BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Osmanlıların ''yapmadığı'' fabrikalar!

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
XIX. asır elitleri arasında sanayinin lüzumsuz, hatta israf olduğuna inanan çoktu. Ancak Osmanlı hükûmeti buna kulak asmadı...
 
XVIII. asır başlarında başlayan; bu asrın sonunda da hummalı bir faaliyet hâline dönüşen Osmanlı sanayileşmesinin, İngiltere, Fransa, Almanya kadar muvaffak olamamasının bazı sebepleri vardır. Osmanlı ekonomisi, Batı Avrupa sanayileşmesindeki gibi bir dinamikten mahrumdu. Bunun, toprak, nüfus, coğrafya ve zihniyet olmak üzere 4 sebebi vardır.
 
Toprak büyük, nüfus küçük!..
 
Tanzimat’tan sonra devlete ait olup halkın kirayla ekip biçtiği arazinin statüsü, neredeyse hususi mülkiyete yaklaştırılmış; ama öte yandan intikal sahiplerinin artmasıyla toprak bölünerek ufalmıştı. Daha az kişi ziraatta çalışmalı; böylece artan randıman şehirleri besleyebilmeli, artık iş gücü sanayiye kaydırılmalıydı. Nitekim Fransız ihtilalcileri, köylüyü koruyacağız diye sanayileşmeyi geciktirmişlerdi.
 
İkinci olarak Osmanlı nüfusu çok düşüktü. Bu mesele 1950’den sonra aşılabilmiştir. Hâlbuki 1700’lerde 100 milyon olan Avrupa nüfusu, 1900’lerin başında 450 milyona çıkmıştı. Açlık, sâri hastalık, harb gibi sebeplerle ölümler düşmüş; sıhhi tekniklerin inkişafı da buna yardım etmiştir. Bu tarihte Osmanlı nüfusu Avrupa’dan kat kat büyük topraklarda yaşayan 20 milyon kişiden ibaretti.
 
Üçüncü olarak engebeli, kıraç ve geçit vermez dağlarla kaplı, nakliyeye elverişli akarsuların fazla bulunmadığı elverişsiz coğrafya Osmanlıların aleyhine olmuştur. Sahiller ve kervanla ulaşılan yerler pazara açılabilmiş; iç kısımlar demir yollarını beklemiştir. Sanayileşmenin, nakliyenin kolay olduğu İstanbul ve hinterlantında toplanması, diğer kısımların mahrumiyetine yol açmıştır. Böylece sınai nebatatın (endüstriyel bitkilerin) istihsali de gecikmiştir.
 
Amele olmak mı?
 
Nihayet mal ve hizmet talebinin düşük olduğu Osmanlı cemiyetinde, teknik iş gücü teşekkül etmemiş; muhafazakârlıkta direnen cemiyette, zaman ve kâr gibi kaygılardan azade, zenaat; dakiklik ve koordinasyon icap ettiren sanayiye tercih edilmiştir.
 
Pederşahi bünye, halkı “amele” olmaktan alıkoymuş; toprak köleliği ve mülk kaybı yaşanmadığı için, proleterya teşekkül etmemiştir. El emeği ile ücret mukabili çalışmak biraz hor görülmüş; devlete kapılanmak, her gencin hayali olmuştur. Bu, şimdi bile çözülememiş bir zihniyet meselesidir.
 
Bu büyük yatırımlar için reel finans kaynağı yoktu. Makine teçhizatı dışarıdan ithal edilmekteydi. Teknisyen ve ustalar, hatta işçiler bile ilk zamanlar dışarıdan getirilmekteydi. İşletmeler, çok da iyi idare edilmemekteydi. Sanayi mamullerinin en büyük alıcısı devletti.
 
Sanayi lüzumsuz bir israf mı?
 
XIX. asır elitleri arasında sanayinin lüzumsuz, hatta israf olduğuna, ziraate ehemmiyet verilmesi lazım geldiğine inanan çoktu. Jön Türklerin liberal maliye nazırı Cavit Bey bile böyle düşünüyordu. Bir tek Ahmed Midhat Efendi sanayileşmenin hararetli müdafii idi. Bilhassa maarif ve imar sahasındaki çalışmaları emsalsiz olan Sultan Abdülhamid, sanayileşmeye ayrı bir ehemmiyet vermişti.
 
Kendisi daha şehzadeliğinden itibaren bir müteşebbis olarak ticaret, ziraat ve sanayi içinde yer almış; kendi servetiyle kurduğu hazine-i hassa, çiftlikleri, maden işletmeleri, fabrikaları ile büyük bir holding hüviyeti almıştı.
 
Müteşebbisleri teşvik için 2 dereceli gümüş sanayi madalyasını ihdas eden de O’dur. Bu devirde kurulan veya faaliyet gösteren sayısız fabrikaların, ayrıca sanat mekteplerinin numune resimleri, Yıldız albümlerinde mevcuttur.
Sultan Hamid devri fabrikaları
 
Salnamelerden üstünkörü de olsa öğrendiğimiz kadarıyla Sultan Hamid zamanında yaptırılan veya yenilenen fabrikaların sayısı şöyledir:
17 halı (Bandırma, Hereke, Oriental Carpets, İzmir, Karacabey, Gördes, Uşak, Isparta, Kula, Eşme, Milas, Kayseri, Sivas, Niğde, Merzifon, Maraş);
15 dokuma (Eyüp Defterdar Fes ve yünlü Kumaş Fabrikası, Fes ve Melbusat-ı Askeriye Fabrikası, Darülaceze Hamidiye Fes Fabrikası, Bakırköy Fes Fabrikası, Bursa İpekli Dokuma Fabrikası, İzmit Çulhane Pamuklu Kumaş ve Pamuk İpliği fabrikası, Edirne, Musul, Halep, Selanik, İzmir, Adana, Rize, Beyrut, Trablus dokuma fabrikaları);
3 iplik (Bursa, İstanbul Yedikule, Tarsus);
2 kâğıt (Beykoz, Beyrut);
3 porselen cam (Yıldız Paşabahçe, Çubuklu); 2 kibrit (Küçükçekmece, Beyrut);
5 deri ve kundura (Beykoz, Erzincan, Diyarbekir, Musul, Beyrut);
2 tuğla kiremit (İstanbul Kireçburnu, Selanik, Beyrut);
5 demir (4 Bursa, 1 Bursa);
2 konserve (İstanbul, Selanik);
2 ispirto (İzmir Tepecik, Darağacı);
1 güherçile (Konya);
2 havagazı (İstanbul Yedikule, İzmir);
1 elmas işleme (Bursa);
40 un ve buz (Bursa, İzmir, Beyrut, Selanik, Kavala, Lüleburgaz, Adana, İzmir, Edirne, Hudeyde, Bağdad, Basra, Halep);
2 ispermeçet mum (İstanbul, Beyrut);
1 makarna (Beyrut);
1 yağ (Bursa);
1 top ve obüs (İstanbul Tophane);
1 mermi tapası (Karaağaç);
1 top malzemeleri (Tersane-i Âmire);
1 mavzer yedek parça (Bağdad);
1 mermi fişek (İstanbul Zeytinburnu);
2 barut (İstanbul, Ankara).
 
Ayrıca yüzlerce dokuma, saat, marangozluk ve mobilya, demirhane, fotoğraf, boya, sabun, susam yağı, çırçır, kereste, nal imalathaneleri açılmıştır.
 
Varlık, kudret ve sanayi
 
1883-1913 arası devrede, millî sermaye ile 46, ecnebi sermaye ile de 39 adet sanayi müessesesi kuruldu. Meşrutiyet’ten sonra her şeye rağmen, Sultan Hamid devrinin hummalı sanayileşme politikası takip edildi. Süleymanpaşazade Sami Bey’in, “Demektir ki varlık sanayi ile kâim/Demektir ki kudret sanayi ile bâki” diye biten sanayi marşı bu heyecanı terennüm eder.
 
1913’te Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarıldı. Fabrikalara muafiyetler getirildi. Sanayi odaları kuruldu. Sanayi mecmuaları neşredildi. Sanayi mektepleri kuruldu. Fabrikaların sayısı arttı. Bilhassa gıda sanayi inkişaf etti.
 
Sanayi istatistikleri tutuldu. Buna göre 1915 senesinde İstanbul’da 149, İzmir’de 61 ve diğer şehirlerde 73 olmak üzere 283 fabrika vardır. Bunların beşte biri devlete aittir. Şahıslara ait olanların da beşte biri Müslümanlara aittir. Küçük imalathane ve atölyeler bu rakama dâhil değildir. Bu fabrikalarda 15 bin işçi çalışmaktadır. Grev hakkı vardır.
 
Cumhuriyete kalan miras
 
İmparatorluğun sanayi mirasına dudak bükenler, cumhuriyetin ilk 15 senesinde 45 tane fabrika kurulduğunu iddia eder. Cumhuriyet idaresi, Lozan Konferansı esnasında tertiplenen 1923 tarihli İzmit İktisat Kongresi’nde liberal ekonomiye bağlığını beyan ederek, büyük devletlerin itirazlarını sindirebilmişti. Ama daha sonra sıkı bir devletçiliğe yöneldi.
 
Ekonomisi dışa kapalı, sıkı devletçi, baskıcı, halkın perişan yaşadığı, hürriyet ve demokrasinin bulunmadığı, bütün kaynakların tek parti ve ekibi elinde olduğu, sadece onları zenginleştirdiği bir zeminde 45 fabrika ne ifade eder? 
 
Kurulan fabrikaların çoğu halka/hususi sektöre ait olmadığı için, totaliter rejimi güçlendirmekten başka bir işe yaramamış; ancak sebep olduğu buhran, demokrasiye geçiş safahatını hızlandırmıştır.
 
Bu 45 fabrikanın büyük bir kısmı imparatorluktan kalma olup revizyona tabi tutulmuştur. Bir kısmı depo, tersane, baraj, askerî tamirat atölyesi, maden cinsindendir. Çoğunda da sadece temel atılmıştır...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620593 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/620593.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT