BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Hayalet gemiler

İrfan Özfatura
Facebook

Biz hayalet gemi denince borçtan, harçtan, suçtan dolayı sahipsiz kalan; yatan, batan, karaya oturan tekneleri anlıyoruz ama...

Eskiden deniz yolculukları aylar alır, hele Hint, Sind yoluna çıkanlar ömürlerinden irice bir dilim ayırırlar.
Zordur, günlerce kara göremez, sebze meyve yiyemezler, diş etleri şişer, morarır, kanamalar (Skorbüt) başlar.
Afrika ile Uzak Doğu tifo ve hummaya açıktır. Avrupa limanları verem, tifüs, frengi kaynar.
Bazen gemidekiler vebaya yakalanır, alayı ölür, tekne sahipsiz kalır.
Yelkenler kâh dolar, kâh boşalır, akıntı oradan oraya atar.
Fareler cesetlerden sonra birbirlerini yemeye başlar, yamyamlaşırlar.
Eğer ambar kapakları kapalıysa gemi kolay batmaz, uzak ülkelerde bir kumsal bulur, uzanır mezarına.
İskelet dolu bir gemi ürkütücüdür, hele kendi başına yol alıyorsa.

MEÇHULE GİDEN BİR...
Bazı gemiler de çok varta atlatır, zamanla tayfalar güvenir, inanırlar ona.
Mesela Kırım Harbine katılan Mahmudiye dualı bir kalyondur, kolay isabet almaz. Hâlbuki üç güverteli gövdesi ile iri bir hedeftir, ağır ve hantal.
Bahriyelilere sorarsanız gece halatlarından kurtulup düşman üstüne savlete kalkar. Öfkelenir kızar, zapt etmekte zorlanırlar.   
Sivastopol önünde yatan gemiler
Atar da nizam topunu, yer gök inler
Avrupa’da hayalet gemi dendi mi akla "Uçan Hollandalı" gelir. Kaptanı zalim bir korsandır, tayfalarıyla müşaverede bulunmaz “bam” diye birini vurur, diğerleri ikna olurlar.
Tamam hırsızdır arsızdır ama denizcidir, fırtınaların üstüne üstüne gider, girdaplara dalar çıkar.
Ve efsaneler üretilir hakkında, yok hızla kayalara doğru gitmiştir de tam çarpacakken havalanmıştır filan.
Neyse masallar meraklısına kalsın, biz dönelim kayda geçen vakalara.

BASİT BİR HATAYLA
Titanik’in acıklı akıbeti malum, buna rağmen yolcu gemileri itibarlıdırlar.
Amerikalılar kızağa yeni bir transatlantik koyar, bizzat First Lady (Mrs Roosevelt) destek sağlar. Dizaynını da değiştirirler, kamaralarda oymalı ahşaplar yerine kromajlı çelik, seramik, sentetik malzeme kullanırlar.
Hani sofistike diyorlar ya, basitleştirilemeyen, sınıflandırılamayan girift ama sanki bir şeyleri noksan kalan...
Neyse gemi10 Ağustos 1940'ta demir alır. Boyu 220 metredir, ışıklarını yaktığında yüzen bir şehri andırır âdeta.
Mayıs 1941'de USS West Point adıyla donanmaya katılır. Kamuflaja boyanır, ranzalar takılır, düşünün tek seferde 8 bin asker taşır.
Singapur, Java, Avustralya gibi tehlikeli sularda dolanır. Sığ sahiller, mercanlar, kayalıklar, mayınlar, tayyareler, denizaltılar.
Birçok badire atlattıktan sonra döner işinin başına. İngiltere, Fransa ve Fas’a (Kazablanka) tarifeli seferler yapar. Bilahare Panama tarikiyle Tayland, Phuket, Manila...
Sonra Yunan Chandris grubu alır, adını Australis koyar. Pire ve Süveyş üzerinden Avustralya hattında koşar.  
Zaman zaman otel, hastane ve hapishane olarak planlansa da iskeleti sağlamdır. Son bir tamir için römorkörle çekiliyordur ki çelik halat kopar. Çok uğraşır ama bağlayamazlar. Gemi alır başını gider, Kanarya Adalarında oturur karaya.  
Dalgalar ürkütücü sesler çıkararak gövdesinde patlar, rüzgâr salonları dolanır, ıslıklanıp uğuldar. Günbegün birer plaka kopar ve sonunda karışır okyanusa.
Sen onca yıl Alman ve Japon namluları önünde dolaş, sonra basit hatayla... Bir nal, bir at hesabı...
Bir tel, bir halat!

ALKOL ÇARPAR
4 Aralık 1872… Atlas Okyanusu...
Dei Gratia gemisinin tayfaları garip bir gemi görür. Bu rüzgârda yelkenlerinin öyle olmaması lazımdır, ne yapmaya çalışıyorlar acaba?
Dürbünle bakarlar güverte boş, in cin top oynamakta.
Bir filika ile yanaşırlar, bağırır, çağırır, ıslık çalarlar çıt çıkmaz. Gemiye girerler kimse yok. Her şey yerli yerindedir, jiletler bile paslanmamıştır daha. Masada, ‘sevgili eşim Fanny….” diye başlayan bir mektup vardır, tamamlanmamıştır daha.
Acaba bir korsan saldırısına mı uğradılar? İyi de ne yüke dokunulmuş, ne kumanyaya.
Gemiyi yedekler, çeke çeke Cebelitarık’a getirirler.   
Edinilen bilgilere göre Mary Celeste gemisi iki ay evvel İtalya’ya doğru yola çıkmıştır. Gemide Kaptan Briggs, karısı Sarah, kızı Sophia ile yedi mürettebat vardır. 1.700 varil saf alkol taşımaktadır.
Olsa olsa methodu ile yazılan senaryolardan ilki "içip sarhoş oldular, kavga çıkardılar, birileri birilerini öldürdü, cesetleri suya attılar, filika ile kaçtılar."
Mümkündür, çünkü kan lekeleri vardır ortalıkta.
Ya da birkaç varil devrildi gemide sis ve koku başladı. Filikaya binip mesafe koydular araya. İşte o sıra yelkenler şişti gemi uzaklaştı… Bağlamadıkları urgan pahalıya patladı onlara.
O günlerde Batı’da kadın düşmanlığı vardır, gemide bir hanımın bulunmasını uğursuz sayarlar. Hurafecilere gün doğar: "Yaaa bak demiyor muydum ben sana!"

CIA'İN KİMYASALI
Malakka Boğazı… 1958.
Silver Star gemisi SOS sinyali alınca aradaki 50 mile rağmen SS Ourang Medan’ın yardımına koşar.
Gemi sessizdir, güverteye tırmanırlar, her tarafta cesetler vardır. Kaptan köşkünde, dümen başında, harita odasında. Herhangi bir darp izi yoktur ama kaskatıdırlar, gözleri iri iri açılmıştır, bir şaşkınlık vardır simalarında.
Telsizci koltuğa kaykılmıştır, eli butonun üzerindedir hâlâ. Dışarıda sıcak bir hava olmasına rağmen gemi buz gibidir, kaptan şüphelenir adamlarını toplayıp çıkar.
Tam zamanı!
Henüz uzaklaşmamışlardır ki bir infilak, koca gemi gömülür gider sulara.
Kimyevi silah taşıyor olmalıdır. Muhtemelen sızıntıdan.
İşin içinde CIA vardır, dosya kapatılır, kalkar rafa. 

BULAN YAŞADI
SS Baychimo 1914 İsveç yapımı bir buharlıdır.1921'de British Hudson Bay Company satın alır. Kanada sahillerini gezerek kürk toplar, avcılara çay, kahve, tütün, barut ve silah satar.
O kış (1931) Alaska açıklarında buzlara sıkışır. İçlerinden birkaçı geminin başında kalır, gerçekten kıymetli yükleri vardır. 5-6 ayı barınakta geçirmeli ve baharla çıkmalıdırlar yola.
Bekledikleri gibi sıcaklık yükselir, buzlar erimeye başlar. Gelgelelim o günlerde bir fırtına kopar, barakaya kapanır, burunlarını bile çıkaramazlar. Hava sakinleyince baksalar gemi yok, almış başını gitmiş deryaya. Birkaç gün sonra yerli bir fok avcısı gemiye rastladığını söyler, çook uzaktadır ama.
Kaptan Sydney Cornwell gemiye mi yansın yüküne mi? Koca okyanus, nereden bulacaksın bir daha?
Sağdan soldan kırık dökük haberler gelse de birbirini tutmaz.
Alaska hükûmeti gemiyi bulmak için çalışır, mesafe alamaz..
Aklınızda olsun, oralarda bir yerlerde samur dolu bir tekne var. Bulan yaşadı, tiko para.

EN KISA YOL BİLDİĞİNDİR
Octavius üç direkli bir gulettir, yükünü Grönland'a bırakmış dönmektedir (1761). Kaptanın odasında bir kadın ve çocuk vardır. Belki de o yüzden yolu kısaltmaya kalkar ve tekneyi riskli kuzeybatı geçidine sokar. Korktuğu başına gelir, buzlara sıkışırlar.
Hadiseden 14 yıl sonra balina avcıları tarafından bulunurlar. Herald gemisinin kaptanı yanına 7-8 adam alır, yarısı buzla kaplı (ağustos ayıdır oysa) gemiye çıkar. Kaptan masasında donmuştur ama dik oturmaktadır ve elindeki tüy kâğıda dokunmaktadır. Yanında sarışın bir kadın ve yorgana sarılmış bir çocuk vardır, bozulmamışlardır.
Cesetleri buzdan ayırmak için kendi gemilerine dönerler ki alet edevat alsınlar. O esnada Octavius buzdan kurtulur ve alır başını gider deryaya. Bakın şu aksiliğe ki Herald sıkışır bu defa.
Gazetecilere, romancılara ve ressamlara malzeme çıkar.
İşleri ne, allasın pullasınlar.

ŞİMDİ REKLAMLAR
Anlatılanlara bakılırsa Küba sahil güvenlik ekipleri, uyurgezer gibi dolaşan bir yük gemisiyle, irtibat kurmaya çalışırlar.
Çıt yok, bildiğin mevta.
Bakarlar, tam 90 yıl önce kaybolan SS Cotapix, avare dolanmaktadır sularda.
Seyir defteri muntazamdır, bir sıkıntı göze çarpmaz. Kayıtlara göre Kaptan W. J. Meyer emrinde 32 mürettebat ile çıkmıştır yola.
29 Kasım 1925'te Güney Carolina'dan 2 bin 340 ton kömür almış, 2 gün sonra acil durum çağrısı yapmıştır filan.
Efendim, üçgenler, şeytanlar, Bermuda...
Turizmle beslenen Küba'nın ihtiyacı vardır bunlara. İyi de hani gemi? Yok ortada.
Araştırmacı Barnette ise Cotapix'in Florida açıklarında Ayı Çukurunda battığını açıklar. Su altı fotoğraflarını yayınlar ayrıca.

BATILA YALAN GEREK
Kaptan Simon Reed nişanlanmıştır, bunu kutlamalıdır arkadaşlarıyla. Sevgililer Günü’nde (14 Şubat 1748) dostlarını gemisi Lady Lovibond'da ağırlar, ufak bir deniz turu iyi gelecektir onlara. Bakın şu işe ki tayfalar arasında sevgilisi Anetta’nın ilk kocası John Rivers da vardır. Mutlu çift neşeli kahkahalar atarken John öfkeye kapılır. Gece dümenciyi öldürür, kontrolü ele alır. Gemiyi Goodwin Sands kumsalına çevirir, hiçbirine acımayacaktır.
Ve gemi hayaletlere karışır. Güya kuğu kesilir, karanlık geceleri aydınlatır.
Aradan 50 yıl geçer, yine böyle bir şubat günü Edenbridge kaptanı James Westlake Lady Lovibond'u gördüğünü söyler, bir balıkçı teknesi de katılır iddiaya. Gazeteciler mal bulmuş gibi atlar, köpürtür, parlatır Sevgililer Günü’ne atıfta bulunurlar.
Araştırmacı George Behe ve Michael Goss çok çalışır ama tek iz bulamaz.  
14 Şubat dümeni.
Âşıklar para harcasın ki, patronlar yükü tuta. 

 

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619147 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/619147.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT