BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

HDP’nin kapatılması teferruattır!..

Evet, HDP’nin kapatılması yalnızca teferruattır. Terörle mücadelede temel meseleler ise bambaşka… Bir önceki yazımızda, bölücü örgüt kontrolündeki siyasi faaliyetin son otuz yıllık özetini yapmıştık. Peki, bundan sonrası?..
 
PKK uzantılı siyasi faaliyet çizgisinde, parti kurma, kapatılan partiler yerine yenisini koyma, gerektiğinde yedekleme ve icabında kendini feshetmenin sıradan işler olduğu ayan beyan ortada… Salı günkü yazımızda, son otuz yılda bu şekilde kurulup kapatılan tam yedi partinin serüvenini özetlemiştik. Bugün de kapatma davasıyla yüz yüze gelmesi kesinleşen HDP’nin durumuna bakalım…
1990’lardan bu yana, HDP ve onun seleflerine yönelen oy oranı, yüzde 3’lerden başlayarak yüzde altı seviyelerinde kemikleşti. Zaman zaman bu oranın yüzde 11’leri aştığı da görüldü. 2018 Haziran seçimlerinde HDP, yüzde 11,7 oy almayı başardı. Demektir ki, parti isminden ziyade, ülkedeki seçmen davranışına ve onun sonuçlarına bakmak gerekiyor… Zira her şart altında konsolide olabilen bir seçmen kitlesi söz konusu. Öyle ki bu kitle, “örgütsel” bir kontrol ve yönlendirme ile sırası geldiğinde; parti dışında, bağımsız adayları dahi, büyük bir oy disiplini ile seçebiliyor. Diğer partilerde bu derece sıkı bir organizasyon mevcut değil… Şu hâlde bu siyasi bilenmenin sosyolojisini doğru okumak gerekiyor.
Eskiye nazaran, parti kapatılması zorlaştırılmış olmasına rağmen, dava açıldığı takdirde her türlü sonuç çıkabilir… Ve bu davanın açılması için MHP çokça bastırıyor. Cumhuriyet Başsavcılığı davayı resen açmazsa, MHP tüzel kişiliğinin bizzat bunun için talepte bulunacağı resmen ilan edildi… Gelelim asıl meseleye. Yani HDP’nin kapatılması veya kapatılmaması, ne getirir ne götürür? Bugüne kadarki tecrübelerde, siyasi partilerin kapatılması; terörle mücadele hususunda bataklığı kurutmaktan ziyade, sivrisinekleri öldürme mesabesinde kaldı!.. Daha açıkçası beklenen sonuçları doğurmadı. Hiç şüphesiz, her siyasi parti anayasa ve kanunlara göre faaliyet sürmek zorunda. Bunun dışına çıkması hâlinde gereğinin yapılması kaçınılmaz. Fakat terör örgütünün tahakkümü altındaki partiyi bu durumdan kurtarmak, herhâlde öncelikli durum olmalı. Dağa adam devşirmenin önüne geçmek kadar önemli bir mesele! “Dağa çıkmak yerine düz ovada siyaset yapma…”, ama bunu terör örgütünün aparatı hâline gelmeden yapabilmesi. Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne sadakatle bunu yapmak isteyenlere fırsat vermek. Bunun için terör örgütünün militanlığına soyunan kişilerle diğerlerini, yani terörü reddedenleri ayırt etmek gerekir şüphesiz…
Gerçek şu ki, bu bölücülük hareketinin kökü çok derinlerde… Ve biliyoruz ki, Türkiye düşmanlarının büyük destekleriyle yürütülüyor. Rus Çarlığının iki yüz küsur sene önce ektiği fitne tohumları, bilahare İngiliz ve Fransızların sinsi politikalarıyla beslendi. Daha sonraları Amerika da devreye girdi ve günümüzde en tehlikeli destekçisi hâline geldi… Bunlara ilaveten daha pek çok irili ufaklı aktör işin içinde. Almanya’dan Hollanda’ya, Danimarka’dan İsveç’e. Belçika’dan Yunanistan’a, İsrail’den Birleşik Arap Emirliklerine, İtalya’dan İran’a… Bugün devlet olmaktan çıkmış olan Suriye dahi, uzun yıllar boyunca kanlı örgüte yardım ve yataklık yaptı. Tekrar belirtelim ki, bu tablo karşısında, terör örgütünün kendisi ve onun siyasi uzantısı gerçekten teferruat sayılır. Zira hem terör örgütünün bertaraf edilmesinde hem de yurt içinde onu arkalayan siyasi yapılar ile başa çıkma konusunda, Türkiye her zaman yeterli güce sahiptir. Ne var ki, yukarıda saydığımız destekçilerini, Türkiye aleyhine politikalardan caydırmak, vazgeçirmek kolay değil! Dolayısıyla buna göre hesap yapmak lazım… PKK’nın hayat damarını kurutmanın tek yolu var. Arkasındaki dış destekleri ortadan kaldırmak!.. Düşününüz ki,  Suriye’de yaşayan Kürtlerin ekseriyetinin nüfus kâğıdı bile yoktu. Buna rağmen, Hafız Esad Rejimi, güya Kürtler hesabına çalışan kanlı terör örgütünü kullanabiliyordu… Böylesine kirli tezgâhların ürünü olan terör örgütü, bugün bizzat ABD’nin himayesinde, Suriye topraklarında bir terör devletçiği kurmak için uğraşıyor…
2011 yılına kadar Irak’ın kuzeyinde yuvalanan, daha sonra da Suriye’ye yayılan ihanet şebekesinin, ABD tarafından resmen korunup kollanması, meseleyi bambaşka bir safhaya taşımış bulunuyor… Açıkçası, millî birlik ve bütünlüğümüz için büyüyen tehdit ve tehlikeleri bertaraf etmek için, çok önemli bir kavşakta bulunuyoruz. Burada Türkiye’nin en büyük silahı stratejik ağırlığı ve caydırıcı gücüdür… Bu gücün en doğru ve en etkili şekilde kullanabilmesi için, öncelikle içeride kuvvetli birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. İşte bu noktada HDP’ye oy veren, altı milyon civarındaki vatandaşın durumunu çok iyi değerlendirmek şart. Siyasi söylemlerde, her ne kadar hedef olarak HDP alınmak isteniyorsa da, kimi zaman ciddi kırgınlıklara yol açacak beyanlar sadır oluyor.
Dikkat dikkat! Terör örgütü ve yandaşlarına ajitasyon fırsatı vermek asla doğru değil. PKK’ya yardım ve yataklık yapanları hedef alırken, sade vatandaşı dışlayıcı ve incitici beyanlardan, davranışlardan zinhar kaçınmak lazım!..
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617760 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-kapan/617760.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT