BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

'Ben adamı daktilosundan...'

İrfan Özfatura
Facebook
Cep telefonuna da tavırlıydım başlangıçta. "Masamda telefon yok mu" diyordum  "beni arayan bulur, nasıl olsa!"
-Mobil hattınızı aliym beyefendi?
-Yok kullanmıyorum.
-Aaa niye ama?
Bu soruya muhatap olmaktan usandım, yelkeni indirdim sonunda.
Digital fotoğraf makinesine de beyhude direnmiştim. Bir gün film yıkandı baktım ne gök, ne deniz belli "Abi n'oldu buna, güller kül rengi?" 
-Senden başka makaralı kullanan kalmadı aslanım, aylar var ki solüsyon değişmedi, artık uyansana!
Daktilomu bırakmak da ağırıma gitmişti, ne güzel tıkırdayıp gidiyorduk şurada.  Muhasebe servisinden çıkma yeşil bir "İdeal"im vardı. Şaryosu en az dört karış, belki daha fazla. Tuşlara bastın mı zemberek gibi boşanır, şrak şrak şrak... Sanki kaleşnikof köftehor, darbeli matkap hafif kalır yanında.
Takırtısına öyle bir alışıyorsunuz ki onsuz cümle kuramaz oluyorsunuz zamanla. Bilgisayar çıktı mertlik bozuldu, ne etti ettiler, girdiler aramıza.  

 

MERDANE DEĞİL SABIKA KAYDI!
Hayrettin Usta'ya göre bu merdane öfkeli bir şahsa ait olmalı, yer yer çöküntüler var ki sahibinin tuşlara ne kadar sert  bastığını gösteriyor. Değiştirilmezse şerit eskitmeye ve kağıt delmeye devam edecek, adamı hepten çileden çıkaracak. 


DAKTİLO ANA BİLİM DALI
Daktilolarımızı tamir eden bir Hayrettin Ustamız vardı, geçen geldi aklıma, hâlâ devam ediyor mu acaba?
Sirkeci de, Postane-i kebirin karşısında icra-i sanat eylerdi,  mermer girişli bir bina. Yüksek tavan, taş duvar, helezon basamak, ahşap trabzan, cepheler safi oyma. 
Yine o civardaymış buldum kolayca. Yıllar Hayrettin Usta'yı değiştirmemiş, girdiğimde muhabbet demlenmişti tavında. Siz devam edin işareti yaptım, sandalyeye ilişiverdim yavaşça. Atmışlı yılları anlatıyorlar, zerzavat taşıyan mavnalar, balıkçı sandalları, küfeyle satılan palamutlar...  "O kofanalar neydi öyle, çifti ikibuçuk lira! İtina ile dilimlersin, üstüne domates, biber, maydanoz artık ne lazımsa. Götürüp mahalle fırınına bırakırsın, odun ateşi ile ivil ivil pişer, pamuk gibi yumuşar. Bak dün evde tekim, damat pazı yollamış, ince ince doğradım, silmece yaydım tavaya. Azıcık eriyince üstüne beyaz peyniri boca etmeyeyim mi? Kendini çekince de üç beş yumurta....  Ah ah ah...  Ne ekmek yediriyor ama...
Hayrettin Usta'nın da güzelliği budur işte, anlatmayı sever, bildiğini paylaşmaktan keyif duyar.
-Çocukluğumda da böyleydim, hatta bir ramazan gece kalkmış ciğer sote hazırlamıştım sahura.  Fırından çıtır çıtır somunları almışım, mis, düşünün her biri birer okka.  Millet kokulara fırladı, yedi kardeşiz baktım yedisi de ayakta...  Şimdi çocuklar zorluk görmüyor, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında.  Anaları peşi sıra koşuyor. Bak ana dedim de şuracığım sızladı. Allah gani gani rahmet eylesin, bazen geç  kalırım, bakarım cumbada. Tesbihi elinde, gözü yollarda.
SON?SAMURAY
Misafir müsaade istiyor kalkıyor, artık girebiliriz mevzuya. 
- Ya Hayrettin Abi senden başka daktilo tamircisi kaldı mı İstanbul'da?
- Yok bildiğim kadarıyla.
- Mesleğin son temsilcisi sen olduğuna göre haberini yapabiliriz pekala.
- Nasıl istersen, mahsur yok benden yana.
- Hayrettin Abi bir daktilo niye ihtiyaç duyar bakıma.
- Biliyorsun bakımsız makinenin, şeritleri dönmez, kolları havada donar, büyük harfler kalkmaz, tuşlar sertleşir, adamın keyfi kaçar. Biz makineyi sökeriz, içinden öyle toz toprak çıkar ki şaşarsın inan.  Parçaları yıkar, kirini akıtırız, sonra benzine yatırırız, ovalar fırçalar paslarını çıkarırız. Kurutup takarız, yağlarız, alıştırırız ve kendine gelmeye başlar. (Mercedes marka bir daktiloya kağıt takıyor, her tuşa tek tek basıyor.) Bak harflerin hepsi aynı sırada, kağıdı delen ya da hafif kalan yok, demek ki tam ayarında... Böyle bir makinenin tuşları tıkır tıkır akar, sesi bile hoş gelir insana. Mekaniğin güzelliği de bu işte, düşün şu alet 60 yaşında...  Daktiloların çantalarını da elden geçiririz, götürür Rıza Paşa yokuşunda pandizot kaplatırız onlara.
Gözüm yerinden kalkmaz bir hesap makinesine ilişiyor.
-Eskiden elektrikler sık kesilirdi malum, bankalar bu iki işlemli hesap makineleri kullanırlardı o sıra. (Hemen bir toplama yapıyor, kolu çekince yekûnu şeride yazıyor.) Bunların aksamı çeliktir, kolay kolay bozulmaz, sadece yayların elastikiyeti azalır o kadar. Kir kurum tutarsa, yıkar yağlarsın çalışmaya başlar. Hepsi de Marshall yardımı, NATO hattından, anlarsın ya...
ABAKÜSÜN?TORUNU?BUNLAR
Dört işlem yapanları da vardı, Viktor'lar. Boyuna takılırlardı ama. Facit geldi de kurtulduk. Facit'te ne yazdığını görürsün, ne ile çarptığını neye böldüğünü görürsün. Esnafın eli ayağı idi adeta. 
-Peki yedek parçaları var mı?
Azaldı tabii, fabrikaları kapandı. Bir tek Brother elektroniğe geçmek için çabaladı. Lakin bilgisayar yayılınca dayanamadı o da.
-Bu işi kimden öğrendin Hayrettin usta?
Covanni adlı bir İtalyan'dan. Yüksek kaldırımda...  67'de askere gittim, geldim, dükkan açtım. O gün bugündür Eminönü'nden ayrılmadım bir daha.  Eminönü çanağın dibi, insanı eksik olmaz. Düşün karşı sokakta nakliye ambarları sıralanırdı, Sirkeci garının yanından otobüsler kalkar. Anadolu'dan mal almaya gelen tacirler önce Vakıf Han'a, Gürün Han'a bakarlar. En ünlü kasaplar buradadır, çalışanlar akşam etlerini alır seyirtirler vapura. 
Meserret pastanesi yazarlar kulübü gibiydi, muhabirler, muharrirler bu yokuşta dolanırlar. Gazetelerle de anlaşırdık, cumartesi öğleden sonra yazı işlerine bir dalarız, makinelerin bakımını yapar hazırlarız hafta başına.
-Mekanikte marka bağımlılığı olur sizin beğendiğiniz hangisiydi mesela?
-Tamirci ayırım yapmaz ama Remington, Olivetti, Underwood, Hermes, Royal, Adler yaygındılar. Zaten Alman ve İngiliz makineleri yarışırdı piyasada. Erika, Olimpia da işimize gelirdi, basittiler zira.
 KLAVYE İNKILABI 
Avrupa'dan "Q" klavye makineler gelir, biz onları önceleri "A" klavyeye çevirirdik. Sonra "A-Z" klavyeye dönüldü. Sonra "A-I"  klavyeye... Ve "F-G" klavyeye geçildi sonunda.
Klavye değiştirmek için bütün harfler sökülür, lehimlerinden koparılır. Temizlenir, dizilir, sarı plakalarla sıkıştırılırlar. Göz kararı bir ayar yapılır, lehimlendikten sonra bir ayar daha.  Bu bir nevi yeniden imalat. Meşakkatli bir iş ama iyi para kazandırdı sanatkâra. Ecevit  A-I klavyeden vazgeçmemişti, daktilo yeniledikçe klavye eskitirdik biz ona.  
-Halen daktilo kullanan yazar kaldı mı?
-Olmaz mı, Kemal Belgin, Afet Ilgaz o tıkırtıyı duymaktan hoşlanıyor mesela. 
-Peki kendi makinesini tamir etmeye kalkan gazeteciler yok mu, bizde meraklılar çoktur, açar kurcalarlar.
-Ben onları çok gördüm, bir getirirler torba torba parça. "Yok bi şey ya, sadece monte edilecek usta". "Tabi tabi" deriz, bozmayız asla.  
Asabi insanlar ve yaşlılar tuşlara sert basar, bazıları öfkelerini daktilodan çıkarırlar. Onların merdaneleri girintili çıkıntılıdır, harita gibidir adeta. Durmadan şerit eskitir, kağıtları deler nokta nokta.  Ben merdaneye baktım mı notunu veririm adama, bu asabi, bu mülayim diyebilirim pekala. Daktilosundan kıl, tüy, tütün çıkanlar... Yemiş kabukları, hatta mermi bulduk anarşi yıllarında.
-O zaman kime kız verilir, kime verilmez daktilocuya sorsunlar.
ŞERİDİN ELE?VERİR
Evet. Getir daktilonu kim olduğunu söyleyeyim sana... Eskiden mahkemelerde de kararlar daktilo ile yazılırdı, filmlerden hatırlarsın hakim "yaz kızım" dedi mi bir şakırtıdır kopar. Teknoloji işleri kolaylaştırdı, inat etmenin manası yok bu saatten sonra.
Yeni bir makine çıktı mı hemen gider satın alır, söker, takar tanımaya çalışırdık. Bilgisayar yayıldı bu sefer onları başladık parçalamaya. İki işlemli hesap makineleri, üç işlemliler, dört işlemliler (Citizen'ler vardı mesela)... Çok hızlı değişiyor mümkün değil yetişemeyeceğiz derken, şu geldiğimiz yere bak.  Bunlar iyi şeyler aslında, ülkemiz kalkınıyor büyük bir hızla.
AH O NOTERLER!
Cumartesi öğlen işten çıkar, giyinip kuşanırız, öyle ya gezmeye çıkacağız daha. Tam akranlarınla sözleşmişsin Trakyalı noterler damlar. 6-7 makine birden getirirler ki canları çıkmıştır adeta. Pazara yetiştir der, sıkıştırırlar. Gece yarılarına kadar çalışırız iş çok, vakit dar, yorgunluk bıkkınlık bir yandan. Yaparız ama içimize sinmez, tabii keyifle elden geçen cihazın tadı başka!
Babıali esnafı haddinden fazla iyiydi. Biri siftah etmiş, arkadaşı etmemiş. "Yan tarafa bakın" der komşuya yollar. Aralarında seviyeli bir çekişme olur, latifeler yapılır ama kibarca.  Düşünün rakip taraftarlar maça gider yan yana otururlar. Çırak aldın diyelim evladın gibi yetiştirirsin, hatta tezgahını bırakırsın ona.
Sanırım sahife doldu ama muhabbet yeni başlıyordu daha...  
Neyse bir gün yine yazarız. Hayrettin Usta'dan Eminönü, Haliç ve Vefa'nın kırk yıl evvelki halini dinlemenizi isterdim.  Nerden nereye dedirtiyor insana.
 
Hayrettin Usta'nın işi yavaşladı, o güzelim daktilolar aksesuar malzemesi gibi dolaplara kalkacak deseler inanır mıydı acaba? 

 
Yarım asır dile kolay, Hayrettin Usta bırakmaya niyetli değil, işini seviyor, çalışırken dinleniyor. 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
582264 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/582264.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT