BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Bugün ekstradan bir iş yapacaktı Ali!..

Tam da kuşluk vaktiydi. Köyde olsalardı davarlar meleşerek ağıla doğru koşar, bir telaş başlardı...

 
Ali, simitlerini dağıtmış, fırıncıyla olan hesaplarını tamamlamıştı. Bugün tatil olduğundan ekstradan bir iş daha yapacaktı. O da her zaman önüne çıkan, hakaretler eden, döven, söven sınıf arkadaşı Yılmaz’ın ailesiyle görüşmek... Pek kararlıydı buna. Ne edip edip gidecek, aileyi yakinen tanıyacaktı. Kimdiler, ne eder, eylerlerdi? Öğrenecek, belki anacığını götürüp annesiyle tanışmalarına vesile olacaktı. Böyle olmazdı. İkide bir üzerine üzerine gelmesi normal bir şey değildi.
Tam da kuşluk vaktiydi. Köyde olsalardı davarlar meleşerek ağıla doğru koşar, bir telaş başlardı ki aman Allahım! Anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalırdı. Elinde olmayarak Şükriye anacığının köydeki hayatını hatırlayıvermişti her nedense. Hatırasını yenileyen şey ihtimal içinde bulundukları bu vakitti. Her yaz kuşluk vakti koyunlar otlamadan gelir, anacığı keyifle kuzuları emzirtir, sütleri sağardı. Yağ, peynir, saatlerce kırlarda dolaşmalar... Çobanlık yaptığı o günlerden bugüne gelmek hiç de kolay olmamıştı. Anacığı, babacığı ne kadar da fedakârlık etmiş, yememiş yedirmişler, giymemiş giydirmişlerdi. İçinden "Köy çobanlığından, köy simitçiliğine…" dedi, tebessüm etti Ali…
Vakit aynı vakitti de mekân o mekânlar, insanlar o insanlar değildi. Anacığıyla köyündeki evin kapı önünde otururken, bunun gibi ve belki bundan keyifli, daha renkli; kuzu melemelerine karışan kuş cıvıltılarıyla dolu nice sabahlar, gözlerinin önünden akıp geçmişti bir sinema şeridi gibi. O günler ile bugünler arasında ne kadar fark vardı?
Durgun suya baktım, dedim: Ah! ölebilsem.
Mademki yok ağlayacak mevtime kimsem!
İşte Ali, burada yeniden maddî ve manevî sıkıntılar, yalnızlık ve psikolojik bunalımlar içinde kıvrandığının farkına vardı ama ne çare ki iş, dönüşü olmayan bir yoldaydı. Yapacakları bir şey yoktu. Babasının sık sık ağzına pelesenk ettiği; “Bad’el harâb’ül Basra...” Basra harap olduktan sonra, son pişmanlık fayda vermiyordu.
Nice düşüncelerle Yılmazların oturduğu mahalleye kadar geldi. Kendi evleri gibi gecekondu, gariban yerleri olduğu her hâlinden belliydi. Ördeklerin kazların yüzdüğü göleti görünce kıyısına vardı. Etrafa bakındı, tanıdık kimsecikleri göremedi. Bir müddet çevreyi seyredip tabiattaki ahenge kulak verdi. Yerden aldığı taşları su yüzünden kaydırarak ileriye doğru fırlattı. Köyü, kuzu yıkadıkları çayı, gölleri hatırladı, daha dün gibi gözünün önündeydi her şey. Ah anacığı ah! Çok çalışır, didinirdi, evi, kocası, çocukları için… DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620984 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/620984.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT