BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Rusya’ya keyfimizden mi yanaştık?

Yücel Koç
Facebook
Akıl etmiyor değiller, sırf ABD’ye ya da Batı’ya yaslandığımızda neler olduğunu…
Esad, 2013’te Guta’da kimyasal gazla çoluk çocuk demeden toplu katliam yaptığında güya askerî müdahale edeceklerdi...
N’oldu!
İngiliz Parlamentosu operasyonu reddetti, ABD Başkanı Obama hemen çark etti.
Irak’ta Saddam’ı büyük bir iştahla devirenler, Esad’a gelince durdu.
Eski Başbakan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu yanıltan da işte bu oldu.
***
O tarihten beridir, Batı hiçbir zaman Esad’ı devirmeyi hedeflemedi.
Ne yaptılar peki?
El-Kaide’den dönüştürülmüş DEAŞ diye bir örgüt türedi.
Nasıl olduysa, Türkiye sınırı boyunca hızlıca yayıldı.
Sonra PKK ‘kurtarıcı’ olarak pazarlandı, türlü isimlerle DEAŞ istilasındaki alanlara yerleşti.
Sözde NATO müttefikimiz hiçbir ülke, Türkiye’ye “Gel buraları birlikte temizleyelim” diye teklif etmedi.
Türkiye, “Arkamızda durun, ben bu örgütlerin hepsini temizlerim” dedi, ona da yanaşan olmadı.
Daha da kötüsü…
Rusya ile uçak krizi yaşayıp, hava savunmasına en çok ihtiyaç duyduğumuz dönem, NATO sınırımızdaki Patriot bataryalarını da toplayıp götürdü.
Türkiye işte böyle çetin tecrübelerden geçti.
***
CIA destekli 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsa, ‘küreci’ ülkelerin desteklediği PKK/PYD ve DEAŞ topraklarımızı işgal edecekti.
Nitekim PKK, çukur kalkışmasında onlarca yerleşim bölgemizi fiilen işgal etmemiş miydi?
Polis, asker, sivil 1.200’den fazla şehit vererek şehirlerimizi işgalden kurtarmadık mı?
Bu örgütlere bu cesareti, parayı ve silahı veren kimlerdi?
Türkiye eğer eski Türkiye olsaydı, devletin başındaki Recep Tayyip Erdoğan sağlam durmasaydı, hâlimiz n’olurdu?
MİT Müsteşarı’na tutuklama girişimi, Gezi ve sonrası zannetmeyin ki Suriye meselesinden ayrıydı…
Gezi’de yakıp yıkan örgütlerin mezhepsel kimliğine bakın bakalım, ne anlatıyordu?
Suriye’de Nusayri nüfusu yüzde 20’yi bulmazken, kanla ve vahşetle yüzde 80’i yöneten rejim bayrağının Taksim’de açılması, neyin mesajıydı?
***
Suriye’de olan bitenle ilgili hafızalarımız henüz çok taze…
Kendisi beslediği hâlde, Türkiye’yi önce El-Kaide, sonra DEAŞ’ı desteklemekle suçlayan Batı değil miydi?
Bunların içerideki sözcülüğünü FETÖ’cü, PKK’lı, Gezi’de maskeli yüzlerini gördüğümüz bilumum sol örgütlere mensup hainler, hatta siyaset kanadında HDP ve CHP yapmıyor muydu?
Türkmenlere yardım götüren MİT tırının durdurulması ve görüntülerin servis edilmesi…
Dışişleri’ndeki ses kaydının yayılması ve propagandasını kimler birlikte yürüttü?
***
İşte bunca tecrübe, Türkiye’ye, Suriye’de tek ayakla dolaşılamayacağını öğretti.
Güvenilmez Batı’ya karşı, güvenilmez Rusya ile orta yolu buldu ve pek çok kazanım elde etti.
DEAŞ’ı sınırımızdan tamamen temizledi…
‘Girilemez’ denen Afrin’i sildi süpürdü…
Adım atamayacağımızı söyleyenlere inat Fırat’ın doğusuna girdi, sınırımız boyunca 32 kilometre derinlikte bir şekilde hâkimiyet oluşturdu.
Böylece terör örgütlerine on binlerce tır silah verip, sınırımızda devletçik kurdurmaya çalışan Batı’nın hayallerini suya düşürdü.
Şimdi bütün hesaplar İdlib’de düğümlendi.
Libya’da attığımız hamleye çok bozulan Ruslar, İdlib’de Türkiye ile karşı karşıya geldi.
***
Moskova ile ilişkiler bozulunca, geçmişte başta ABD olmak üzere, Batı’nın sınırımızda çevirdiği fırıldaklara ses çıkarmayanlara gün doğdu…
“Gördünüz mü yaptığınızı? Dış politika bilmiyorsunuz. Ruslara güvenirseniz işte böyle olur” yorumları yapıyorlar.
Bir nevi, yeniden ‘artık teslim olun’ demeye getiriyorlar.
Peki, bunun sonucu sınırımızda PKK devleti kurmak olacaksa ne diyecekler?
Bu soruyu yüzlerine vurduğunuzda dut yemiş bülbüle dönüyorlar.
Hele Rusya’dan aldığımız S-400’leri yeniden tartışmaya açıyorlar ki, orası tam komedi.
Sanki ABD Patriotları vermiş de, Türkiye “Olmaz” demiş!..
***
Hülasa, ne Batı’ya tam güveneceğiz ne de Rusya’ya…
Herkesin masadaki gücü, sahadaki kadar.
Biz millî silah kapasitemizi daha fazla nasıl artırabiliriz, yerli hava savunma sistemlerimizi nasıl hızlandırırız, ona bakalım.
Ayrıca, ülkeler arasındaki gerilimli tek nokta İdlib değil, Libya gibi muvazaalı pek çok nokta var ve bunların hepsi birbirini etkiliyor.
Elbette koz olarak kullanılabilecek kayıp ya da kazançlar da…
Türkiye daha önce de gerektiğinde Rusya’ya ya da ABD’ye karşı çok riskleri göze aldı, yine alır.
Mesele ona ya da öbürüne yanaşmak değil, ülkemizin kazanımlarını korumak.
Bize düşense birlik olmak, “Bilenlerden işittim, İdlib’den geleceklerin hepsi teröristmiş” gibi yamuk yumuk laflar etmemek…
Yahut onun-bunun sözcülüğünü, taşeronluğunu yapmamak.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
612413 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yucel-koc/612413.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT