur. Zamanında âlim ve sâlih kimseler ziyaretine gelip, hâlis ve helâl yemek yiyelim diye onun yemeklerini yerlerdi. Her zaman ve her işte sünnet-i seniyyeye uyar ve bilhassa yemek husûsunda Peygamber Efendimize uymaya çok dikkat ederdi. Çoğu zaman ekmeği kendi pişirir ve sofra hizmetini kendi yapardı. Yemek yerken; “Sofra başında kendinizi Allahü teâlânın huzûrunda biliniz. O'nun verdiği nîmeti yediğimizi unutmayınız” buyururdu...
Bir yemek gafletle, öfkeyle veya zorla pişirilse, o yemekten kendisi yemez, yedirmezdi.
Şöyle anlatılır: Bir zaman Şâh-ı Nakşibend hazretleri Gazyut denilen bir yere gitti. Orada talebelerinden birisi onlara yemek getirdi. Şâh-ı Nakşibend hazretleri buyurdu ki:
“Bu hamuru yoğuran ve yemekleri pişiren kimse, başlamasından bitirmesine kadar gadab hâlinde idi, kızmış hâlde idi. Biz ondan hiçbir şey yiyemeyiz. Zîrâ böyle yapılan yemeklerde hiçbir hayır ve hiçbir bereket yoktur. Belki de şeytan yemek yaparken hep onunla bulunmuştur. Bizler böyle bir yemeği nasıl yiyebiliriz?”
Bir nasihatinde şöyle buyurdu:
“Yenilecek bir gıda, bir yiyecek, her ne olursa olsun gaflet içinde, kızgınlık ve öfke ile veya kerâhatle, istemeyerek hazırlansa, tedârik edilse, onda hayır ve bereket yoktur. Zira ona nefis ve şeytan karışmıştır. Böyle bir yiyeceği yiyen kimsede, mutlaka bir çirkin netice meydana gelir. Gaflete dalmadan yapılan ve Allahü teâlâyı düşünerek yenen helâl ve hâlis yiyeceklerden hayır meydana gelir. İnsanların hâlis ve sâlih ameller işlemeye muvaffak olamamalarının sebebi; yemede ve içmede bu husûsa dikkat etmediklerinden ve ihtiyatsızlıktandır. Her ne hâl olursa olsun, bilhassa namazda huşû' ve hudû' hâlinde bulunmak, zevkle ve gözyaşı dökerek namaz kılabilmek, helâl lokma yemeye, Allahü teâlâyı hatırlayarak yemeği pişirmek ve yemeği Allahü teâlânın huzûrunda imiş gibi yemeğe bağlıdır. Vücûduna haram lokma karışmış bir kimse, namazdan tat duymaz.”
Tasavvuftaki hâllerinin kaybolduğunu söyleyen bir talebesine, “Yediğin lokmaların helâlden olup olmadığını araştır” buyurmuştur. Talebesi araştırdığında, yemeğini pişirirken ocakta, helâl olup olmadığı şüpheli bir parça odun yakmış olduğunu tesbit ederek buna tövbe etmiştir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618371 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-yavas/618371.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT