BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Camiler onarılmayı bekliyor

Camiler onarılmayı bekliyor

Camiler Haftası gelip geçti. Kimse ne camileri hatırladı ne de problemlerini. Tarihi camilerden neredeyse tamirata ihtiyacı olmayan yok...



Camiler haftası sessizce geldi, sessizce gitti. Eğer hocaefendiler cuma namazında da günün önem ve mahiyeti hakkında bir kaç cümle söylemeselerdi bu haftadan kimsenin haberi olmayacaktı. Bir cami zengini olan İstanbul’da büyük bir sıkıntı yaşanıyor. Bir kere namaz vakitleri dışında açık (bir kaç merkezi cami dışında) cami bulabilmek çok zor. Özellikle son cemaat mahalli eski hasırlar, tabutlar ve soba borularından geçilmiyor. Görevliler maaşlarını tam alıyor hizmeti yarım yarım veriyorlar. Tarihi camilerden tamirata ihtiyacı olmayan yok ancak bu işi bilgisiz ve bilinçsiz kişiler tarafından yapılınca esere zarar veriliyor. Vatandaş ahşap doğramaların yerine aliminyum koymaya, kesme taşın üstüne fayans döşemeye kalkıyor. Onarılamıyor Cami tamiratı deyip geçmeyin yapacağınız işe (haklı olarak) birçok kurum ve kuruluş karışıyor. Hepsinden tek tek müsaade almanız gerekiyor. Ancak buyrun siz yapın dedğinizde muhatap bulunmuyor. Aslında dedelerimiz cami yaptırmakla kalmamış, eserlerinin asırlarca yaşaması için irad getirecek dükkanlar arazilerde vakfetmişler. Ancak bugün camilerin zenginlikleri talan edilmiş, tabiri caizse “haftalarından” başka şeyleri kalmamış. İstanbulumuzun sülietini çizen Selatin camilerinden Bayezid ve Fatih’te bir çalışma var. Ancak küçük Ayasofya ve Edirnekapı zor günler yaşıyor. Mimar Sinan’ın kemikleri sızlıyor “Sahib-ül hayrat vel hasenat ruhlarıçün... Ve hasseten camimizin banisi Mihrimah sultanın pak, temiz, nezih ruhi şerifleriçün Kaffe-i ehli iman ervahıçün... Allah rızasıçün Elfatihaaaa” Bu yanık dua her namaz sonrası yapılıyor ve Edirnekapı halkı, Mihrimah Sultan’ın ruhu için fatiha okuyor. Buraya kadar her şey güzel ama canım külliye göz göre göre eriyip gidiyor. Camiye şöyle esaslı bir tamir lazım. Lâkin bu iş mahalle halkının gücünü aşıyor. Bırakın tamiratı fukara cemaat, faturaları zor ödüyor. Hayranlık verici Sanat tarihçileri Yüce Mimar Sinan’ın eserleri arasında Mihrimah Camii’ne ayrı bir yer veriyor, hakkında ciltler dolusu kitap yazıyorlar. Zira bu eser Sinan’ın bir atlama taşı ve onun tasarım gücünü en iyi ifade eden yapı olarak tanınıyor. Haliç’e egemen bir tepede oturan mekan kendine has aydınlığı ile mimarlara parmak ısırtıyor. 1560 yılında açılan külliyenin iki medresesi, sıbyan mektebi, daruzziyafesi, daruşşifası ve mahfili humayunu kaybolmuş gitmiş. O günlerden kalan tek şahit çifte hamam. Mihrimah camii yıllardır esaslı bir bakım görmediği için 17 ağustos depreminde ağır yara almış. Kıble cihetindeki kubbe kemerinde oynamalar olmuş. Şimdilerde cemaat namaza mihraptan 4 saf geride duruyor. Rahmetli Mihrimah Sultan, camisinin yaşaması için irad getirecek bir sürü mülk bırakmış. Hepsi bir yana, 63 çarşılı dükkan bile bir servet. Bizimki de miras yedilik işte, hazıra konmayı biliyoruz ama iş tamirata gelince yan çiziyoruz. Küçük Ayasofya sallanıyor İstanbul’un en eski mabedlerinden biri olan Küçük Ayasofya hem yorgun hem bakımsız. Hal böyle olunca zelzele ile zedelenmiş. O muhteşem kubbe trenin her geçişinde tir tir titriyor. Eğer bir gün çatlaklar derinleşir ve içine girilemez olursa diz döveriz. Sur içinde, Üsküdar’da Eyüp’te arazileri yağmalanan, hazireleri otopark ve odun deposu yapılan, mesken, kuyumcu imalathanesi ve ardiye gibi kullanılan, önü arkası ucube binalarla kuşatılan, hatta büsbütün ezilip beton bloklar altında kalan yüzlerce cami var. Ama Yemiş İskelesi Mescidi kadar rahatsız edeni yok. Zira Eminönü meydanın tam ortasındaki manzara ilgisizliğimizi, boşvermişliğimizi ele veriyor. Biliyor musunuz, Evliya Çelebi gibi dünya çapında bir gezgin seyahatnamesini yazmaya o mescidle başlıyor... Ve bütün bunlar bir İstanbullu olarak bize yakışmıyor. Camiler haftanız kutlu olsun.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT