BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Mazisini arayan belde Arapgir

İrfan Özfatura
Facebook

Bir zamanlar nüfusu 50 bine yaklaşan meşhuur Arapgir, evladını evde tutmaya çalışıyor.

Sultan Melikşah Anadolu seferine Kutalmış oğlu Süleyman Şahı memur eder. İşi ehline derler ya, olamaz denilen şeyleri yapar, İznik ve İzmit'e ulaşır bir anda.

Doğu Anadolu'nun en güçlü şehirlerinden biri de Daskuza'dır. Sarp bir kalesi vardır, çok zorlanırlar. Komutanlardan Cihanşah, Cihangir denilen mevkide şehit olur. Arap Mehmed ise 40 cengaveri ile su yolundan içeri girer. İşte bu yüzden Arapgir derler ona 

Arapgir, "Türküdhul" gibi bir şey, doğrusunu Allah bilir mutlaka.

Zaten İlerleyen günlerde Daskuza da Taşgözü'ne döner, hisar da "Narin Kale" diye ünlenir civarda. 

Kâh Mamurat’ul Aziz’e, kâh Malatya’ya bağlanan Arapgir; Eğin, Ağın, Pertek, Çemişgezek, Divriği, Harput ile iç içedir. Aşağı yukarı aynı zerafette insanlarla karşılaşırsınız ve mimari eserler dikkat çeker ilk bakışta.

1312 (1894) tarihli salnâmeye göre Arapgir'de 29 mahalle, 88 köy, 415 dükkân, 35 cami, 38 mektep, 4 medrese, 11 kilise, 4 hamam, takriben 9 bin bahçe, 36 değirmen ve fabrika bulunur. Nüfuz ezici ekseriyetle Müslüman.

İpek yolunun işlediği tarihlerde parlak bir kasabadır. İlhanlı ve Danişmentliler tüccara kolaylık sağlar. Osmanlı ona keza.

DUT, PEKMEZ, BASTUK

Mâlum bir yerde dut çoksa, pekmez küplerden taşar, pestil, bastuk, cevizli sucuk yaparlar.

Ama piyasaya asıl yön veren ipekçilik olacak tezgahlar takırdayacaktır leyl-i vennehar.

Asrın başlarında Arapgir; Erzincan, Elaziz ve Malatya'dan geri kalmaz. Çarşılar kıpır kıpırdır, renkler kokular... Deveci Han sarılıdır dükkanlarla.

Arapgir işi manusalar (ipek pamuk karışımı bir kumaş) pek itibarlıdır, Avrupa'da kapışılırlar.

Arapgirliler Basra, Bağdat, Diyarbakır, Harput yoluyla gelen baharatı alır, Erzincan, Erzurum, Giresun, Trabzon'a satar. Yine Beyrut, Halep, Ayntap'tan gelen sabun ve zeytinyağı buradan dağılır civara.

Ne zaman ki Demiryolu başka bir hattan geçer Arapgir kuytuda kalır, artık hayvan kervan devri de değildir göç vermeye başlar. Esnaf haliyle ayakların çok dolaştığı yerlere kayar.

Hele devlet dokumacılığa girince sanatkar pes eder, canım tezgâhlar göz göre göre heba olur, kırar atarlar odunluğa...

REYHAN ŞERBETİ

İşte o durgunluk devam ediyor hâlâ. Garip bir sessizlik, o muhteşem konakların eşiklerinde ot bitmiş, doğramaları çürüyor. Dükkanların kepenkleri pas içinde, en son müşterisini ne zaman karşıladı acaba?

Şimdi ağır kamil bir yaşlı bulmalı ki bize eskileri anlatsın.

Gel seni Asım Amca'ya götürelim diyorlar. Zili çalmıyorlar bile bahçe kapısı ardına kadar açık, girip sedirlere oturuyorlar.

Ev bildiğiniz müze, siniler semaverler, mangallar. Eski ütüler, el aletleri, radyolar. Mutfak malzemeleri serapa... Beş nesil geriye gidiyorsunuz burada.

Asım Amcamız çocukken bile yeni oyuncaklara bakmazmış, onun gözü topaçlarda, kaynana zırıltılarında, sapanlarda... 

Bahçe alabildiğine uzanıyor, dallar çıngıl çıngıl meyva... Nasıl kavun, salatalık kokusu, "yemek serbest" diyor, "girin, dalın, sormayın bana!"

Domates biber patlıcan, hepsi var ne ararsan. Taraçalarda kayısı ve dut sergileri ile pekmez tepsileri yan yana.

Bu havalide pekmezi kaynattıktan sonra güneşe bırakıyor, suyunu uçuruyorlar öğlen sıcağıyla. Mübarek zamk gibi oluyor adeta.

Asım Amca reyhandan mamul nefis bir şerbet sunuyor. Muhteşem bir lezzet tanıtılmalı mutlaka.

Kühne üzümünün de tescilini almışlar, mor reyhan ve tandır kebabından sonra.

Sadece mor reyhan, kühne üzümü değil her mevsim meyve var dallarda. 

ÇEK İKİ KURU AZ PİLAV!

Efendim Asım amcanın babası lokanta çalıştırıyormuş. "Eh baban aşçıysa sana da yamaklık düşer" diyor. "Seviyorsan yormaz ama... Yoksa sabahın seherinde dükkan aç, temizlik yap, patates soy, soğan doğra, masa sil, bulaşık yıka. Sonu yok nefes bile alamazsın bir daha. O zamanlar da Arapgir nasıl kalabalık," öğlenleri müşteriye yetişemiyoruz. Alayı birden geliyor, hepsi de gözüne bakıyor, pilav getir, tatlılardan ne var, ilave çorba. Servis açmak yemekleri saymak maharettir, bilseniz ne incelikleri var.

-Peki iyi bir yemek için?

-Bir kere etin ve sebzen güzel olacak. Acele etmeyeceksin, kısık ateşte ve sabırla... Biz yemekleri odun ocağında pişirirdik, kuzine gibi dört beş tencere koyarsın üstüne. Elbette meşe odunu ve bakır tencere. Maltız ateşinden de vaz geçmedik, çömlekte pişiriyoruz hâlâ. 

Derken babam TEK'ten bir tabldot ihalesi aldı. 30-40 teknisyen, başlarında mühendisler var. Köylere elektrik götürüyor, arızalara koşuyorlar. Elektrik Fırat'tan üretiliyor ama önce Tokat'a gidip sonra geri geliyor. Halbuki Keban burnumuzun dibi. 20 km ya var, ya yok arada. Rahmetli Özal "olur mu canım öyle saçmalık" dedi de düzeltti yıllar sonra.

Elektrikçiler bizim yemeklerden bi elektrik aldı herhalde. Kapları sünnetliyor, tertemiz ediyorlar. Elazığ’a gidip tavuk alırdık, eskiden kendimiz kesip yolardık. Güzelce yıkar paklar, kaynatır, soslar hazırlar salardım fırına. 

Çocuktum ama Genel Müdür Yrd Ataman Beyle görüşürdüm rahatlıkla.

Bazen teknisyen sabah kahvaltısını yer, tabldotunu alır gider. Akşam sorarsın nerede? "O yok artık" derler "gelmeyecek bi daha!"

İnna lillah!

Ah o enerji nakil hatları! Gencecik yaşlarında.

2005 yılıydı, bir misafir geldi, nasıl bir ezan okudu bayıldım, bir süre kıraat dersi aldım ondan. Derken Malatya’dan bir hattat gezmeye gelmiş, baktı ilgiliyim, kurs açtı, o gün bugün talebesiyim. Hat beni çok rahatlattı, tavsiye ederim bütün dostlara.

GÖZÜM ÇERÇİLİKTEYDİ...

Askerlik yaptıktan sonra daha sıkı çalıştık. Beni bana bıraksalar çerçi olur, köy köy dolanıp eski toplardım. Sadece terekelerden (mevta kalanları) kırk müzelik antika çıkar.

Bu eşyaların hepsi Arapgir havalisinden. Elden geçirip oyalanıyor, rahatlıyorum. Kimseye zevalım zararım dokunmuyor, dil ve göz afetlerinden uzak duruyorum.

Merak işte, bence en basitleri bile çok değerli. Kendim siliyor paklıyorum. Kışın toplaması üç hafta sürüyor, yazın yayması da bir ayımı alıyor.

Paslananları siliyor, gerekenleri yağlıyorum. Çocuk gibi bakıyorum onlara.

Malatya çok istedi ama bu Arapkir’in malzemesi bize yakışır. Benim memleketim değerlendirsin dedim. Bak mesela şu gördüğün divan sinisi 30 kilo, dövme bakır, Müftüzadelerden kalma. Artık ustası da yok, altın döksen yapamazlar.

Yıllardır korudum kolladım, gelenlere anlattım, helal hoş olsun ama yıpranıyoruz zamanla. Bir yer açın diyorum, dizelim heder olmasın. Burada metruk konak çok Safranbolu’yu kırka katlar.

Memleketimiz bir müze kazanır hiç olmazsa. 

NERDE O ESKİ....

Eski Arapgir çok güzeldi, eşrafı edepli terbiyeli insanlar. Bak yetmiş yaşındayım, küfürlü bir söz duymadım çarşıda. Köklü bir belde, yedirmeyi içirmeyi severler, muhabbetleri tatlıdır sonra. 
Biz pek okumadık ama çok dinledik. Sözlü kültür çok güçlüdür buralarda.
Özlüyoruz, çocuklarımızı da öyle yaşatmak istiyoruz.  Lâkin gençlerin konuşmaları kıyafetleri değişiyor. Liseyi bitiren üniversiteye gidiyor ve ayağı memleketten kesiliyor. İşini ve eşini dışarıda bulan zaten dönmüyor, bırak dönmeyi anasını babasını da alıp götürüyor. 
Eski kadınlar çarşıya gitmez, kocasının dükkanına bile girmezdi. Mahalle aralarında esnaf teyzeler olurdu, komşular ne isterse getirir ayaklarına. Şiş, tığ, orlon, makara... Çamaşırını da seçerler rahatlıkla. 
Bura merkez gibiydi Pazartesi ve Cumaları çok kalabalık olur. Eğin ve Ağının köyleri oluk oluk akar. 
Vilayet hakkıydı ama İnönü söz verdi yapmadı, boşuna oyaladı.
Şimdi esnafın da bir hususiyeti kalmadı, büyük marketler geldi, paketli markalı ürünler dizildi raflara. Biliyor musun bu raf ömrü bizi de bitirecek sonunda.
Eskiden Arapgir’e giren iki şeyle karşılaşırdı. Kekik kokusu ve mekik takırtısı. Her evde tandır vardı, güzün oturur kışlık ekmek yaparlardı. Tandırın dumanı taa uzaklara gider, ve çok nefis kokar. 
Şimdi ne ekmekler, ekmek ne buğdaylar buğday.  Bir sürü katkı şekeriniz yükseliyor boşuna.

HAT VE KIRAAT

2005 yılıydı bir misafir geldi, nasıl ezan okudu bayıldım, bir süre kıraat dersi aldım ondan. Derken hat hocam Malatya'dan gezmeye gelmiş, baktı ilgiliyim kurs açtı, o gün bugün talebesiyim. Hattatlık beni çok rahatlattı, inanın şiddetle tavsiye ederim dostlara.

GİZLİ KANYON

Eski Şehir, Kozluk Vadisi ve Göz Vadisini içine alan Kayaarası Kanyonu neredeyse 40 km. Eğin’deki Karanlık Kanyonu’nu da kattın mı al sana muhteşem bir Milli Park.

Yeni ilçe merkezi betonlaşma ile boğuşuyor. Yazın kurudu sarardı diyelim, 5 km iniyorsunuz Eski Şehirde dereler şırıl şırıl. Pınarları nasıl güçlü, düşünün Fırat'ı besliyor.

Asım Usta evini gezenlerden ücret istemiyor, izzet ve ikramda bulunuyor ayrıca. 

 

BİLABEDEL

Asım Usta maaşının yarısını faturalara yatıran bir BAĞKUR emeklisi ama evini gezenlerden ücret istemiyor asla, izzet ikramda bulunuyor ayrıca.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621087 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/621087.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT