BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bekler dururuz... (Diyalog Köşesi)

Bekler dururuz... (Diyalog Köşesi)

Hayatımız boyunca, hep birilerini, bir şeyleri bekler dururuz. Sanki bizi, anlarımızı, heveslerimizi hatta yaşayışımızı bu bekleyişler esir alır.



Hayatımız boyunca, hep birilerini, bir şeyleri bekler dururuz. Sanki bizi, anlarımızı, heveslerimizi hatta yaşayışımızı bu bekleyişler esir alır. Belki de beklediğimiz şey sadece bir hayaldir hiç elimize geçmeyecek ya da o, hiç gelmeyecek... Ve zaman bu arada bir su gibi durmadan akar gider. Biz bazen şevkle, bazen hüzünle anları anlara, günleri günlere, yılları yıllara ekleyerek bir şeyleri bekler dururuz. Sanki yarınlar hep bizimmişçesine.. Bir gün artık nihayet beklemekten yorulur ve belki de ilk defa döner arkamıza bakarız. Geçen yılların acısı içimize öyle bir çöker ki, zaten hayal olan bu hayatı bekleyişlerle geçirmekten kahroluruz ama ne giden zaman geri döner ne de bekleyişlerimiz... İşte öyle hayal olur kalırlar. Elde kalan hüzün Oysa hayat o kadar kısa, zamansa o kadar kıymetli ki, onu çok güzel kullanmak, zaptedip sahip çıkmaksa kula verilmiş en güzel haslet. Anına sahip çıkıp, bekleyişlerini fırsat elindeyken kaçırmadan tutan bahtiyarlar, hayatına ve zamana mühür vurabilen dirayetli insanlardır. Yoksa gerisi boş bir hayal. Elde kalansa, hüzün, yılgınlık, yorgunluk, bezginlik ve en acısı da ümitsizliktir.. Ve sonra insan, insanoğlunun ne kadar aciz olduğunu görür. Yaradan’ın dilemesiyle bekleyişlerin gerçekleştiğini ve kaderin tecelli edişine kendi hayatında binlerce, acı ve tatlı çırpınışlardan sonra defalarca şahit olur. Bir gün öyle sessiz sakin bir deniz kesilir yüreği, artık ne bekleyişleri deli deli çarptırır yüreğini ne de dolu dizgin koşar peşlerinden. Öyle sakin, Yaradan’ın takdirine bırakır kendisini. Bir mutlu olur, bir mutlu olur, gönlünde güller açmaya başlar. İçindeki fırtınalar diner, gönlü süt-liman kesilir. Tek gerçek ölüm!.. Sonra kendi haline acıyla güler, yıllarına içi yanarak, gözlerinden yaşlar süzülerek derin derin bakar.. Ve teslimiyetin en güzel bekleyiş olduğunu gönlü ona fısıldar. Artık yüreği ne coşar ne dalgalanır, durgun bir deniz gibidir. Beklemek hayatımızın sonuysa, zaten varılacak yer, gidilecek huzur belli. Menzil belliyken insanoğlu hiç durmadan, bıkmadan usanmadan neyi bekler ki? Oysa doğan bir kul için tek gerçek var; ölüm!.. Yaşananlarsa bir hayal. Bizi biz yapan, huzurda azığımız olansa hayal olan hayatın içinde sahip çıkabildiğimiz, yani Allah-ü Teala için yaptığımız amellerimiz, tek gerçek ve sonsuza dek bizimle kalacak olan... > Tahire Mermer İkimiz Sesinde eskinin ürkekliği var Duruşun, gülüşün eskisi gibi Ne çabuk yaşandı o güzel yıllar Hoş bir şiirin ezgisi gibi Pişmanlık duymadık, ‘keşke’ demedik Beraber yaşlandık senle ikimiz Ayrılık zehrini hiç istemedik Beraber büyüdü sevgilerimiz Yüzünde yılların yorgunluğu var Mazinin hazzıyla gözler buğulu Nasıl da yaşlandı bütün anılar Bir rüya gibiydi, mutluluk dolu... > Gazanfer Sanlıtop/ İSTANBUL Umutla Her sabah doğarken ufuktan güneş, Gönül coşar, dil konuşur umutla. Bereket çoğalınca dualarla, Gönül coşar, göl konuşur umutla. Yağmurlar yağıp da sular akınca, Gönül coşar, gül konuşur umutla. Sıladan gurbete gelince mektup, Gönül coşar, tel konuşur umutla Zaman hep huzurlu geçtiği zaman, Gönül coşar, yıl konuşur umutla. Dostlarımız el edince uzaktan, Gönül coşar, yol konuşur umutla. > Durdu Şahin/ ÇORUM Rıhtımda yalnızlık Her gün yeniden başlarken hayata yeni sayfaları açamamak üzüyor insanı... Üzerinde ne kadar hüzün, acı varsa seninle yürüyor yarınlara sanki... Bu bir isyan değil, yalan değil; koca bir yalnızlığın verdiği ağırlık, o kadar! Bu ağırlık o kadar bezdirdi ki bizi bir şeylerden... Nerede o dostlarım, sıralardaki hatıralarım, nerede o bitmeyecekmişçesine büyüttügüm sevgiler... İstanbul yetmiyor, sığmıyorum bu toprakların enginliğine; yetmiyor muhabbetlerin hiç biri, yürek derbeder oldu artık... Şimdi sığınmış kabuğumun sıcağına, hayatımı böyle sürdürmek zamanı. Her şeyini mağaza dekorlarına ayarlamış ve eskiden kalan sevda izlerini arayarak yaşayan biri gibi... İşte, yine bir pazar sabahında rıhtımımıza vurdu yalnızlık. O hiç gidemeyenlerden gelen bir fısıltı ve hiç beklenmemişlerden bir haber ama yine de seviliyor şu hayat ne kadar isyan etsek de... Hayat öyle güzel ki... Bütün bunlara rağmen... > K. Aysun Çelikkaya/ İSTANBUL Hasretin kördüğüm Hasretin kördüğüm oldu boynuma Ne yapsam ne etsem çözemiyorum Kaldığım yerlerden gitmek istesem Senden ayrılmayı istemiyorum Gel artık sevgilim sular durulsun Gönlümün içinde tahtın kurulsun Sana bakan gözler varsın kör olsun Senden ayrılmayı istemiyorum Sen nerdesin iki gözüm, bir tanem Kurtar beni hasret denen çileden Boynum bükük bu gurbetten giderken Senden ayrılmayı istemiyorum Dağların ardında gibiyim sensiz Hıçkıran gözyaşım dinmiyor sensiz Böyle giderse ben deliyim sensiz Senden ayrılmalı istemiyorum Kıralboğa karlı dağlar içimde Görüyorum her gün seni düşümde Gülüyorsun başka başka biçimde Senden ayrılmayı istemiyorum. > Kıralboğa/ İSTANBUL Açılım Zaman bir kitaptır, Günleri birer yaprak... Yağan yağmur, çakan şimşek Esen rüzgâr, akan ırmak O sayfalardan birer tecellidir muhakkak Söylediklerim; İster açık de ister muğlak Zamanın da bir sonu var, Mutlak! Eğer idrakinden değilse anlamak Sen tükenen zamana değil Zamanın tükettiği ömrüne bak!.. > Canip Öncü/ UŞAK
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT