BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Örgütçü papaz St. Bernard

Örgütçü papaz St. Bernard

Haşhaşilerde “dai, büyük dai ve şeyh” ne ise tapınakçılarda “prior, baş prior ve üstad” o olur. Kaldı ki “Haşhaşiler (nerden icap ettiyse) Tapınak Şövalyelerine ayni ve nakdi yardımda bulunur, onları altına doyururlar...



Orta Çağ Avrupasında Normanlar ve Vikingler cesaret ve savaşçılıklarıyla tanınırlar. Gel gelelim nicedir ellerine kılıç filan almazlar. Kışlalarda sırt üstü yatar, ulu büyük (!) dedelerinin cenkleriyle avunurlar. Takdir edersiniz ki “mişli” geçmiş takısıyla ballandırılan hikayeler çocukları bile sarmaz, artık onların kurtarıcı olduğuna kimseler inanmaz. İşte Papa Urbanus I. Haçlı Seferini açınca adı kahramana çıkan soylular kendilerini ispat imkanı yakalar. Bütün Avrupa’yı “İsa öyle istiyor” çığlıkları ile inletir, “Vexilla regis prodeunt” (Kralın sancağı önde gidiyor) ilahisi ile yola çıkarlar. Anlatmıştık, Haçlılar ilk seferlerinde (1099) Kudüs’ü ele geçirmeyi başarır, sadece Müslümanları değil Yahudileri de kırar, çoğu kadın ve çocuktan oluşan 70.000 masumu doğrarlar. Şanlı (!) şövalyeler kan gölü içinde diz çöker, vecd ile istavroz çıkarırlar. Doğululaşınca... Mâlum medeniyeti yüksek olan alçak olanı etkiler, nitekim Frenkler de zamanla Filistinlilerin peşine takılırlar. Krallar bile cüppe çarık giyer, başlarına keyfiye dolarlar. Toplantıları halı üzerinde yapar, doğma büyüme Kudüslü gibi bağdaş kurarlar. Soylular şalvar, türban, yelek kuşanır, ipeklinin, pamuklunun farkına varırlar. Onlar da köşklerde, kasrlarda oturur, görmedikleri narenciyeleri, duymadıkları şekerlemeleri yuvarlar, kuyularda soğutulmuş kavunlara bayılırlar. Pilav kaşıklar, şerbet yudumlar, mangal yaparlar. Kadınları sürme kullanır, Müslümanlar gibi çarşafa girer, peçe takarlar. Hatta cenazelere ağlayıcılar çağırır, ağıtçılara bahşiş atarlar. İşte bu erimeden huzursuz olan ve “kendileri gibi kalmayı” arzulayan 9 şövalye St. Bernard adlı bir rahibin etrafında toplanırlar (1104). San Bernardo Di Chiaravalle güçlü hitabetiyle sivrilen bir gençtir, nitekim henüz 25 yaşında Piskopos olur. Akranları köy kiliselerinde ömür tüketirken o Fransa Kralı ve Papa’yla oturup kalkar. Ne yalan söyleyelim Bernard’ın teşkilatlandırdığı şövalyelerin gözünde para, pul yoktur, haçla yatar, kılıçla kalkar, vakit buldukça İncil okurlar. Hatta içlerinden biri (Kont Champagne) Clairxuax’daki muhteşem malikanesini örgüte bağışlar, kendi yalın ayak başı kabak keşişlik yapar. Üstad ne derse... Adı geçen şebekenin nizamnamesini bizzat St. Bernard yazar, üyeler köleliğe talip olduklarına göre mesele yoktur ama lidere “Magister Militum” (Romalılarda Başkomutan) gibi albenili bir unvan bağışlar. Bu örgüt, mensuplarına fakirlikten başka bir şey vaad etmez, ancak günahkarlara ve aforoz edilenlere kapı aralayınca talep çok artar. Savaşçı rahiplerin içinde Hugues de Payens gibi ünlü isimler vardır. Bunlar, Kudüs Kral’ı II. Baldwin’den Mescid-i Aksa’yı da içine alan bölgeyi koparırlar. St. Bernard kelimenin tam manası ile bir inşaat hastasıdır, Süleyman Mabedini yeniden inşa etmek için yanıp tutuşmaya başlar. Nitekim adamlarına da “militia templi” (tapınak askerleri) gibi tumturaklı bir ad koyar. Kağıt üzerinde “Pauperes Commilitones Christi Templique Solimanis” (Süleyman Mabedinin ve İsa’nın Fakir Askerleri) adıyla anılsalar da halkın karşısına “Sion Birliği” gibi sade bir isimle çıkarlar. Bunlar Kudüs’ü ve Kudüs yolunu koruma vazifesini üstlenir, bir nevi jandarmalığa kalkarlar. St. Bernard genç şövalyeleri zina, yağma, hırsızlıktan uzak tutar. Bunlar manastırda kuzu gibi uysaldırlar, ancak savaşta sırtlan kadar yırtıcı olurlar. Mabedlerini halılarla şamdanlarla değil, silahlarla, koşum takımlarıyla donatırlar. Laubalilikten hoşlanmaz, gülüp oynamaz, ancak parmakla gösterilmekten haz alırlar. Köleler gibi... O günlerde Selahaddin Eyyubi dahi onları “güvenilir” bulur, anlaşmaların altında Tapınakçıların imzasını arar. Tapınak şövalyeleri örgüte giriş törenlerini büyük bir gizlilik içinde yapar, adayı uzun uzadıya sorguya alır, şebeke içinden en ufak bir itiraz çıkarsa adamı kapının önüne koyarlar. Sonra elemanı yemine davet ederler ki bir tapınakçı sadece “erdem, yoksulluk ve itaat” peşinde koşar. Artık şövalyemiz (annesi ve kız kardeşi de dahil) kesinlikle bir kadına dokunamaz ve konuşamaz. Kardeşler koyun postundan iç çamaşırları giyer ve bunları asla çıkarmazlar. Saçlarını kısacık keser, sakallarını göbeklerine kadar uzatırlar. Temizlik yapmayı küçük düşürücü ve utanç verici bulurlar. Bir şövalye önce susmasını bilmelidir, yemekhanelerde tek kelime konuşmaz, işaretle anlaşırlar. Tapınakçılar itaatkar olmak zorundadırlar, disiplini bozanı ölümle cezalandırırlar. Kimsenin özel hayatı yoktur. Birine gelen mektubu ortada açar ve birlikte okurlar. Ölmeye ölmeye... St. Bernard’a göre en büyük vazife inançsızlarla savaşmaktır, bunlar ölmeye, öldürmeye pek meraklıdırlar. Zamanla kendileri gibi kan dökmeye hevesli olan Haşhaşilerle tanışır ve iş birliği yaparlar. Hatta örgütlenme yapılarını da onlardan alır, “Lazik, fedai, refik” düzenini “birader, çavuş, şövalye” şeklinde aparırlar. “İki şebekenin başında da lider bulunur, Haşhaşilerde “dai, büyük dai ve şeyh” ne ise tapınakçılarda “prior, baş prior ve üstad” o olur. Kaldı ki “Haşhaşiler (nerden icap ettiyse) Tampliyelere ayni ve nakdi yardımda bulunur, onları altına doyururlar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT