BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ALO ALOO orası neresi?

ALO ALOO orası neresi?

Eğer siz de herhangi bir işinizden dolayı bürokrasiden azap çekmişseniz; ki muhakkak çekmişsinizdir, öyleyse buyrun işi sırf kamuoyunu aydınlatmak olan bir habercinin (benim) trajikomik haber yapma hikayesine...



İSTANBUL- 100 kişinin bir yumurtayı nasıl taşıdığını merak ediyorsanız, görmüş birisi olarak size anlatabilirim. Hava Kontrol Kulesi görevlileri ile bir röportaj yapmak istedim.. Hay istemez olaydım! Vilayete dilekçe yazılması gerekiyormuş, yazdım. Ondört gün sonra Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü'nden iki tane faks birden geldi. Fakslardan biri 22 Ağustos tarihine aitti. Genel Müdür Mahmut Tekin ve Genel Müdür Yardımcısı A. Gafur Yardımcı, Ulaştırma Bakanlığı'na benim röportaj isteğimi ileterek, "Söz konusu haberin yapılmasının kuruluşumuz ve çalışanlarımızın tanıtımı ve kamuoyunun aydınlatılması açısından faydalı olacağı mütalaa edildiğinden, röportaj yapma izninin verilmesi hususunu ilgili (a) Genelge uyarınca tensiplerinize arz ederiz" yazmışlar, altına da basmışlar imzayı. İkinci faks ise 29 Ağustos tarihli. APK Daire Başkanı Funda Ocak imzasını taşıyordu. O faksta ise, "Sayın Osman Sağırlı. 15 Ağustos tarihli faks mesajınız ve Atatürk Havalimanı Başmüdürlüğü'nün 17 Ağustos tarihli faksı üzerine, gazeteniz tarafından hazırlanacak bir haber için; Atatürk Havalimanı'nda bulunan 'Hava Kontrol Kulesi'nde görevli hava trafik kontrolörleriyle röportaj yapma talebiniz, Bakanlık Makamınca uygun görülmüştür. Atatürk Havlimanı Başmüdürlüğü ile mutabık kalınacak tarihlerde, söz konusu röportajın yapılmasına yardımcı olunacağı hususunda bilgilerinizi rica ederim" yazıyordu. Demek ki, haber yapmamıza izin verilmişti. Mutabık kalmamız isteniyordu. Bir iki gün bekledim, ne arayan var ne soran. Benim aramamı bekliyorlar, düşencesiyle ben aradım. Başmüdürlük "Alo buyurun efendim. Başmüdürlük!" -Merhaba, Türkiye Gazetesi'nden arıyorum. Bir haber talebimiz vardı. İzin verilmiş onun için rahatsız etmiştim. "Beyefendi haber konularını bize sormayacaksınız. Sizi Müdür beyin sekreterine aktarayım" "Alooo, efendim" Merhaba... Türkiye Gazetesi'nden Osman Sağırlı'yım. Bir haber için izin talebim vardı. Bakanlık ve Genel Müdürlük izin vermiş. Haberi ne zaman yapabiliriz diye aramıştım. "Pardon beyefendi sizin konunuzla ilgili bilgim yok. Biraz bekler misiniz?" Bir iki dakika sonra... "Osman bey! Sizin izin dilekçeniz bizde değil? Bir de Selçuk beyle görüşün belki oraya gelmiştir. Kendisi Genel Müdürlükte. Santralden ismini söyleyin sizi bağlarlar" Alooo Selçuk beyle görüşmek istiyorum. "Selçuk bey yok!" Tekrar sekreterya Aloo Selçuk bey yokmuş. Acaba bu onay belgelerinin numarasını versem gelip gelmediğine bakabilir misiniz? "İzin belgeleri sizin elinizde mi? Nereden aldınız?" Sizin Genel Müdürlük göndermişti. "Haa anladım faksla mı geldi. Tamam o zaman bize gelmesi bayağı bir zaman alır" Ama nasıl olur? Devlet kurumlarında önce ilgili kurum bilgilendirilip daha sonra muhataba cevap verilmez mi? "Valla orasanı bilemem ama siz bizi en iyisi bir hafta sonra arayın. Çünkü resmi yazışmalar öyle faksla falan olmaz. Üstelik devlet dairelerinde bu tip yazışmalar hemen yapılamaz. Birçok kuruma, makama gidecek onaylanacak ondan sonra bize gelecek. O da bayağı bir zaman alır. Haftaya görüşelim olur mu?" Bir hafta sonra "Aloo buyrun!" Merhaba. Osman Sağırlı'yım. Geçen hafta aramıştım hatırladınız mı? "Evet hatırladım. Nasılsınız. Sizin evraklar hâlâ ulaşmadı." Peki ne yapalım. Bu kadar uzun sürmemesi gerekir! Haber için ben de kurumuma söz verdim. Mahcup oluyorum. Size bu belgelerin sayı numaralarını versem olmaz mı? Öyle daha kolay bulursunuz. "Peki o belgeleri .... numaralı faksa gönderirseniz araştıralım" Faksları geçtim elinize ulaştı mı? "Faks burada değil diğer odada arkadaşı dahiliden arayıp istiyorum." "Tamam aldım fakslarınızı. Aaaa tarihleri de bayağı eski, bize neden ulaşmadı ki acaba?" İşte ben de onu soruyorum. "Tamam bizi bir dahaki hafta başında ararsanız. O zamana kadar çözmüş oluruz. Hafta başı... Aloo merhaba, Osman ben. "Pardon nereden arıyorsunuz, sizi çıkaramadım?" Hani geçen gün görüşmüştük. Bana bugün aramamı söylemiştiniz? "Beyefendi sizi anımsayamadım. Benim ismim Ebru, benimle mi görüştünüz?" Ben gazeteceyim. Bir haber vardı. Ama sesiniz benzemiyor, siz değilsiniz galiba? "Haaa anladım. Siz Gülsen hanımdan bahsediyorsunuz. Ben yeni sekreterim. Gülsen hanım ağır bir ameliyat geçirdi. Şu anda hastanede yatıyor" Geçmiş olsun üzüldüm! "Konunuz neydi ben yardımcı olayım?" Hava kulesi ile ilgili bir ........... "Beni bir yarım saat sonra arar mısınız?" Yarım saat sonra... Aloo Osman ben, acaba gerekli izin belgelerini bulabildiniz mi? "Hayır bulamadım. Ama siz en iyisi kendiniz buraya gelin. Elden takip edin daha kolay sonuç alabilirsiniz." Ama nasıl olur? Hem dilekçe yazıp hem de peşinden mi koşturacağız? "Çok mu yoğunsunuz? O zaman bizim gelen evrak servisimiz var, orayı bir arayın" Orada kiminle görüşeceğim? "Dahilisi ....66 Hasan bey var ona bir sorun" Ebru hanım ben en iyisi vazgeçeyim. Bu daha güzel bir haber olur. "Siz bilirsiniz, ben işiniz çabuklaşsın diye söyledim" Gelen evrak... Hasan bey merhaba! 29 Ağustos tarihli 3395 ve 22 Ağustos tarihli 3164 sayılı evraklar sizde mi? "Ben bir araştırayım. Siz öğleden sonra tekrar arayın olur mu? Gecikmeyin burada olmam, numaralar kaybolur" İki saat sonra... "Aloo Osman bey. Evraklarınız İşletme Müdürlüğü'ne gitmiş olabilir. Bir de oraya sorun isterseniz" Oranın numarası nedir acaba? "Dahilisi ...25 Hidayet bey var, ona bir sorun" Aloo Hidayet bey! "Buyrun efendim" Benim 3395 ve 3164 nuramaralı evraklarım sizde mi? "Onu siz en iyisi Başmüdürlük sekreterine sorun" Bir yarım saat daha "Alooo Osman bey! Sizin yüzünüzden Başmüdürün telefonlarını hep yanlış bağladım. Ama evraklarınızı buldum. Bizdeymiş. Ben şimdi gerekli yerlere gönderiyorum" Ebru hanım öncelikle size yanlışlık yaptırdığım için özür dilerim. Ama teessüf de ederim. Çünkü sizin yapmanız gereken işi size öğretmek zorunda kalıyorum. Bu evrakı sizin takip edip bilgi vermeniz gerekmiyor mu? "Tamam neyse evraklarınızı bulduk. Şimdi siz buraya gelin. Buradan güvenlik bürosuna gideceksiniz. Bir soruşturma için" Pardon ne soruşturması bu? "Güvenlik soruşturması yapılacak" İyi de Bakanlık izin verirken araştırıp izin vermiyor mu? "Onu bilmem ama burada işleyiş bu şekilde" Bu Amerika olayından sonra mı böyle oldu? "Hayır yeni bir uygulama değil. Sürekli olan bir şey" Peki ben güvenlik bürosuna ne diyeceğim. Bakın ben şüpheli değilsem haber yapmak istiyorum. Beni gözünüz tuttu mu diye mi soracağım? "Niye alınıyorsunuz ki? Bu, kurumun bir prensibi." "İsterseniz güvenlik amiri ile bir görüşün? Dahilisi ... 61" Güvenlik amirliği... Alooo güvenlik mi? "Hayır kardeşim burası sivil savunma. Güvenlik....53 veya 58" Alooo amir beyle görüşecektim. Amir bey yerinde yok. Konu neydi? Bir evrak meselemiz vardı da "Ben bir bakayım... Masasında yok. Ne ile ilgili bir evraktı?" Haber konusunda "Sonra arayın şimdi amir bey yok" 15 dakika sonra... "Aloo Osman bey güvenliği aramamışsınız" Olur mu Ebru hanım! Aradım amir bey yokmuş. "Tamam orada Hakan bey var onu arayın ya da onlar arasın" "Alooo Osman bey. Bir evrakınız var. Kimlik fotokopiniz lazım" Tamam faks numarası verin "Hayır sizin de gelmeniz lazım" Ben niye geliyorum anlamadım? "Bu dilekçenizle birlikte sizi Hasılat Müdürlüğü'ne göndereceğiz. Oradan ücretli, ücretsiz diye kaşe vurduracaksınız" Bu ne ücreti? "İşletme, verdiği hizmetler karşılığında ilgili kişilerden ücret alıyor. Ama sanıyorum sizden almaz. Çünkü basın mensubusunuz. Siz bir gelin hem Valiliğe de gitmeniz gerekiyor" İyi de Valilikten izin alarak işe başladım zaten. "Olsun sonra da sizi emniyete göndereceğiz. Orada güvenlik soruşturması yapılması lazım" Pardon beyefendi, başladığımız yere dönüyoruz. Bana Bakanlık izin verirken araştırıp izin vermiyor mu? "Orasını bilemem" Üstelik biz basın mensupları her yıl sabıka kaydı ve ikematgahımızı Valiliğe veririz, oradan da emniyete gider. Hem Başbakanlık Basın Enformasyon Genel Müdürlüğü ve ilgili karakollar bizi zaten sürekli takip eder. Bunlar yeterli olmuyor mu? "Dediğim gibi buraya geleceksiniz, işlemlerinizi yaptıracaksınız, Bakanlığın verdiği izin ayrı. Bir de biz soruşturalım, bakalım kimsin, necisin değil mi. Biz de bir izin verelim kardeşim!" Bütün bu işlemler ne kadar sürer? "Belli olmaz bir hafta olur, hemen olur. Evraklarınızı teslim ettikten sonra güvenlik büroyu dahili .... 79'dan arayıp durumunuzu sorarsınız. Sonra da izin çıkarsa haberinizi yaparsınız" Yapamadığım haberin öyküsü Nereden çıktı şimdi böyle bir haberi yapmak.. 44 gün boyunca bir dilekçe peşinden koşturacaksın. Dilekçeyi gönderdiğin makam kendisinin havale ettiğini unutacak. Bakanlığın verdiği "olur"u yeterli bulmayacak, telefonla görüşmekten kulakların ahize şeklini alacak, gece rüyalarında sürekli sorti yapan uçaklar göreceksin, söz verip de yapamadığın haber için amirlerine mahcup olacaksın. Eline de bir şey geçmeyecek. Ve sonuçta yapılamayan bir haberin öyküsünü yazacaksın. Kuleyi ve uçakları merak ediyorsunuz değil mi? O haberi halen yapamadım. Şu soruşturmayı bir atlatalım, sonra bakarız. Çıldırtan cevaplar * Güvenlik Bürosu'ndan bir görevli: "Sen bir gel bakalım, bir de biz inceleyelim. Kimsin, necisin bir görelim değil mi? Öyle Bakanlığın izin vermesi ile olur mu? Biz de izin vereceğiz kardeşim!" * Başmüdürün Sekreteri: "Devlet dairesinde işler öyle anında yürümez. Ankara'ya yazacaksın. Ankara ilgili birimlere havale edecek. Oradan bize gelecek. Anlayacağın biraz bekle! Pardon beyefendi, sizin konunuz neyle ilgiliydi?"* * Yeni sekreter: "Geçen hafta mı aramıştınız? Haa anladım, o sekreter ağır bir ameliyat geçirdi, ben yardımcı olayım. Sizi yarın arasam olur mu?" * Ertesi gün: "Sizin yüzünüzden müdür beyin telefonlarını hep yanlış bağladım ama evraklarınızı bulmayı başardım. Bu iş telefonla olmaz, buraya gelmeniz lazım." Yazan: Osman Sağırlı
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT