BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Bir arpa boyu

Bir arpa boyu

Michael Moore, yayımlandığı 2002 yılında aylarca en çok satanlar listesinde kalan, son aylarda yeniden listelere giren Stupid White Men (Türkçesi "Aptal Beyaz Adamlar", Bâbiâli Kültür Yayıncılığı) isimli kitabına şöyle başlar:



Michael Moore, yayımlandığı 2002 yılında aylarca en çok satanlar listesinde kalan, son aylarda yeniden listelere giren Stupid White Men (Türkçesi "Aptal Beyaz Adamlar", Bâbiâli Kültür Yayıncılığı) isimli kitabına şöyle başlar: "Bazıları der ki herşey 7 Kasım 2000 gecesi, Jeb Bush ağabeyi George Junior'a erken bir Noel hediyesi olarak Florida Eyaleti'ni sunduğunda bozulmaya başladı..... Biz Amerikalılar olarak biliyoruz ki biri bizim ışığımızı kararttı. Amerikan asrı ne mi oldu? Sona erdi! Hoşgeldiniz yirmibirinci asrın kâbusuna! Beyaz Saray'da kimsenin seçmediği bir adam oturuyor." Şimdi bütün dünya bu kâbustan nasiplenmekte. Sivri dilli Michael Moore, Bush'un Florida eyaletinde yaptırdığı seçim hilelerini, hak etmediği halde nasıl cumhurbaşkanı olduğunu, kabinesindeki ve çevresindeki adamların çevirdiği dolapları, kirli işlerini anlattıktan sonra "Bu aptal beyaz adamlar mutlaka durdurulmalıdır" der. Aptal beyaz adamların durdurulabilmeleri ihtimali yok gibi görünüyor. Tarihin hangi devrinde bileği güçlü olan hükümfermâ olmamış ki zaten?! Hangi devirde belini doğrultamayanın, karnını doyuramayanın, sesi cılız çıkanın sözü dinlenmiş? Halim selim, yumuşak başlı, uysal olanlar kaale alınmış mı hiç? En basit orman kanunu: Dişini geçiren sözünü de geçirir. Eğer bileği güçlü olan aynı zamanda akıllıysa, adaletliyse, insaflıysa, vicdanlıysa ne âlâ, dünya rahat eder. Yok değilse, vay kürre-i arzın başına gelenlere?! Tarih dediğimiz kitap savaşlar, zaferler, hezimetler resmî geçidi. Bir tek devir ya da ülke gösterebilir misiniz, savaşı tanımamış olsun?! İlkel, geri, karanlık devirler olarak gördüğümüz ilk ve orta çağlarda hiç değilse meydan savaşları vardı. İki ordu bir ovada buluşur, vuruşurdu. Bu suretle sivil halk ateş hattından uzaktaydı ve bir ölçüde kıtalden korunmuş olurdu. Yirminci asırla beraber türlü çeşit bombalar sayesinde bütün ülkeler cephe oldu, ateş hattı oldu. Ondokuzuncu asırda olsaydık meselâ, iki aptal beyaz adamı, George W. ile Saddam'ı düelloya çıkarabilirdik. Gün ışığı altında, şahitler hazır, tek kurşunlu tabancalar belde. Hazırol! Haydi! Fakat yirmibirinci asırdayız ve düello gibi ilkel hesaplaşma usulleriyle işimiz yok artık! Modern, post-modern, ultra-modern hesaplaşma usullerimiz var şimdi. İnsanoğlu aklını akıllı bombalar yapımında kullandı. İnsanoğlu aklını bombalara devretti, işi onlar bitiriyor. Dünyadaki araştırmacıların yüzde 65'i silah sanayiinde çalışıyormuş. ABD'de her üç çalışandan biri silah sanayiinde imiş. Kâbil Hâbil'i öldürdüğünde koca dünyada kaç kişi vardı? Kâbil silah sanayiinde çalışan ilk insan. Kâbil ilk silahı bulandı. İlk silah: Taş! Şimdilik son silah: On tonluk MOAB bombası. İkisinin de görevi aynı: Öldürmek! İyi adam Hâbil öldü, kötü adam Kâbil kaldı. İnsan soyu Kâbil'den geliyor da onun için mi yeryüzünde savaş eksik olmuyor? Hani masallarımız vardır, şöyle başlar: Az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim, bir de ardıma baktım ki bir arpa boyu yol gitmişim. Belki bir arpa boyu bile gitmemişiz!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT