BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Evrimbazın sermayesi yalan

Evrimbazın sermayesi yalan

Bir varsayımın teori olabilmesi için dört unsurun yerine oturtulması gerek. 1- Gözlemlenebilmesi 2- Tekrarlanabilmesi 3- Takip edilebilmesi 4- Aynı şartlarda, aynı neticeleri vermesi Ama evrim gözlemlenemedi, tekrarlanamadı, takip edilemedi...



Son günlerde medyada sıkça tekrarlanan bir haber dikkatimizi çekiyor. Efendim, insan ve şempanze genleri karşılaştırılmış da bunların % 99 oranında birbirine benzediği tespit edilmişmiş. Evrimi savunanların bilimsel sahtekarlıklardan nasıl medet umduklarını iyi biliyoruz ama bu iddiayı çürütmek gerek. Sözkonusu kupürü elimize alıyor değerli ilim adamı Prof Dr Cevad Babuna’nın kapısını çalıyoruz. Hoca söze genler hakkında bilgi vererek giriyor: “Genom üzerindeki çalışmalar 1980 yılında başladı ancak bilgisayar teknolojisinin dolu dolu hayata girdiği yıllarda (son on yıl) bir mesafe alınabildi. Mesafe dediysek sadece harflerin yeri bulundu. Hangi genin, hangi işe yaradığı hâlâ meçhûl. Maymunlar üzerindeki araştırmalar ise yeni başladı. Nasıl oluyor da iki bilinmiyeni karşılaştırabiliyor, benzerlikler ve farklar bulabiliyorlar? Benim aklım almıyor. Cehaletin mirası! -Bir gün yalanlarının ortaya çıkacağını düşünmüyorlar mı hocam? -İstersen sana önce evrim teorisini ve savunucularını anlatayım. Bu teori 19. asır cehaletinin insanlara kötü bir mirasıdır. Materyalistler ve ateistler kainatın yoktan var edilmediğini savunuyor, dolayısı ile yaratılışı inkar ediyorlardı. Bunlar yana yakıla tezlerine delil ararlarken Darwin adlı bir biyolog çıktı (1852) ve “canlıların tesadüfen oluştuğu” tezini ortaya attı. -Nasıl bir tesadüf? -Efendim nasıl olduysa olmuş bir yerlerde bir molekül peydahlanmış. Bu molekül işini gücünü bırakıp çoğalmış ve zarı, çekirdeği olan mükemmel bir hücre yapmış. Önce hücre grupları, sonra dokular derken ortaya bir canlı çıkmış. Bu canlı çok sıkılgan olacak ki türden türe geçmiş. Kertenkele, kuş, balık, maymun derken insan olmuş. -Buna inanan oldu mu hocam? -Şaşacaksın ama hâlâ var. Evrim bir teori olmaktan çıktı, bir inanç ve din haline geldi. Ancak bilim geliştikçe “sabit kainat teorisinin” papucu dama atıldı. Araştırıcılar “Big Bang”den (büyük patlamadan, ama herşeyi düzenleyen bir patlamadan) söz eder oldular ki bu elbette yaratılıştı. Ateistler felsefelerinin bir ayağı kopunca Darwinizmden medet umar oldular. Körü körüne bir sadakatle evrime sarıldılar. Ancak laboratuvarlarda büyük paralar ve koca koca yıllar harcamalarına rağmen “çoğalabilen molekülü” elde edemediler. Kaldı ki “türden türe geçişi” doğrulayacak ne bir canlı ve ne de fosil bulunabildi. -Ama bize Piltdown ve Nebraska adamını okutmuşlardı. Sahtekarlıkta sınır yok -Bu bahsi açtığın iyi oldu. 1912 yılında dünyanın her yanından gazeteciler ve bilim adamları Piltdown’a çağırıldı. Kalabalığın önünde göstere göstere kazı yapıldı. Güya ortaya çıkarılan fosil 500 bin yıllık filandı. Kafatası insan, çenesi orangutan ve dişler yine insandı. Böylece evrimciler nicedir aradıkları delili bulmuş oluyorlardı. Şimdi bu fosili teşhir etmek ve ders kitaplarına geçmek kalıyordu. Evrimbaz ressamlar derhal ellerine fırçalarını aldılar, teoriyi evire çevire resimleyip gençlerin önüne koydular. Gelgelelim 1940 yılında Dr Oakley adlı bir araştırıcı bu kafa tasıyla, çene kemiğinin aynı canlıya ait olmadığını tespit etti. Hatta, kazıdan dört beş yıl evvel Afrika’dan getirilen bir kafatasına yeni ölen bir orangutanın çenesinin oturtulduğunu alveol kavsine insan dişleri dizildiğini, bunun kimyasal maddelerle eskitilerek gömüldüğünü ortaya çıkardı. Çıkardı ama insanlık tam 37 yıl bu fasarya ile oyalandı. -Peki hocam ya Nebraska adamı -Nebraska adamı zaten hiç olmadı. Hatta çene ve kafatası bile bulunamadı. Ele geçen sadece bir diş. Evet bu diş hem maymun dişine, hem insan dişine benziyordu. O noktadan hareketle dişe bir çene, çeneye bir kafatası, kafatasına bir çehre, buna bir vücud uydurdular, bu bedene uygun eşler, çocuklar tasarladılar. Ressamların hayallerini büyük bir keşifmiş gibi gençlerin önüne koydular. Ancak araştırıcılar civarda yeni dişler buldular ki, bunlar ne insan ne de maymun dişiydi. -Ya ne dişiydi? -Yörede yaşayan bir tür yaban domuzuna ait olduğu tespit edildi. Patatesle akraba mıyız? -İnsanların kromozom sayısı 46, maymunun 44, peki bu bir benzerlik değil mi? -Ona bakarsan patatesin geni tamı tamına 46. Şimdi patatesten geldik diyenler ne kadar haklı? Aslında son gen sayımları evrimcileri çok şaşırttı. Onlar insan vücudunda en az 100 bin gen bekliyorlardı ama 35 binde kalınca hayal kırıklığına uğradılar. İnsan, gen sayısı bakımından bırakın maymunu, atı, köpeği; solucanın bile altındaydı. -Demek ki gen sayısının çok olması mükemmelliği göstermiyor. -Elbette. Öyle olsaydı insandan 200 misli fazla geni olan tek hücreli bir amip mükemmelikte zirveye oynardı. Genin sayısından ziyade potansiyeli önemli. Siz çocukların yaptıkları kağıttan tayyareleri jumbojet ile kıyas edemezsiniz ki. -Peki neden pes etmiyorlar hocam. Hâlâ niye direniyorlar? -Evrimciler zorlandıkça kılık değiştirir. Nitekim teorinin ismi önce “Neodarwinizm”, sonra “Modern Plastik Evrim Teorisi” oldu. Nihayet “Sıçramalı Evrim Teorisi”nde karar kıldılar. -İyi ama savunduklarını ispatlayamadıktan sonra adlarını değiştirseler neye yarar? Meçhulden medet umuyorlar -İşte sırf bu yüzden genler gibi bilinmeyen bir konuyu malzeme yaptılar. İnsanlığı belki bir süre daha oyalayacak, zihinleri bulandıracaklar. Biz sadece insan genomunu teşkil eden 3.5 milyar nükleotidin (harfin) var olduğunu biliyoruz. Bunların ne yazdığı bilinmiyor. Ancak bu sıralamada tek bir hata yok. Bu genlerin milyonlarca yıldır nesilden nesile bozulmadan intikal etmesi muhteşem bir şey. Kainatta tesadüfe tesadüfen bile rastlayamazsınız. Atom çekirdeğini teşkil eden quarklardan, yıldızların termo nükleer yapılarına kadar kâinatın her noktasında ayrı bir nizam, intizam ve amaç var. Ancak bunu görebilmek için keskin gözlerden ziyade aydınlık vicdanlar gerek. -Ama bize böyle anlatılmadı hocam. Ne yazık ki mektep arkadaşlarımızdan bazıları evrim anaforuna kapıldılar. -Darwinizm’in Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda okutulması büyük bir talihsizlik. Hem bilimsel değeri yok, hem de Türk insanının geleneklerine ve inançlarına aykırı. Haliyle ulusal çıkarlarımızla da çelişiyor. Kaldı ki evrimciler enteresan insanlar. Göz göre göre “biz yalanı söyleriz ve ortaya çıkmasından rahatsız olmayız” diyorlar. -Öyleyse yeni yalanlara hazırlıklı olmalıyız. Alayı taassup ehli -Her sahadan kötü insan çıkar ama evrimciler kadar kaşarlanmışı az çıkar. Bakın bir varsayımın teori olabilmesi için dört unsurun yerine oturtulması gerek. 1- Müşahede edilebilmesi, yani gözlemlenebilmesi. 2- Tekrarlanabilmesi 3- Takip edilebilmesi 4- Aynı şartlarda, aynı neticeleri vermesi. Ama evrim gözlemlenemedi, tekrarlanamadı, takip edilemedi... -Doğru, o bahsettikleri molekül yine tesadüfen oluşsa da görsek ya. -Bırak tesadüfü. “Haydi şartlarını sağlayarak gerçekleştirin” diyorsun yine yapamıyorlar. Yapamadıkları bir yana bilimi inkâr ediyorlar. Her şey ayan beyan ortada ama inatlarından vazgeçmiyorlar. Biliyor musunuz Einstein’ın bir sözü var “Zor da olsa atomu parçalayabilirsin ama peşin hükümlünün fikrini değiştiremezsin.” -Dediniz ya hocam evrim teoriden çıktı, batıl bir din haline geldi. -Ve biliyor musun bunların alayı taassup ehli.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108518
    % -0.49
  • 3.8438
    % 0.16
  • 4.5151
    % 0.22
  • 5.1272
    % 0.07
  • 153.448
    % -0.29
 
 
 
 
 
KAPAT