BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Müzakere etmeyiz

Müzakere etmeyiz

"BM Genel Sekreteri tarafından müzakere edilmek üzere sunulan belge, gerçekte Kıbrıs adasında yaşayan Türkler'i azınlık duruma getirecek Rumlaştırma plânıdır"



İSTANBUL - 12 Aralık Kopenhag Zirvesi'ne az bir süre kala, AB'ye girmenin eşiğine gelen ve gittikçe ısınan Kıbrıs meselesi ile BM tarafından müzakere edilmek üzere sunulan "Belge"yi, KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç ile enine-boyuna konuştuk. İşte KKTC Ankara Büyükelçisi Bulunç'un "Belge" ile ilgili düşünceleri: H.Y. - Sayın Bulunç, müzakere edilmek üzere sunulan belge bölgeye neler getiriyor? A.Z.B. - Bu belgenin temel amacı, Kıbrıs'ta adil, kalıcı bir anlaşmaya ulaşmak değil, Kıbrıs'ın AB'ye problemsiz olarak girmesini sağlamak. Ve önceden beri 12 Aralık Kopenhag Zirvesi'ne kadar imzalanmasını istedikleri anlaşmayı yapmak suretiyle otomatik olarak Türkiye'nin aday olmadığı AB'ye Kıbrıs'ın giremeyeceği itirazını ortadan kaldırmak veya çürütmek. Bizim Kıbrıslı Türkler olarak onayımız alınmamıştır. Bu başvuru geçersizdir. Rumlar tek yanlı olarak yaptıkları meşru olmayan başvuru ile AB'ye giremez itirazımızı 'evet'e dönüştürmüştük. Ve AB içinde Kıbrıs'ı Rumlar'ın hakim olabileceği bir yapıya dönüştürülmesini sağlayacak bir çerçeve anlaşması olacaktı. Dolayısıyla bu yönüyle bu anlaşma bize bir şey getirmemektedir. Sakıncalar var H.Y. - Buna imza atmak gelecekte bir takım problemleri de beraberinde getirmek mi? A.Z.B. - Anlaşmanın parçaları olarak harita, yeri men edilmiş kişilerin Türk bölgesine geçmeleri, anayasa düzenlemelerinin kabulü gibi unsurları dikkate aldığımızda, bizim bundan sonrasını kabul etmiş oluyoruz. Bu anlaşma ile birlikte bundan sonraki müzakerede ortaya konacak bütün önerilerini de kabul etmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla bu yönüyle de bize ciddi bir takım sakıncalar getirmektedir. Biz anlaşma için önemle egemenlik konusu üzerinde duruyoruz. H.Y. - Egemenlik konusu üzerinde çok ısrar ediyorsunuz? A.Z.B. - Çünkü temelinde bu sebep yatıyor. Bu anlaşma bize egemenliği getirmiyor. Çünkü anlaşmayı imzalayacak olan tarafları 'kurucu devletler' olarak değil, 'parça devletler' şeklinde tanımlıyor. Ve iki toplumun liderine anlaşmayı imzalatıyor. Bu da bize bir egemenlik hakkı getirmemektedir. Bu sebeple egemenlik haklarının getirilmediği ve KKTC egemenliğinin kabul edilmediği bir anlaşma, bize ilerde bu devletin kişiler arası durumunda ayrılma hakkını ortadan kaldırmaktadır. Biz öyle bir yapı ile önlerine çıkıyoruz ki; devam eden bu ülke Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ilhak etmiş bir toplum durumuna düşürülüyoruz. Ve bize bir takım haklar veriliyor gibi görünmekle birlikte gerçekte o haklar verilmemektedir. Rumları dahil etmek istiyorlar H.Y. - Egemenlik yelpazesini biraz daha açabilir miyiz? A.Z.B. - Önerilen belge ile 'iki bölgelilik' dediğimiz ortam da ortadan kalkıyor. Çünkü kuzey devletine bırakılacak olan bölge, mütecanis bir topluluktan çıkartılıyor ve bunun yerine Rumlar'ın da dahil olacağı bir bölge haline getiriliyor. Ve bunun da 20 yıl içinde nüfusumuzun 1/3'ü, yani yüzde 33'üne kadar çıkması öngörülüyor. Dolayısıyla 'iki bölgelilik' ortadan kaldırılırken iki uluslu yapı da ortadan kaldırılıyor. Bu da bize ileriye dönük olarak baktığımızda Kıbrıs'ta, Türkler'in varlığını ciddi şekilde tehdit eden, huzursuzlukları artıran ve sürekli gerginlikleri çıkaran bir yapıyı getiriyor. H.Y. - Belgeyi, diğer maddeler hariç düzenlemeler konusunda tarafsız buluyor musunuz? A.Z.B. - Kesinlikle hayır. Mesela mal mülk konusundaki düzenlemelerle; bizim Rumlar'a vereceğimiz toprak ile içimize gelip yerleşecek Rumlar'a tahsis edilecek evler yanında, ayrıca Rum malı olarak iddia edilen malların da kendilerine verilmesini getirecek. Çünkü Avrupa İnsak Hakları Mahkemesi'nde, Rumlar'a kişisel başvuru hakkı tanınıyor. Bu başvuruların bizim aleyhimize sonuçlanacağı, Rumlar'ın toprak ve gayrimenkul iddialarını güçlendirecek kararlar alınacağını açıkça görebiliriz. Dolayısıyla belge diğer yandan garanti ve ittifak anlaşmasını sulandırıyor. Türk askerinin oradaki varlığını azaltıyor. BM Barış Gücü'ne olağanüstü yetkiler veriyor. Ve orada konuşlanacak olan Türk Biriliği askerlerinin hareketlerini bile Barış Gücü'nün iznine tabi tutuyor. Bu da barış harekatının gerçekleştirildiği zaman Barış Kuvvetleri azaltılırken diğer yandan da garanti ve ittifak anlaşması ciddi olarak sulandırılıyor. Asker konusuna şöyle bir öneri getirebiliriz; AB'ye giriş süreci baz alınarak indirime gidilmesi ve tam üyeliği zamanında ise alınacak nihai rakama indirilmesi.... Stratejik açıdan, güvenliğimiz kalkıyor H.Y. - Toprak konusunda biraz taviz verilse ortaya çıkacak problem çok mu büyük? A.Z.B. - Elbetteki evet. Toprak tavizlerini dikkate aldığımızda, yaklaşık 60-70 bin civarında vatandaşımız göç etmek durumunda kalacak. Verilecek olan topraklar, ekonomik değerler olarak bizim yaşayabilirliğimiz ve varlığımızı sürdürebilmemiz açısından son derece önemli. Bunlar elden gidiyor. Ve 'sınır' olarak çizilen sınırı dikkate aldığımızda, bizim güvenlik, askeri ve stratejik açıdan savunma güvenliğimizi de ortadan kaldırıyor. .... H.Y. - Açıkça söylemek gerekirse sizce bu neyin müzakere plânıdır? A.Z.B. - Bütün bu unsurlara baktığımız zaman bu plân gerçekte Kıbrıs adasını bir Rumlaştırma plânıdır. Bu yaklaşım, gerçekte Kıbrıs Türklerini orada azınlığa düşüren, egemenlik hakkı olmayan, basit federal bir sistem içinde Türklere 'Kanton' yetkileri veren bir belgedir. Bu sebeple nitelikleri ile bu belgenin görüşme zemini olarak kabul edilmesi bence mümkün değildir. H.Y. - Kopenhag Zirvesi'ne az bir süre kala, belge üzerinde bir takım değişiklikler yapılsa kabul görme şansı var mı? A.Z.B. - Sunulan belgenin yapısını dikkate aldığımızda; Rumlar'ın da bir yıldan beridir bizim ortaya koyduğumuz görüşlere ters düşen yaklaşımlarını gözönünde tutalım. O zaman müzakere zeminine dönüştürülebilmesi ve 12 Aralık'a kadar sonuçlandırılması pek mümkün görülmemektedir. Dünya görmüyor mu? H.Y. - Belgenin gerçek amacı açıkça sizce neyi ifade ediyor? A.Z.B. - Bunların gerçek amacı, 1963 yılında Enosis hayali ile başlayan Kıbrıs'ın özünde bir insan hakları meselesi ile yaşayan Türkler'i azınlık duruma getirerek Yunanlaştırmak veya Rumlaştırmaktır. İnsan haklarından bahsediliyor, esas insan hakları ihlali yıllardır bu adada uygulanan ambargo ve ihlaller yapılarak uluslararası hukuk yok sayılmaktadır. Bunu dünya görmüyor mu? Neden suskun kalıyor? Diğer bir amaç ise, AB, Kıbrıs'ın "problemsiz" bir şekilde girmesini sağlayacak bir uzlaşı yapmak istiyor. H.Y. - Kısaca belge bize uymuyor öyle mi? Konu hakkında daha neler söylemek istersiniz? A.Z.B. - Rumlar'a göre KKTC meşru olmayan, tanınmayan bir devlettir. Onlar üniter bir devlet içinde güçlü bir federe devlete sıcak bakıyorlar. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ortaya koyduğu bu belge ile Rumlar'ın isteği gerçekleştirilmek isteniyor. Bu belgenin kabul edilmesi demek, Türk varlığının yok olması ve tek uluslu Rum Devleti yapısını ortaya çıkarmak demektir. Bu belge müzakere oluşturacak nitelikte bir belge değildir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT