BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Kadına yardımda bulunacaktı... Elini attığında cüzdanının olmadığını fark etti. Bir an boşlukta kalır gibi oldu. Sağına soluna bakındı. Ceplerini kurcaladı. Cüzdanı yoktu. İşte o anda kalabalık birden iki katına çıkmış, gürültüler arı kovanından çıkan uğultuya dönmüştü...



İstanbul’da bir deprem olsa, yanmışız, dedi içinden. Böyle bir şehirde bina mı kalır? Enkaz altından insan mı kurtulur? Acıdı insanlığın haline. “Herkes sahtekar olmuş be” dedi acı tebessümle. “Uydur kaydır balkonlar, eğri büğrü çatılar, üfürsen yıkılacak gibi iskelet binalar...” Sanki yanıbaşındaki yolcu da aynısını düşünüyormuş gibi mırıldandı kendiliğinden: -Şu binalara bak be, yarısı ruhsatsız bunların. Belediye olacaksın, plana projeye uymayanı yıkacaksın. Öte yanda elinde bir gazete, göbekli, memur tipli biri lafa karıştı: -Öyle lafla proje uydurmak kolay. Siz o evde yaşamaya mahkum insanların ne şartlarda geçinmek zorunda olduğunu biliyor musunuz? -Şey... Orası da öyle tabii canım. -Ne yapacak adam? Asgari ücret kiraya yetmiyor. Yiyecek mi kiraya mı ödeyecek? Şöyle ucuz yollu bir ev arıyor. -Eh onların bütçesine göre de ancak böyle evler kuruluyor. -Hem ev alırken kim düşünüyordu depremi? Şimdi herkes korku içinde ama, elden ne gelir? -Yahu desene biz baştan ölmüşüz. -Ne sandın ya kardeşim. Ölüyoruz da ne oluyor? Hem kime oluyor? Ölüyor işte bina altında kalan. Sağ kalan zaten rezil halde. Kurtulan kurtulduğuna sevinemiyor. Enkaz altında kalan da diri diri toprağa gömülmüş oluyor. -Allah sonumuzu hayretsin kardeşim. Zor işimiz zor. -Zor tabii yukarıdakiler hep kendini düşünüyor... Vatandaşı düşünen kim? -Yahu bir bilet olmuş yediyüzelli bin lira. Günde beş defa otobüse binen adam ne yapacak kardeşim. Kemal bey, nice zamandan beri hiç şahidi olmadığı bir dünyada, sanki zaman tünelinde ilerliyordu. Ne garibandı insanlar. Kendileri konuşuyor kendileri dinliyordu. Oysa yukarılara çıktıkça gerçekler nasıl renk değiştiriyordu bir bilseler... Bir de baktı ki Şirinevler’e gelmiş. Tramvaydaki yolcuların neredeyse tamamına yakını ayağa kalkınca anladı bunu. O da kalktı. Madem ezbere bir seyahat değil miydi? Kalabalığın gittiği yöne yürüdü. Bir ara arkasından birinin kendini sıkıştırdığını hissetti. Geri dönüp bakamadı bile. Kalabalıktan olsa gerekti. Belki de ona öyle gelmişti. Merdivenlerden yukarı tırmandı halk. O da tırmandı. Üst geçidin içinde sanki maden ocağında ilerler gibiydi. Sağlı sollu, naylon poşetlerin üzerine sergi açmış karayağız delikanlılara takıldı gözleri. Herbiri enteresan şeyler satıyordu. Üst geçidin iki yanı seyyar satıcılarla dolmuştu. Bağıran bağırana. Buradan durup da birşeyler alan oluyor muydu sahi? Ne garip bir memleketti burası böyle? Kol saatinden, iç fanilasına, şarkı-film vs. CD’lerinden gözlükçüsüne, musluk contasından ikinci el telefona kadar her çeşit mal vardı. Ucuz, eski, bayağı mallar Bir kadın, kucağında bebesi, yanında beş ve yedi yaşlarında iki çocuğuyla elinde bir poşet, satıcıyla pazarlık ediyordu: -Üç tane eldiven alsam üç milyona olur mu? -Abla beşyüzbin lira daha ver tamam. -Param yok kardeş. İnan ki bir tek bilet paramız kaldı. -Bir kuruş daha aşağı inemem. Kurtarmaz. Cebinden cüzdanını çıkartıp, kadına yardımda bulunacaktı. Elini attığında cüzdanının olmadığını fark etti. Bir an boşlukta kalır gibi oldu. Sağına soluna bakındı. Ceplerini kurcaladı. Cüzdanı yoktu. İşte o anda kalabalık birden iki katına çıkmış, gürültüler arı kovanından çıkan uğultuya dönmüştü. -Hayret, cüzdanım yok, dedi ama sesi kalabalığın arasında duyulmuyordu bile. Kime seslenecekti? Kim duyacaktı sesini? Polis mi vardı etrafta? Ya da burası neresiydi? > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108952
    % 0.96
  • 3.8294
    % -0.15
  • 4.5159
    % 0.23
  • 5.1256
    % -0.22
  • 154.035
    % -0.02
 
 
 
 
 
KAPAT