BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

NEŞTER

Nedir şu rüşvet iddiaları, irtikâp lafları, ağız dolusu hakaretler, mahkemelere koşmalar? Sade hayatını yaşayan vatandaş, olanları, herhâlde acıyarak seyrediyor ve “tencere dibin kara” deyimini mırıldanıyordur…
Rüşvetler, dolandırıcılıklar, hayali ihracatlar, haksız yere vergi iadesi almalar, zimmetler, haksızlıklar, adam kayırmalar ve daha neler… Çocukluğumuzdan şu güne dek bunları hep işittik. Böylesi kirlilikler, çok kere de gariban kimseler arasında değil, deve dişi adamlar, okuyup-yazmışlar, aydın etiketini kimseye bırakmayanlar ve makam  sahipleri arasında oldu. Hırsın doymazlığı, nice ismi bitirdi, nice kimseyi tarihin çöplüğüne döktü.
Hep umduk ki gün gelecek, bunlar bitmese bile asgariye düşecek, dibe vuracak. Hâlbuki iktidar cinsine bakmadan hep devam etti. Bugün deniz tortuları, yine sahile vurmuş durumda. Dile gelenler, bir insanın yedi sülâlesini utandırmaya yeter töhmetlerdir.  
Değer mi, o makamlar, o servetler, o gökdelenler-yerdelenler, bir utancı yarınlara miras bırakmaya değer mi?  
Ayet-i kerîme “Herkesin çektiğinin kendi cezası” olduğunu haber verir. Allahü teâlâ, âdil-i mutlaktır, kuluna haksızlık yapmaz.  Sevgili Peygamberimiz de -aleyhisselam-  “Bir kimsenin, kendine ettiği kötülüğü cümle âlem bir araya gelse yapamaz!” diye haber vermekteler. Büyük zâtlar, “servet, şöhret ve şehvet” diye üç tehlikeye dikkat çekmişlerdir. İnsan iradesini kaybettiğinde bu anafordan biri veya fazlası insanı yutar. Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî Hazretlerinin bütün buyurduklarının özü belki de o üç kelimedir; “Eline, beline, diline sahip ol!” 
Bugün toplumu konuşturan hazin manzarada o dergâh ulularının unutturulmasının, kuru  ilahiyat bilgilerinin revaç görmesinin, terbiye ocağı, dergâh takipçisi taşıyıcı sütunların, “aklını kiraya verme” diye küçümsenmesinin… payı görülmezse daha çok dövünülür.
Geçen gün bir haber programına sahte Türk, İslâmiyet câhili bir Prof.’u çıkarmışlardı. Sanki kibirden bir kütüktü. İmam-ı Gazali gibi zirve âlimleri küçümsedi, dergâhı küçümsedi, medreseyi küçümsedi, bin yıldır bu cemiyeti yoğuran eserleri küçümsedi. Dinimizi felsefecilerin açıklaması gerektiği gibi abes ötesi bir söz sarf etti. Bu, bozuluşun öteki yüzüdür. Nitekim  katılım bankalarının denetçilerinde aranacak İslâmî vasıflara dair ihtiyacın Resmî Gazete’de yer alması ise birtakım kuru akılcı kimseleri laiklik sancılarına sürüklemektedir. Bunlar savruluşun iki zıt cephesidir.
Bu millete, kötülük hiçbir zaman dağdaki çobandan, köşedeki manavdan gelmedi. Yıkımlar makam, servet ve diploma sahiplerinden geldi.
Çok para sahibi olmak, servete malik olmak, makam ve şöhret sahibi olmak, iyi insan olmak zannedildi. Hâlbuki Peygamberler Peygamberine kulak verilseydi, buyurdukları kalblere yerleşseydi netice böyle olmazdı. Peygamberimiz buyuruyorlar ki:
-İnsanoğlunun bir vâdi dolusu malı olsa, bir vâdi daha ister, sonunda gözünü bir avuç toprak doyurur.
Şöhret sahibi, servet sahibi, makam sahibi… olup da bozulmayanlar, kapılarını kale kapısı yapmayanlar, bir telefonu ikinci kere ettirmeyenler, kadının ve paranın esir alamadığı insanlar, Allah için tevazu gösteren güzel insanlar…
Takdire layık olan, bunlardır.
Onlar azaldıkça, cemiyet yörüngesinden çıkar.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611411 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/611411.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT