BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını dakika dakika buradan takip edebilirsiniz.
Anasayfa > Haber > Türkçe yazıyor!

Türkçe yazıyor!

"Küçük Bir Gökada" isimli ilk kitabı ile "görücüye çıkan" genç şair Mustafa Akar, kendi dilinde yazan metinlerin izini sürdüğünü söylüyor.



İlk şiir kitabı, Birey-Kırklar Dizisi çıkan genç ve başarılı şair Mustafa Akar, şiir damarını genişlettiği çalışmalarına yer veriyor "Küçük Bir Gökada"da... Ülkemizin önde gelen edebiyat dergilerinde çalışmalarını okuduğumuz Akar'la, şiir dünyası üzerine, kitabının adına yakışır 'küçük' bir söyleşi gerçekleştirdik: İlk kitap, ilk heyecan... Kitapta yer alan şiirleri nasıl seçtin? AKAR: Belirli bir ölçekle uğraşmadım şiirleri seçerken, birbirini bütünleyen şiirler bir arada yer aldı. Her şairin kendine özgü, spesifik, iki-üç ayrı koldan ilerlediğini düşünmüşümdür hep. Bu kolları ayırdım ve bir bütünlük oluşturmaya çalıştım; bana kalsa oluştu da... Gerisi okura kalmış. Bu şiirleri yazılış tarihlerine göre baştan sona ya da sondan başa dizebilirdim. Ama içimden böyle geldi doğrusu. Çok fazla yazan, yazabilen bir şair değilim, kitaba girmeyen dört şiir kaldı geride. Bu şiirler de 'Küçük Bir Gökada' bütünlüğüne sığışamadılar. Dergi-şair bağlantısı Birçok dergide imzan yer alıyor. Şair- dergi bağlantısını nasıl görüyorsun? AKAR: Ben aslında dergileri eksilte eksilte ilerledim. Şimdi sadece Kırklar ve Dergah dergilerinde yazıyorum. Yazdıklarını yayımlamak bir ölçüde görücüye çıkmak gibi bir şey. Kırklar, bu anlamda evimdir benim. İşin güzel tarafı, dergide yazan birçok yazar ve şairi yakından tanımıyorum, hatta birçoğuyla yüz yüze gelmiş bile değilim. Ama aynı meseleleri kendimize dert edindiğimizden olsa gerek yılların tanışlığıyla okuyorum onları. Dergi-şair bağlantısı biraz da böyle olmalıdır bana kalsa. Geçmişe baktığımızda bunu görüyoruz. Bir dergi her şeyden önce kuşak oluşturabilme becerisine sahip olmalıdır. Bu, derginin olmazsa olmazıdır, böyle anlaşılmalıdır. Yüzü moderne dönük Şiirinin damarları farklı ve biraz da geleneğe bağlı imajlar taşıyor. Şiir, modernlik ve gelenek üzerine neler söylersin? AKAR: Bu konu edeydir tartışılıyor edebiyat coğrafyasında. Ben daha farklı bakıyorum bu konuya. Bir kere şair için bir önceki kuşağın yazdıkları bile gelenektir aslında. Geleneğin sınırlarını çok mu genişletiyor yoksa daraltıyor muyum? Uzun, upuzun bir denemenin konusudur bu. Bu anlamda şiirim, önceki şiire ve o şiirin çeşitli dönemlerine uzanıyor tabii ama 1950 sonrası şiire çok daha yakınım. Türkçe yazan, yazmaya uğraşan bir şair olarak, kendi dilimde yazılan her önemli şiir metni fazlasıyla ilgilendiriyor beni. Bunun aksi düşünülemez zaten. Homeros'u getirelim aklımıza; kendisinden önce kimse yoktu. Dolayısıyla, o, bütünüyle dışa dönüktü. Kendisinden önceki şiire değil de (zaten yoktu) tarihe, zamana dönüktür daha çok. Homeros bu bakışımla bir opus magnum kurmuştur iki destanda da. Bir bakıma Homeros'un işinin daha kolay olduğunu düşünüyorum enikonu, şimdiyse zor. Şiirin bilgece tonu Dönüp arkanıza baktığınızda burçları kaplamış köşe ve uç beylerini görüyorsunuz şiirin. Hem onları didikleyerek, hem de onlardan apayrı bir burç almak için didinerek yazıyorsunuz. Bunu siz de bilirsiniz, yazarken, bazen tepemde Türk ve dünya edebiyatının o koca şairlerinin bekleştiğini hissediyorum. Yazmak çetrefil süreç. Modern şiir, insanın, zamanın, nesneleri vb. gibi bir sürü kavramın kökenine ineyazdı, kurdu, yıktı, yeniden yaptı. Bence şiirin elinden alınmış bilgece tonu modernler geri getirmiştir; bu tonu ancak dünya destanlarında görebilirsiniz. Benim giderek gelenek olarak bakmak istediğim nokta orasıdır bir bakıma. Evet, deneme gerekli! Denemelerini de okuyoruz. Sence düzyazı yazmak şair için bir gereklilik midir? Tezgahında neler var şu sıralar? AKAR: Fazıl Hüsnü Dağlarca hiç düzyazı yazmamıştır mesela ama bu, şairliğinden bir şey eksiltmez. Bir gereklilik değil tabii. Ama ben kendi adıma Dağlarca'nın şiir üzerine düşüncelerini çok merak ederim. Bu anlamda şair düzyazı yazmalıdır da. Bir başka açıdan artık modern şiirin olmazsa olmazı olmuştur düzyazı. Şimdi Turgut Uyar ve Edip Cansever çok az yazmışlardır fakat bu denemeler, oluştukları kuşak açısından bakılırsa çok önemli duraklardır. Ben bu bakış açısına yaslanarak yazıyorum. Şu sıralar bitirmem gereken, yarım bıraktığım bir fakülte var; bu yüzden aklımın olanca köşesi iktisat terimleriyle dolu. Bu işgal edici doluluk haricinde yazıyorum sık sık. Biriken şiirleri yazmaya çalışıyorum. Yazmak, delilik. Melih Cevdet, benim hikayecilerim, Ece Ayhan... gibi konu başlıkları halinde denemeler de var sırada. Soydaşım yollar ben perçemi uzak yollara değen çocuk cebimde ırmaklarla dolaşıyorken hayatla arama bir menekçe sıkıştı gittim olmadı döndüm olmadı yüzümde nisan tarhlarını kıskandıracak bir uyku bombardımanı ben perçemi uzak yollara değen çocuk fısıltı gibi ellediğimde kendi yüreğimi şurada bir yerlerde bir çiçek türkçe açıyordu yapraklarını ağzımın kıyısında irice siyah bir çiçek akşamı karalayan yine o aynı çiçek vardı ben perçemi uzak yollara değen çocuk göğsüme bahçeler seren uçurumları aşıp göğün savruk mavisini bir iplik gibi iğnelerden geçirdim dağlardan tomruklar yuvarlamak kadar süpürdüm takvimlerden yorgun günleri ben perçemi uzak yollara değen çocuk hangi yana kaçsam içimin çayırlarından yine de bir uzaklık toplamı burada kalacak ve saçlarımı denizlere doğru taradığımda terziler fazlalık kumaşlardan yüreğimin ortasına bir iplik adası yığacak ama ne yapsam da yüzümdeki harflerde o anlatım bozukluğu hep kalacak
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT