BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Parayla saadet olsa!..

İrfan Özfatura
Facebook

Biz çocukluğumuzda çam kabuklarından kayık oyardık. Kolay işlenir ve güzel yüzerdi. Bazı arkadaşlar yelken ve dümen takarlardı hatta.
Marangoz atıklarına bayılırdık sonra. Birkaç parça seçer “Bu benim ossun mu” derdik ustaya.
Ve o, bizim olurdu mutlaka.
Kalemi aynı kalfalar gibi kulağımıza takar, çıtalardan kılıç, uçurtma çıkarırdık, takozlardan otobüs, kamyon, araba. Tahta ile uğraşmaya doyamazdık, vakit ne çabuk geçerdi ya.
Eskiden sıvacılar iskele çakar, iş bitince atarlardı kenara. Bunlar yer yer harca bulansa da tıfılların işine yarar. Elinize üç dört çıkma rulman geçirebilirseniz tornet yapabilirdiniz mesela.
Asfalt ana caddelerde olurdu anca. Arabanız toprak yolda tekler. Arasına kum girdi mi bilyeler kitlenir, “şanzıman dağıtır” mahalle ağzıyla.
Ön dingili hareketli yapar, iki ucuna kaytan bağlarsın, artık sendedir kumanda. Şimdi tam gaz dalabilirsin virajlara.  
Eğlenceli miydi? Hem de nasıl. Son dönüşü keskin yapar savrulup yuvarlanırsın arkadaki akranınla. Şimdi çocukluğuna doyamamış haytalar spin atıyor spor arabalarla.

KENDİ YAPTIĞIN BAŞKA

Asıl keyif, oynarken değil yaparkendir. Testere on evden birinde olur, nazla niyazla alınır, ricayla. Üç liralık alet için beş liralık nasihat dinlersin, tekaüt amca “bak çiviye değmesin ha” der defalarca.
Bir plastik top peşinden kırk çocuk koşar. Ayakkabı burunları timsah ağzı gibi açılır, pantolonlar dizinden delinir dikildiği gün daha.
İhtiyarlar bunların arpası fazla gelmiş deseler de boğuşup durursunuz gün boyunca. Kazkanatları, boyunduruklar... Mintanlar yırtılsa da kin girmez araya.
Kızlar evcilik oynar, bir kumaş parçası halı olur, yoğurt kapları kanepe divan. Çomaktan bebekleri besleyip doyurur, yatırıp uyuturlar. Annelerini taklit eder, kahırlı kahırlı konuşurlar, işlerinin çokluğundan yakınırlar.
Bazıları tek tek sekerekten bi’ seksek oynar, bakar kalırsın hayranlıkla. Bir ip atlarlar saliselik zamanlama. Urgan tam ökçelerine değecekken hoplar, çevirenler git gide hızlandırır, vınlatmaya başlar. İp şıp şıp ses çıkarır değdikçe toprağa. Devir arttıkça sıçrama mesafesi azalır, topukları belli belirsiz kalkar.
Büyüyünce Çerkez gelinleri gibi minik adımlarla yürüyecek, merdivenden kayar gibi ineceklerdir âdeta. Bir kahve taşırlar, mümkün mü damlasın tabağa.

GİT KUMDA OYNA

Kum kamyonu yükünü getirip inşaata dökünce mahalleye eğlence çıkar. Bu ıslak yığın işlenmeye müsaittir. Yollar yapabilir, tüneller açabilirsiniz. Önce nazım planı çizersiniz, burası garaj olsun, burası meydan. Sanki koca bir dağ bağışlanmış, oturun şehir kurun denmiş yamacına.
Oyunların yarısı toprakladır, çukurlar kazılır, çizgiler çekilir, taşlar dizilir, elektriğiniz zemine akar.
Ve ağaçlar tabii. Mekânınızdır onlar. Bir bahçe budandı mı ne malzeme çıkar ama. Düzlerden ok yay yaparsın, çatalından sapan. Bazılarının içini boşaltıp patlangaç oyarsın, tohumları piston mantığı ile sıkıştırıp atarsın.
Elinize bir varil çemberi geçmişse sultansın, “bidebensürümmilen” diyenlere “Al bakalım” der, bağışta bulunursun âdeta.

TELDEN ARABA

Bizim nesilde telden araba yapmayan yoktur. Herkes tel kıvırır da bazıları gerçekten sanatkârdır. Bildiğin otobüs yapar, koltukları dizer koridora. Model mühimdir, nazire yapmalıdır Magirus’a.
Velespite kiralanarak binilir, sünnet parası bile yetmez, rüyalarda görülür anca.
Geçen sitenin askılarına baktım üst üste yüzlerce bisiklet, çoğu da pahalı şeyler. Vitesliler, amortisörlüler, sedef boyalılar.
Lastikler çürümüş, zincirler kopmuş, kıpkızıl pas baştan başa.  
Hâlbuki çocuk dediğin, günde üç kere silip, parlatmalı. Teker göbeklerini yağlamalı, kadroya şeritler dolamalı, gidona ziller, güller takmalı.

İŞTE BUDUR YA!

Özlediğimiz çocukluk Afrika’da kısmen yaşıyor. Yaprakları poşetleyip top yapanlar, sarmaşıkla saranlar. Eğreti kamyonuna yağ bidonundan damper, şişe kapağından tekerlek uyduranlar.
Yetimhanelerde çocuklar yıl boyu paşo (mısır bulamacı) yiyor ama gülüp oynuyor çığlık çığlığa.
Yalın ayaklarına, yırtık urbalarına, mütevazı sofralarına bakınca acıyoruz da, sıkıntı bizde aslında.
Eskiden gürültülü olur diye okul yanlarında ev tutulmazdı. Şimdi ürkütücü bir sükûnet çökmüş avluya, obez adaylarımız telefonlarını alıp çekiliyor kuytulara.

Bİ’ YANLIŞLIK VAR AMA

Sabah evlerinin önünden konforlu arabalarla alınıp pahalı kolejlere götürülen veletlere bakıyorum. Yüzlerinde şikâyete meyyal bir ifade, ağlak ağlak mızıldıyorlar analarına.
Karınları kesin tok, üstleri başları yeni, ceplerinde para, şunu da aldırsam mı acaba?
Daha çok şey istiyor, daha az mutlu oluyorlar. Üstlerine titredikçe kaprisleri artıyor.
Evlerinde temiz su var, şofbenden sıcağını, dolaptan soğuğunu alabiliyorlar. Analarının “iyi ki varsın” dediği varsıllar, niye gülmüyor? Köleler, efendilerini mi doğuruyor?
Afrikalı çocuk neşeyle uyanıyor, su taşıyor, çapa yapıyor, keçi güdüyor, mektebe koşarak gidiyor. Üç kuruş harçlığı olursa düğün bayram. Elindekinin kıymetini biliyor, üzmüyor, yormuyor, kendini eğlemesini biliyor. Toprakta yatıyor, üşüyor, kirleniyor. Yalın ayak, başı kabak ama gülebiliyor.
Biri hakikaten zavallı...
Hangisi acaba?

ÇOCUK SEVİNDİRMENİN HAZZI BAŞKA

İhlas Vakfı Kurumsal İletişim Müdürü Şaban Çakır’a Asyalı ve Afrikalı çocukların ihtiyaçlarını soruyoruz. Öncelikle kıyafet ve gıda diyor. Kitap ve kırtasiye sıkıntısı ortada. Çekmecelerimizde atıl duran kalemler, ajandalar bilseniz ne kadar işe yarıyor. Küçük şeylerle sevinmesini biliyorlar, kız çocukları basit bir tokadan, kolyeden, nasıl mutlu oluyorlar.
Bazılarının cildi kül gibi soluk, gözleri kum içinde, ciltleri pul pul dökülüyor.
Alıp sıcak su ve sabunla yıkasan, temiz kıyafet giydirsen ışıl ışıl parlayacaklar. Sandığınızdan da fazla yetim var, bazı ülkelerde mektepler paralı, anneler karşılamıyor, nice zeki çocuk heba oluyor.

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
626610 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/626610.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT