BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

6-7 EYLÜL HADİSELERİ VE LİNÇ KÜLTÜRÜ

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
6-7 Eylül 1955 günü patlak veren ve binlerce binanın yakıldığı, eşyanın tahrip ve yağma edildiği, insanların öldürüldüğü hadiseler, tarihe kara bir sayfa olarak geçmiştir.
 
Sona eren balayı
Türkiye ile Yunanistan arasında 1930’da başlayan balayı, 1954’te Yunanistan’ın o zaman İngiliz müstemlekesi olan Kıbrıs’a kendi geleceğini tayin hakkı tanınması hususunda Birleşmiş Milletler’e müracaatı ile son buldu. BM bu müracaatı kabul etmeyince; EOKA, adada İngilizlere karşı terör faaliyetlerine girişti. Bunun üzerine İngiltere, Türkiye ile Yunanistan’ı 29 Ağustos’ta Londra’ya konferansa çağırdı.
Hâdise Türkiye amme efkârını işgal etti. Bazı siyasiler, meseleyi Meclis’e taşıdı. Bazı gazeteler hemen her gün Yunanistan, Türkiye Rumları ve Patrikhane hakkında kışkırtıcı neşriyata başladı. Türkiye’deki Rumların Türklerden daha müreffeh bir hayat yaşayan asalaklar olduğu dile getiriliyordu. Millî Amele Hizmeti’nin (MAH, yani o zamanki MİT) desteklediği Millî Talebe Cemiyeti, Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti gibi teşkilatlar hadisede kilit rol oynamaya başladı. Yunan matbuatı da, başta Atatürk’e hakaret olmak üzere buna kışkırtıcı bir şekilde cevap vermekte gecikmedi.
Adadaki Türk liderlerden Fazıl Küçük’ün Türklere katliam hazırlığını ihbar eden mektubu 16 Ağustos’ta neşredildi. Vatandaşlar, mücadele için Kıbrıs’a gitmek üzere müracaatta bulunmaya başladılar. 5 Eylül’de Londra’daki Fatin Rüştü Zorlu, müzakerelerin zor geçtiğini, Türk amme efkârınn infiali kozunu ileri süreceğini söyleyince, vaziyetten vazife çıkaran kesim için fitili ateşlemenin zamanı gelmişti. Hükûmet oyuna getirilecek; masum infial kozu, büyük bir ‘pogrom’a dönüşecekti. (Pogrom, dinî, etnik veya siyasi sebeplerle bir gruba karşı yapılan şiddet hareketleridir.)
 
Kıbrıs Türk'tür
 
Evvela Taksim’de gösteri yapan bir grup genç, ülkede Yunan düşmanlığının hedefi görülen Patrikhane’ye Kıbrıs Türk’tür yazan bir çelenk koydu. Bayrağa dil uzattığı gerekçesiyle bir Rum genci dövüldü. Bazı Rum gazeteleri ateşe verildi.
6 Eylül 1955 günü saat 13 ajansında Türkiye radyosu Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bomba atıldığı haberini geçti. 20 bin tirajlı bulvar gazetesi İstanbul Ekspres, haberi aynı gün yaptığı iki baskıyla ilan etti. Gazetenin sahipleri Mithat Perin ve Gökşin Sipahioğlu’nun MAH ile irtibatı olduğu biliniyordu. Bombayı iki gün evvelden bildikleri için, kâğıdın kıt olduğu bir zamanda o zamana kadar görülmemiş 300 bin tiraj için kâğıt stoku yapmışlardı.
Öğleden sonra bir grup İstiklal Caddesi’nde toplanarak gayrimüslimlerin iş yerlerini taşlamaya başladı. Sonra, Beyoğlu, Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı gibi mahallelere dağıldı. Hadiseler, Eminönü, Fatih, Eyüp, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, Arnavutköy, Bebek, Kadıköy, Kuzguncuk ve Çengelköy’e yayıldı.
 
Sünnet edilen papaz!
 
“Makarios’a Ölüm” ve “Kıbrıs Türk’tür” diye slogan atan mütecavizlerin ellerinde Atatürk ve Bayar’ın resimleri vardı. Çoğu Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti’nden talebelerdi. Her semtte gayrimüslim vatandaşlara ait ev ve dükkânlar evvelden tespit edilmiş; hatta bazısı (Naziler’in yaptığı gibi) geceden tebeşirle veya soba boyası ile işaretlenmişti. Bazılarının elinde sokak ve kapı numaralarını gösteren listeler vardı. Ellerindeki sopalar tornadan çıkmışçasına aynı büyüklük ve uzunlukta idi.
Polis, hadiseleri seyretmekle iktifa ediyordu. Türkler, gayrimüslimlerle karıştırılmasın diye kapılarına bayrak asarken, bazısı gayrimüslim komşularını korumaya çalışıyordu. Dükkânlardan hıncını alamayanlar apartman katlarına çıkıp evlerdeki eşyayı sokaklara atıyor; mağazalardaki Rumlar sokağa çıkarılıp dövülüyordu.
Kiliseler ateşe verilmiş; bazı papazlar sünnet edilmiş; mezarlıklardaki kemikler sağa sola atılmıştı. Caddeler kumaş ve eşya denizi hâline gelmişti. Bayrağı olmayan otomobiller camları kırılıp ters çevriliyordu. Tahripçiler Taksim Abidesi’ne çıkıp bayrak sallayarak zaferlerini kutladılar. Böyle bir taşkınlık Türk tarihinde görülmemişti.
 
Bugün bedava
 
Yüksekkaldırım’da bir Yahudi, kargaşa arasında komşusunun tabelasını alıp kendi dükkânına asarak kurtulmuştu. Tabelasındaki ‘’Doçent’’ kelimesini gayrimüslim ismi zannedip, bir Türk tabibin muayenehanesini de tahrip etmişlerdi. Tünel’de Cevat Bey’in manifatura dükkânını yağmalamaya başlayınca, adamcağız Türk olduğunu ispatlamak için pantolonunu indirmek mecburiyetinde kalmıştı. Beyoğlu’ndaki umumhanelerdeki gayrimüslim sermayeler de “Bugün bedava” sloganıyla yağmadan payını almıştı.
Liondor adlı ipekçi mağazası, gayrimüslim zannedilir korkusuyla bayrak asmakla iktifa etmemiş, vitrine Mushaf koyup, üzerine “Elhamdülillah Müslümanız” yazmıştı. Aziz Nesin, o gün lokantalardaki çerçeveli Atatürk resmi bolluğuna şaşırdığını anlatır.
Hızını alamayanlar sürat motorlarıyla Adalar’a geçip, yağma ve tahribi orada sürdürdüler. Gece hızını arttıran hadiseler ertesi günü de devam etti. İskenderun, Çanakkale ve İzmir’de de benzeri hadiseler oldu. İzmir’deki Yunanistan konsolosluğu ateşe verildi. 6 Yunanlı NATO subayının evi yağmalandı. İngiliz Kültür Enstitüsü’ne ve limanda demirli iki İngiliz gemisinin mürettebatına mazota bulanıp tutuşturulmuş taş veya kumaşa sarılmış teneke kutularla saldırıldı.
Tam bu esnada İstanbul’da birkaç tane milletlerarası konferans tertipleniyordu. Dolayısıyla hadiseler dünya aktüalitesine çok menfi tesir yaptı. Hem mali sıkıntıları çözebilmek adına Dünya Bankası ve milletlerarası finans çevreleriyle; hem de Londra’da müzakereler yürüten hükûmeti müşkül vaziyete soktu.
 
Uzak şehirlerden yağmaya
 
Geride kalan manzara korkunçtu. Aralarında 2 papazın da bulunduğu 11 ila 16 kişi ölmüş; 30 ila 300 kişi yaralanmıştır. 60 kadın tecavüz sebebiyle hastanede tedavi görmüştür. 5300 ila 7000 bina (dükkân, ev, otel, eczane, okul, fabrika, kilise, manastır, sinagog, mezarlık, ev) tahrip edilmiştir.
Tecavüze uğrayan iş yerlerinin %59’u Rum, %17’si Ermeni, %12’si Yahudi, %10’u da Müslümanlara; evlerin %80’i Rum, %9’u Ermeni, %5’i Müslüman, %3’ü Yahudilere aittir. Fransız, İtalyan, Avusturyalı ve Almanlara ait iş yerlerinden başka, İsveç Sefareti ile Ermeni ve İngiliz mezarlıkları da tecavüze uğramıştı.
200 bin kişinin katıldığı hadiselerde, yağma için başka şehirlerden yüzlerce kişinin geldiği/getirildiği anlaşıldı. Maksadın katliam değil, gayrimüslimleri tasfiye ederek, mallarına çöreklenmek olduğu bellidir. Nitekim Türkiye’deki Rumların büyük ekseriyeti Yunanistan’a göç etmek mecburiyetinde kaldı.
Hasarın yekûnunun o zamanki parayla asgari 100 milyon sterlin (150 milyon dolar) olduğu hesaplanmıştır. Hükûmet, 8 Eylül’de bir özür beyanı ile zararın tazmini, vergi kolaylığı, ucuz malzeme verme ve ithalat, banka borçlarının tehiri sözü verdi. Reisicumhur Celal Bayar’ın önayak olmasıyla bir yardım kampanyası açıldı. Buna iştirak eden 100 kadar firmanın yarıya yakınının gayrimüslimlere ait olması dikkat çekicidir. Toplanan 9 milyona, hükûmet de 60 milyon ilave ederek zarara uğradığını tescil ettirenlere tazminat ödedi.
 
Muhteşem örgütlenme
 
Suç, evvela komünistlere yıkılmak istendi. Aralarında Kemal Tahir ve Aziz Nesin’in de bulunduğu 45 kişi tevkif edilip mahkemeye çıkarıldı; ama beraat etti. Örfi idare mahkemeleri 5500 kişiyi muhakeme etti. Hadisenin asıl failleri üzerine gidilmedi/gidilemedi. Nihayet 228 kişi suçlu bulundu.
Hadise en çok Demokrat Parti hükûmetinin aleyhine olduğu hâlde, 27 Mayıs darbesinden sonra dosya yeniden açıldı. Evvelce Meclis’te “Hadiseler komünistlerin işidir” diyen Fuat Köprülü, şimdi siyasi husumet sebebiyle, hükûmeti işaret ediyordu. Darbeciler Adnan Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu’yu 6’şar, İzmir Valisi Kemal Hadımlı’yı 4,5 yıl hapse mahkûm etti.
Enteresan olan, mahkemeler esnasında Atatürk’ün doğduğu eve atılan bombanın, diplomatik çanta içinde Selanik Başkonsolos Yardımcısı Mehmet Ali Tekinalp tarafından Türkiye’den getirilen iki dinamit lokumu olduğu; Türk Başkonsolosluğu’nun bekçisi Hasan Uçar tarafından bahçeye atıldığı anlaşıldı. Uçar’ı azmettiren, Selanik Hukuk Fakültesi talebesi ve MAH elemanı Yunan tebaalı Oktay Engin’di. Diplomatik muafiyet sebebiyle konsolos yardımcısı kurtuldu. Yunanistan, Oktay Engin’e 3,5 yıl ve Hasan Uçar’a 2 yıl hapis cezası verdi. Türkiye’ye iltica eden Oktay Engin, cezadan kurtuldu; tahsilini tamamlayarak Emniyet’te çalıştı. Kaymakam ve vali oldu.
Bir Özel Harp Dairesi (o zamanki ismiyle Seferberlik Tetkik Kurulu) vardır. Esas işi harb sırasında halkın mukavemetini temindir. Ama yurt içi ve dışında derin devlet ideolojisi istikametinde gizli ve gayrı hukuki faaliyetler yürüttüğü ileri sürülür ve gladio ile aynileştirilir. Bunun reisi Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, 1991 senesinde, 6-7 Eylül Hadiselerinin, Özel Harp Dairesi’nin tertiplediği muhteşem bir örgütlenme olduğunu, maksadına ulaştığını söylemiştir. Mamafih bütün dünyaya verilen ‘’Vandal Türkler’’ imajı yüzünden Türkiye’nin eli zayıflamıştır…
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620197 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/620197.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT