BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çaresizlik belini büküyordu...

Çaresizlik belini büküyordu...

Zübeyde Hanım ve Aliye mutfakta yiyorlardı yemeklerini. Zübeyde Hanım misafirleri karşılarken göz ucuyla görmüştü damad olacak adamı. Midesi bulanmış içi acımıştı. Çaresizlik belini büküyordu zavallı kadının...



Davut bir kahkaha atarak elindeki mis gibi kokan sıcak lavaş ekmeğini Ali Rıza efendiye uzattı: - Buyur ağam, bak yeni yapılmış, mis gibi... Ali Rıza efendi kilolarının fazlalığından zor nefes alıyordu. Gereksiz bir kahkaha atarak uzatılan ekmeği alıp iri parmaklarıyla katladı, tamamını ağzına attı. Bir yandan da sofradakilere bakıp gülüyordu. Muhtar da gelmişti yemeğe. Beş kişiydiler sofrada. Davut, muhtar, Ali Rıza, Hasan ve Hüseyin. Hüseyin hiç konuşmuyor ve gülmüyordu. Hoşlanmamıştı Ali Rıza’dan. Zübeyde Hanım ve Aliye ise mutfakta yiyorlardı yemeklerini. Zübeyde Hanım misafirleri karşılarken göz ucuyla görmüştü damad olacak adamı. Midesi bulanmış içi acımıştı. Çaresizlik belini büküyordu. Haksızlıklara karşı çıkmaya çalışıyor ama şiddetle bastırılıyordu. Olayı öğrendiği andan beri midesine kramplar giriyor, soluk alamıyordu sanki. Ali Rıza’nın gereksiz kahkahaları evin içinde çınladıkça öfkesi daha da şiddetleniyor, avuçlarını sıkmaktan tırnakları ellerine batıyordu. Bütün çene kemikleri korkunç ağrılar içindeydi dişlerini kenetlemekten. Yine de Aliye’ye moral verebilmek amacıyla gülümsemeye çalışıyor, küçük kızını oyalamaya uğraşıyordu. Aliye’yi oturma odasına hiç göndermemişti. Ama küçük kız mutfak penceresinden gizlice misafirleri görmüş, hele Ali Rıza’yı görünce korkuyla ağlamaya başlamıştı. O kadar küçüktü ki ne evlilik müessesesinin anlamını biliyor, ne de erkekleri tanıyordu. Ana kız mutfağın bir köşesinde çorbalarını kaşıklıyorlardı. Ama her ikisinin de gırtlağında büyüyordu lokmalar. Davut ise içeriden gelen seslerden anlaşıldığına göre oldukça keyifliydi. - Ali Rıza ağam, artık akraba olduk sayılır. Sizin düğünden sonra bizim Hasan’ı evereceğiz Allah izin verirse. Ali Rıza efendi yine tok bir kahkaha attı. Gülerken altın dişi gözüküyordu: - Eveririz, eveririz Davut Ağa. Hiç merak etme. Kayınçomun düğününü ben yaparım. İstersen benim evde yaparız. Büyüktür. Kocaman çiftlik. Beş yüz kırk dönüm. Bir şatafatlı düğün yaparız aslan kaynıma. Ben eniştesiyim artık. Baba yarısı olurum onlara. Değil mi aslanım? Ha, hah, ha... Hasan da memnundu bu gelişmelerden. Ali Rıza efendi Hüseyin’e döndü: - Eee, küçük kayınço, senin niyetin yok mu evlenmeye? Hüseyin sert bir şekilde: - Hayır! dedi. Davut mahcup olmuştu. Öfkeyle baktı oğluna: - Git su getir. Biraz da meyve soysunlar. Hüseyin asık bir suratla kalktı sofradan. Mutfağa geldi. Zübeyde Hanım çaresiz gözlerle baktı oğluna. Hüseyin hırsından kıpkırmızı olmuştu. Zübeyde Hanım oğlunun başına geldi, onun saçlarını okşadı şefkatle: - Hiç meraklanma aslanım. Hiç meraklanma. Sen varsın ya, ölsem de gam yemem ben! >DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT