BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > U. S. A. M E

U. S. A. M E

Amerika’nın yaptığı vicdansızlıklara karşı olan yazılarımdan dolayı, hiç kimse benim Usame bin Ladin’i savunduğumu filan sanmıyor, değil mi?..



Amerika’nın yaptığı vicdansızlıklara karşı olan yazılarımdan dolayı, hiç kimse benim Usame bin Ladin’i savunduğumu filan sanmıyor, değil mi?.. O mübarek topraklara düşen bombalardan bir teki, ordaki büyüklerden bir tekinin kabrini bir tek kere sarsacağına; bin tane Usame bin Ladin feda olsun!.. ..... Kimdir bu adam? Neyin nesidir?.. Nerden gelmiştir ve nereye gitmektedir?.. Nerelidir?.. Neye inanır?.. Neye güvenir?.. Bunca parayı nerden bulmuştur?.. Amerika ile ve dünya ile alıp veremediği nedir?.. ..... Fakat bizim insanlarımız (Arap radyolarındaki akşam haberlerini bile dinlerken el açıp “amin, amiin” diyecek ve mırıl mırıl dua edecek kadar) gerçekten saf ve tertemiz olduğundan; Riyad, Mekke, Medine, Cidde gibi mübarek şehirleri yönetenleri ve orda yaşayan mezhepsizleri Eshab-ı Kiramın torunları zanneder... Ve birileri tarafından biryerlerden getirilmiş Suud idaresinin, kim bilir hangi gaye ile yine bir yerlerden getirdiği ve “Suudi işadamı” damgası ile dünyaya lanse ettiği bin Ladin’i dahi (kim bilir belki de) o güzel, o mübarek zincirin bir halkası filan zanneder... Hatta adam sadece ve sadece Arap lisanı kullandığı ve sarık doladığı için; “Peki Suudi bilinen bu Yemen’linin Afganistan’da ne işi var” diye sormayı aklına bile getirmez... ..... Halbuki, başlıktaki kelime ne kadar da güzel anlatıyor, değil mi; neyin neyle kimin kimle dolaşık olduğunu?.. ..... Yukardaki ilk sorunun cevabını, savaşın başladığı gece TGRT’deki canlı yayında konuşan Afganistan’ın Ankara maslahatgüzarı da vermişti asıl... Hem kendi hükümetinin başı Taliban, ve hem de Usame bin Ladin hakkında... Ki söyledikleri bizim sözylerimize neredeyse tıpatıp benzemekteydi... Müslüman olmayanların Afganistan’ın müslüman ve masum halkının başına açtığı savaş belasından bahsediyordu... İki kere iki yirmiyedi!.. Farketmez ki; iki kere iki otuz altı da oluur, onbir de; yüzsekiz de oluur, elliüç de... Niye olur peki iki kere iki bunca acaip rakkamı?.. Hahh... İki kere iki, işte şimdi... Tam burda, bu soruda... İlk defa ve bir defa DÖRT eder!.. Ki, cevap gayet açıktır ve gayet nettir: Amerika istediği için!.. ..... -İki kere iki kaç eder eder efendim?.. -Bu hafta kırkdokuz eder!.. -Peki efendim... ..... -Sayın Amerika efendim; iki kere iki acaba kaç eder?.. -Önümüzdeki dört gün için iki kere iki dokuz eder!.. -Peki efendim... ..... Dağdaki aç çocuklar İşte iki kere iki her zaman böyle bilmem kaç ettiği ve edeceği için; on milyonluk Afganistan’ın çevresindeki bütün karalar ve bu karaların çevresindeki bütün denizler kuşatılmış... Üçüncü bin yılın uydu ve bilgisayar teknolojisi; dünyanın tam arkasından hedefini görüyor... Ve vuruyor... Dağda bir aç adam var; yanında aç karısı ve iki aç oğlu... Üç küçük kızını bıraktığı şehrin tepesine düşen bombanın aydınlığında kendi mahallesini seçmeye çalışıyor. Karısı ağlamakta, oğlanlardan biri de ağlamakta... Adam, taşa sürterek bilediği “yeni” çakısıyla bir çubuğu sivriltmekte!.. Ve şunu düşünmekte: “Düşmanın ordusu şu ilerdeki tepenin ardında olmalı. Orası da merkep üstünde dört-beş saatlik yol çeker... Acaba ta ordan, yani taa tepenin ardından, şehrin üstüne kadar nasıl böyle fırlatabilmekteler bu top mermilerini?..” “Nerden bileyim” demekte karısı, omuzlarını kaldırıp... Küçük oğlan son patlamayla uyanmış, o da ağlamakta şimdi... ..... Ve ben de ağlamaktayım; üstünde kırmızı haç bulunan kolilerle getirilen yiyeceğe uzanmış aç çocukların bakışlarını gördüğüm zaman!.. Kahrolsun sizi bu hale getirenler... Cruise vahşeti Ben bu satırları yazarken (üçüncü gün ve üçüncü geceydi) bir Cruise daha havalanıyordu Hint Okyanusu’ndan. Sonra bir daha, bir daha... Siz bu satırları okurken (dört gün ve beş gece olacak) tam da o sırada bir Cruise daha havalanacak Hint Okyanusu’nndan, sonra bir tane daha, sonra bir füze daha... Cruise füzelerinin her biri; 2 bin kilometreden daha uzak mesafedeki istenen bir evin açık penceresinden bile içeri sokulabiliyor, hem de saatte yaklaşık 3 bin kilometre hızla... (Şehiriçi trafiği azami 90 km.) Bir tane daha füze uçuyor ardından hedefine, bir tane daha, sonra bir tane daha... Şimdi, lütfen azıcık dikkat: HER CRUISE 1 MİLYON DOLAR!.. ..... Aloo, orda mısınız?.. Her füze BİR MİLYON DOLAR diyorum... Ve her dolar da 1 milyon 6 yüz bin liradan fazla diyorum... Yani diyorum ki; Bir tek Cruise füzesi ile on milyon aç Afganlı’ya birer tane ekmek satın alınabilir, bütün füzeler Afganistan’ın tepesinde patlatılacağı yerde... ..... “Vahşet” nedir ki?.. Elinin altında bir tetik varsa; her çektiğinde veya her bastığında on milyon aç insanın önünden bir ekmek daha çalıyorsan... İki saniye sonra bir ekmek daha eksiltiyorsan; bunun adı başka nedir ki?.. Pis bir soru: Başkan çıksaydı dünya televizyonlarına, ve deseydi ki: “Ben beceremiyorum, veya yapmak istemiyorum... Ama Usame bin Ladin’i getiren’e 1 milyon dolar (1 trilyon 615 milyar lira, yani sadece bir tek füzenin parası) vereceğim deseydi ne olurdu biliyor musunuz?.. Üç gün içinde değil Usame, yer yüzünün bütün noktalarındaki ceketi bile ona benzeyen ne kadar adam varsa kıskıvrak yakalanır ve Beyaz Saray’ın kapısına dizilirdi!.. Yani anlaşılan hep aynı şey... Yani işin içinde başka işler var... ..... Demiştik ya ta işin başından beri; o koca bina ile ABD’nin yıkılması başladı... Çok dikkat etmeli, çünkü; masumların, ve çocukların kanına bastığı an ayağı feci kayacak Amerika’nın... Müslüman dünya ile böyle (yani bu tarzda) uğraşan birinci ve ikinci Bush’ları tarih diğer başkanlardan biraz daha farklı yazacak!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT