BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zamanın duvarında (Diyalog Köşesi)

Zamanın duvarında (Diyalog Köşesi)

Pervazları örten tüller sararmış, düne hayat veren renkler, kırmızı kadife perdelerde saklı kalmıştı. Ve saksılarda solmuştu zaman.



Pervazları örten tüller sararmış, düne hayat veren renkler, kırmızı kadife perdelerde saklı kalmıştı. Ve saksılarda solmuştu zaman. Küf tutuyordu sedirlere yaslı hatıralar. Minderlerine hiç oturulmamış gibi, el pençe divanlar... Dün burada yaşanmamış gibiydi. Bugünse güneşin batan ölgün ışıkları vardı... Işık, pencerelerden odalara süzülerek gölgelerini düşürüyordu benzi uçuk fotoğraflara; dokunduğu her şey, yeniden duvarlarda hayat buluyordu. Ellerim düştü duvarlarına; dokundum kireçle boyalı kuruyan dudaklarına. Teselli değildi istediğim... Yağmurun yıkadığı yamaçlardan yaban güllerinin damlası düştü avuçlarıma. Yıkasın duvarlarını damlalar, kireç koksun her yanım, ağarsın duvarlarda yalnızlığım... Gülmemiş, konuşmamış, ağlamamış gibiydi fotoğraflar. Kaf Dağı hikayeleri anlatan dilleri susmuş, dinleyen kalabalıklar minderlerden çekilmiş, zaman değilse de insanlar değişmişti. Bağlar bahçeler, köksüz, ağaçsız, çorak kalmış; dipsiz kuyularda ışığa hasret yeni nesillere benzemişlerdi. Yüz yıllardır akan nehir yatağını değişmiş; gün gelmiş, olgunlaşmış başaklar toprağa düşmüş ya da rüzgârla, yalnızlıklar şehrine savrulmuştu. Öksüz, yetim kalmıştı kapılar. Tokmakların el değmemiş yalnızlıklarında kim bilir ne anılar vardı. Şimdi anıların ördüğü duvarlarımda sararmış bir fotoğrafsın. Dokunamadım kuruyan yapraklarına; kırılgandın. Savurmasın rüzgârım diye bekledim. Bitmedi sana dair beklemelerim. Bitmesin; istemedim... Şimdi çiseleyen yağmurun damlaları var. Ama artık bacası tütmeyen çatılarda yağmur, mavi yağmıyor kireç kokan duvarlara. Avlunun bir köşesine çekilmiş minderler. Uzun zaman önce kahvelerini içmiş, misafir gelenler. Ayrık otlarının gölgeleriyle örtülmüş taş döşemeler... Gözlerinde duruluyordu dalgalarım. Dokunduğum saçlarından damlayan her damla, yosun tutuyordu yalnız duvarlarımda... > İlhan Kalender Çökmesin sol omuzun Asla perişanlık olmadı maskem Gerçeğin ta kendisi herşey aslen Çok kötü bir zamandayız neslen Kurtuluşun reçetesi beş şart içinde Bunlara uymak senin elinde Başımıza taş yağacak nerdeyse Ebabil kuşları güneşe gölgeyse Halimiz duman eyvah öyleyse Sonu ateş olan yollardan kaç Kalbinin kapısını İslam’a aç Tut bakalım şu mumun sarı ucunu Ateşe alıştır sağ avucunu Dama at artık günahın pabucunu Ömür uzun zannetme kendine gel Faydası olmaz sana ne başkası, ne el Zaman kötü sende uymaya müsait Nefsine söz geçir olmuyor sait Sen şeytana değil Allah’a ait Bir kulsun kul gibi hareket et Yanlışların önüne çek kocaman bir set Geç kalma ağlamak fayda etmez Eyvahlarla, keşkelerle gün geri gelmez Gözlerini kapamakla hayat bitmez Ahıretin dakikası seneden uzun Dikkat et çökmesin sol omuzun Ağlattın babam Evladın unutkan biri olmadı Her akla gelişte ağlattın babam Acı tatlı günler dünde kalmadı Her akla gelişte ağlattın babam Göz göze gelince yüzün gülerdi Nasihat ederken sözün gülerdi Özüme işleyen özün gülerdi Her akla gelişte ağlattın babam İşimiz, gücümüz geri kalmadı Hiçbir kardeşimiz mahçup olmadı Sadece şahsının yeri dolmadı Her akla gelişte ağlattın babam Fırsatım oldukça köye giderim Mezarın başında dua ederim Ben senin hakkını nasıl öderim Her akla gelişte ağlattın babam Bastığın yollarda boynum bükülür Köşene bakarken içim çekilir Resmini görünce yaşım dökülür Her akla gelişte ağlattın babam Emir büyük yerden, kullar neylesin Yanlışım olursa gören söylesin Allah mekanını Cennet eylesin Her akla gelişte ağlattın babam > Mehmet Alan/ Bafra Dağlara döktüm derdimi Mor bir dağ olurum, bâzen bir deniz, Mahzun bakışlarım sessizce ağlar. Taşıyamaz bu dev derdi gövdeniz, Nasıl dayanayım ben yüce dağlar? Ferhat’tan külüngü gidip alayım, Yalçın kayaları parçalayayım. Çamlıbel’e çıkıp da saz çalayım, Yiğit Köroğlu’yla gönlümce dağlar. Ormanlarda yavru ceylânlar gezer, İri gözlerinde yıldızlar yüzer. Heybetiniz, insan oğlunu ezer, Râm olur sizdeki o güce, dağlar. Dağlar kimi hırçın, kimi uysaldır. Hayat bir mâcerâ, târih masaldır. Kafdağı’nda yatan devleri kaldır! Karşınızda herkes bir cüce, dağlar. Alnınıza günün ilk şavkı vurur, Dumanlı başınız hep dik ve mağrur. Dünyada tek size yakışır gurur; Allah’a baş eğer sâdece dağlar. Zirvenizde âsî rüzgârlar eser, Harâmîler kervan basıp, yol keser. Buz gibi pınarlar sanki bir kevser. Konuğunuz olsam, bu gece, dağlar!.. > Mehmet Şensöz / Bursa Bizim yiğitler O yiğitler Hak için canlarından geçerek, Aşka kıyam durulan dergâha yürüdüler. Gölgeleri toz duman, gözlerse kan çanağı, Tufanlardan sıyrılıp, felaha yürüdüler. Sevgiliyle halveti melekler kıskanırken, Mekanlara sığmayan bir şaha yürüdüler. Yıldızlar ışıldasın, kervanın derdi başka, Geceyi yalnız koyup sabaha yürüdüler. Yüreklerden söktüler çözülmeyen düğümü, Vuruşurken bulutlar Allah’a yürüdüler. > Hüseyin Özkaynakçı
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109572
    % -0.09
  • 3.8684
    % -0.58
  • 4.562
    % -0.46
  • 5.1465
    % -1.41
  • 156.68
    % 0.05
 
 
 
 
 
KAPAT