BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

27 Mayıs’ta neyi kutluyorduk?

İrfan Özfatura
Facebook

Seçtiklerinizi devirdik, idam ettik, yerlerine geçtik. Haydi sevinin!

Mayıs bayram ayıydı.
1, 3, 9, 19, 27, 29…
Bunlardan üçü resmî tatildir (Bahar, Spor, Anayasa), rejim üç gün “dinlence” bahşeder okullara.
Tabii idman muallimi sınıfa gelip de “Sen, sen, sen yürüyüşe katılacaksınız” buyurmadıysa.
Genç cumhuriyetin elma yanaklı gürbüzlere takıntısı vardır, cılızlar yok sayılırlar.
-Ugh soluk benizli bunlar! Korteje alınmasınlar.
O günlerde Avrupa’da öjenik taraftarları söz sahibidir, ırkımızın ıslahı için güçlüler desteklenmeli, zayıflar ezilmelidir...
Şimdi hakkını yemeyelim Tek Parti o yolda bir adım atmaz, sadece merasimlere çıkarmaz. Zaten fukaranın ayakkabısı lastik, poturu yamalıdır, insicamı bozar.  
Tabii Maarif müdürünün tavrı da önemli burada, eğer amca daha mühim vazifelere talipse bütün talebeleri resmigeçide zorlar. Boya bosa bakmaz, kelle hesabı yapar.
İnsanlar törende birer kemiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.

İLERİİİ MARŞ!
Diyelim yakalandın, bütün gün trampet dinler, ayak vurursun rap rap rap.
Sabah talim, akşam talim, hiç yoktan angarya.
Çoğu aileden Menderesçidir, karşıdır 27 Mayıs’a. Ama bunu hissettirmemelisin, babanın başı ağrır yoksa.
Hoşlanmadığın, inanmadığın adamlar seni yürütür, terinden ikbal devşirmeye kalkar. Hürriyet bayramlarında hürriyetiniz tehdit ve tahdit edilir açıkça.
Eee senin de yapacağın şeyler vardır, uygun adımda ayakları karıştırmak gibi mesela.
Bu yüzden idman muallimleri “sol, sol, sol! Sol p....ler sol” diye yırtınırlar.
İyi aile terbiyesi aldığınız için sözü iade edemez ama yazarsınız bir kenara. Mezun olunca bir kuytuda sıkıştıracak, yedireceksinizdir ona.
Ve bir gün karşılaşırsınız. “Aaa 312 n’aber” demez mi, unutur gidersin o anda.
Abi o da emir kulu n’apsın! Fena adam değildir aslında…
Kortejden yırtma şansınız vardır ama nutuktan azade olamazsınız, tüllabı avluya toplar, konuşur da konuşurlar. Malazgirt, Preveze, Dumlupınar. Methiye yağdırırlar kahraman ordumuza.
İyi de 27 Mayıs’ta hangi savaşı kazanmıştık acaba?

ISMARLAMA ANAYASA
Anayasa bayramıymış! İyi de bunun sonu yok ki, ya yarın biri de gelip “borçlar hukuku bayramı” dayatırsa… Malum kabotajdan sıyıramadık daha.
Sonradan öğreniyoruz. Meğer 27 Mayıs’ı bir avuç cuntacı sarmış başımıza.
Peki anayasa yok muymuş? Varmış  da yaramıyormuş postallıma. Uyanıklar babası yaşındaki paşaları ardında dolandıracak, ömür boyu kontenjan senatörü olacak, firmalardan ziftlenecek, bankalardan huzur hakkı alacaklar ya.
Saltanatın devamı için bir zırh örerler etrafına. Ne gibi? “Yeni bir anayasa!”
Menderes’i anayasayı ihlalden asar, kendileri kaldırıp atar, büsbütün imha.
Atmışlı yılları yaşayanlar hatırlar. Sağda solda devrim inkılap afişleri, Gürsel’i gözünüze sokarlar adeta.
Yok fener alayları, yok mızıkacılar.
Düşünün beş asırlık Bayezid’i Hürriyet Meydanı yaparlar.

DEVRİME KAN GEREK
Ve gelelim ceset istismarına. “Hürriyet şehidi” ilan edilenlerden biri Turan Emeksiz’dir. Babası maaşlı lojmanlı bir Demiryolcudur. Turan, Malatya Sümerbank tesislerinde yüzme öğrenir ve dereceler yapar kendi çapında.
O günlerde Anadolu’da ormancılar itibarlıdırlar. Hatta yaşlı bir kadın kaymakama “Ay oğlum” demiş, “ne vardı, az daha okuyup ormancı olaydın ya!”
Neyse Turan İstanbul’a gelir, Orman Fakültesine girer.
O yıllarda ÖSYM yoktur. Lise mezunları diplomaları ile müracaat ederler kayıt bürosuna. Çok talep gören fakülteler (Çapa Cerrahpaşa) imtihan yapar ayrıca.
Turan ut çalar, kütüphane kurar, tiyatroya merak salar. Kimse itmez, kakmaz, devlet imkânlarını kullanır rahatlıkla.
Sonra onu flu bir fotoğrafta görürüyoruz. 28 Nisan nümayişinden kalabalık bir grupla köşeye sıkıştırdığı polis memurunu taşlıyor. Derken seken bir kurşun. Çıkan silah meçhul ama emniyet mensupları kalır töhmet altında.
Üzücü tabii, daha ömrünün baharında.
CHP bu malzemeyi çevire çevire kullanır, Turan’ın adı caddelere, mekteplere verilir. Üniversiteye heykeli dikilir ve ismi kazınır en alımlı şehir hattı vapuruna.

ASKERİN ACEMİLİĞİ
Söz vapurdan açılmışken onun 1961 Glaskow yapımı bir kardeşi daha var “İhsan Kalmaz!”
Efendim Ali İhsan ise gencecik bir teğmendir, 60 ihtilalinde Ankara Merkez Postaneye gönderilir. Kim direnebilir ki, kolayca ele geçirir. Ancak acemi askerinin namlusundan çıkan bir kaza kurşunuyla... Hemen oracıkta!
Sökmen Gültekin ise Harbiye 1. sınıf talebesidir. Henüz silahlara aşina değildir. Eline Thompson gibi çok tehlikeli bir alet verilir, keşfetmeye çalışırken eli tetiğe, kan revan...  Ortada çatışma filan yok, niye hakiki mermi dağıtırsın çocuklara?
Nedim Özpolat ise bir lise öğrencisidir. Nereden gördüyse tank üzerinden hitabete kalkar. Muvazzafların ikaz etmesi lazımdır, 50 tonluk canavarın şakası olmaz. Belki de denildi, dinlemedi. Söylevin şehvetine mi kapıldı bilinmez, sen düş paletlerin altına...
Ersan Özey ise CHP’li bir ailenin evladıdır. Babasıyla birlikte askerlere el sallayacaktır güya. Sokağa çıkma yasağını dikkate almazlar, tezahürat yapacaktırlar, ne var yani bunda?
Darbeci affeder mi “bam bam bam” ufacık bir yavruya.
Beş gencimiz, 10 Haziran 1960 günü top arabalarına bindirilir, doooğru Ankara’ya. Anıtkabir’e defnedilir şaşaayla..
Hürriyet şehidi olarak adlandırılırlar, gazetelerde boy boy fotoğraflarını basar.

YAK BURDAN
Darbeciler bir 27 Mayıs sigarası çıkarır. Ancak Samsun’un yanına bile yaklaşamaz. Menderes’in tiryakisi olduğu Yenice de sevilen bir sigaradır ama millet korkusundan eline alamaz.   
Sonra bir alyans kampanyası açılır. “Altın yüzüğünü getirene 27 Mayıs yüzüğü bedava.” Nikel efendim, kuruş yapmaz. Ama rejime sadakatinizi  ispatlar, dursun kenarda, n’olur n’olmaz.
Bu paraların da ne olduğu meçhul, yol, revir, okul...  Çok beklersin daha.
Pullar, hatıra mangırları, marşlar…
Tarih, hayat bilgisi, yurttaşlık derslerine bir konu daha ekler, 27 Mayıs’ı mutlaka sorarlar imtihanlarda.
“Çocuklar kompozisyon yazıyorsunuz, kötü mebuslar ve iyi subaylar hakkında!”  
Sıkıysa güzelleme yapma.
Devrim şiirlerini basar dağıtırlar, İngilizcesini, Fransızcasını da çıkarır, koli koli konsolosluklara yollarlar. 

NE SEN BENİ UNUUUT
O günlerde Zeki Müren Tepebaşı Gazinosunda sahne almaktadır. “Yeşil ördek gibi daldım göllere” şarkısı istek almaya başlar.
Hatta millet yüksek sesle iştirak eder “Ne sen beni unuuut, ne de ben seni”
Efkârlı bir ton, sallanan başlar...
-Ne o len! Menderes’i mi kastediyorsunuz yoksa?
Zeki Müren tehdit almış olmalı ki, terzisine bir Osman Paşa kostümü ısmarlar, sahneye bununla çıkacak “Olur mu böyle olur mu/ Kardeş kardeşi vurur mu” marşını terennüm edecektir bundan sonra.
Aklı başında bir subay, “Hiç gerek yok Paşa’m” der, “sen bak dalgana!”
Yok hayır, “Paşa’m” lakabı o günlerden kalma değil, daha sonra.

KAPANSIN YOLLAR!
27 Mayıs’ta Vatan Caddesi iki gün kapatılır. Biri merasim için, biri de prova.
Yük Fevzipaşa ve Millet Caddelerine aktarılır. Aksaray, Topkapı kilit. İtfaiye ve ambulanslar bile yol alamaz.
Belediye işçileri günlerce çalışır, zafer takları, şeref tribünleri ve kürsüler hazırlar.
Yok ses düzeni, yok ışıklandırma.  
TRT radyoları Ankara Hipodrom’dan naklen yayın yapar. “Vee şimdi de muhafız kıtası… Tunç çehreli yiğitlerimiz çelikleşmiş iradeleri ile tören alanına dâhil oldular.”
Sonra firmalar geçer. Çiçeklerle donanmış ve acemice boyanmış kamyonlar. “Öz filanca ve mahdumları dâhilî ticaret ordumuzun yanında” Reklamın iyisi kötüsü olmaz.  
O gün askerî ve mülki erkân Anayasa Mahkemesi Başkanı’na tebriklerini sunar. Adamın beli kopar el sıkışmaktan.
Bunlar içinde Adalet Partililer de vardır. 27 Mayıs’a karşı oldukları vakıa. Demek birileri parmak sallıyor hâlâ, hele bir gelmesinler, girmesinler sıraya!

BAYRAM BENİM NEYİME?
Efendim MBK yine o uzun cümleli yazılarından birini hazırlar: “Münevver Türk gençliğinin haklı davasını benimseyerek milleti, sakıt ve sabık iktidarın menfur idaresinden kurtaran Kahraman Ordumuz yurdumuza huzur, sükûn ve kardeşlik havasını iade etmiş ve böylece inkılabın yapıldığı 27 Mayıs 1960 günü milletimiz için gayet haklı olarak ulusal bir bayram hâline gelmiş bulunmaktadır, bu yüzden 27 Mayıs’ın “Millî Birlik ve Hürriyet Bayramı” olarak ihdası ise; millet ve ordu beraberliğinin bir sembolü mahiyetinde telakki edilmesi dolayısıyla en az diğer ulusal bayramlar kadar önem arz etmektedir…”
Cunta lideri Gürsel “En ulvi bir bayram olarak uygundur” der imzayı çakar.
Dostlar alışverişte... Al takke ver külah.
Paşa’mızın Osmanlıcası bizden iyidir, şimdi “ulvi” yakıştı mı buraya?
Bir darbenin izini ancak diğeri silebilir.
80 ihtilalinde Kenan Evren 27 Mayıs’ı kaldırır çöpe atar. “Hürriyet Meşalesi” diye payelendirilen çocukları mezarlarından çıkarır hatta.  

TERS KÖŞE
Yassıada duruşmalarının sürdüğü günler. Yer Erzurum Garı.
Şehrin sevilen simalarından Sırrı Kaplan yolcu beklemektedir. Bir adam ateş ister, çakmağını uzatırken sorar “Hemşehrim yolculuk ne yana?”
-Aydın’a,
-Oy gözünü sevdiğim Menderes’in memleketi.
Adam CHP'li çıkmasın mı? Başlar Adnan Bey’e, Berrin Hanım’a sövüp saymaya. İnzibatlar yaklaşırken sesini iyice yükseltir. Rahmetli Sırrı Amca’nın başını yakacak aklı sıra.
O da az kurt değil, “Hayır efendim” diye bağırır, “Gürsel’e hakaret edemezsiniz! Ben laf söyletmem toprağıma!” (Cemal Paşa Erzurumluydu, malum)  Askerlere döner “Bahın hele şu Aydınlının yaptığına!”
-Çıkar bakayım kafa kâğıdını! Hımmm Aydın ha! Sen gelir misin karakola?

 

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619133 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/619133.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT