BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Esnafın gözünü seveyim

Esnafın gözünü seveyim

Hakiki esnafın ağzından duyarız, “dükkân senin!” Para mühim değil manasına söylerler. Alsam mı, almasam mı; şunu mu alsam, bunu mu alsam diye düşündüğünüz bir sırada da “mal benim, ne zaman istersen paran hazır” der, sizi rahatlatırlar. Gerçek esnafın bu sözlerinde gerçekten samimi olduklarını düşünürüm.



Hakiki esnafın ağzından duyarız, “dükkân senin!” Para mühim değil manasına söylerler. Alsam mı, almasam mı; şunu mu alsam, bunu mu alsam diye düşündüğünüz bir sırada da “mal benim, ne zaman istersen paran hazır” der, sizi rahatlatırlar. Gerçek esnafın bu sözlerinde gerçekten samimi olduklarını düşünürüm. Gelin görün ki, marka olacağım diyen, dünya pazarlarında at koşturmaya kalkan “anlı şanlı” firmalar, henüz basit bir “değiştirme işlemi”nde sınıfta kalıyorlar. Efendim hikaye Denizli’de başladı. Malum, memleketimiz tekstil şehridir. Dünyaca ünlüdür. Oraya gidip de eşe dosta hediye almamak olmazdı. Hanım ön araştırmayı yapmıştı. Benim fikrime, finansal, lojistik ve moral desteğime ihtiyaç duyduğu için ertesi günü birlikte meşhur bir tekstil mağazasına girdik. Bir bayan tarafından güzelce ağırlandık. “Bunları Babadağlılar Çarşısında daha ucuza alırız” yollu fısıltıma karşılık, “evet, ama ben marka olsun istiyorum” cevabı üzerine “peki” deyip devam ettik. Hediyeliklerimizi güzelce paket ettirdik. Çaylarımızı yudumladık. Hesabı ödedik. Memnun ve mes’ûd, ikinci vatan-ı aslîmiz İstanbul’a döndük. Hediyeler yerlerine ayrılırken ortaya bir değişiklik ihtiyacı çıktı. Özellikle senenin deseni olarak beğendiğimiz tek kişilik nevresim takımı, iki kişilik olmalıydı. Hanım, lojistik destek uzmanı ve satınalma ajanı olarak bendenizden yeni bir ricada bulundu: “Yolunun üstünde bu tekstil firmasının bir mağazası var, tek kişiliği ver, farkını öde, iki kişiliğini al. Aynı desen bulamazsan, zevkine göre başka bir desen de alabilirsin.” Hanıma, “Beni bu işe karıştırmasan” diyemedim. Elimde, hiç açılmamış ambalajıyla, hediye paketi, Avcılar’daki (.....) mağazasına gittim. Beş altı kişilik bir ekip gerçekten hoş bir şekilde beni karşıladı. “Bir ufak ricam olacak acaba kim yardımcı olabilir?” sorumla hemen hepsi ilgilendiler. Ben durumu açıkladım, “tekliyi çiftli yapmak istiyorum” dedim. Elimdeki malın aynısı, aynı ambalaj içinde, teki de çifti de yan yana raflarda karşımda duruyordu. Beklendiği gibi, ilk soru “fişiniz-faturanız?” oldu. Hazırlıklı değildim. İsterlerse bulup getirebileceğimi (ablama bırakmıştım) ama neyi değiştireceğini sordum. “İşte mal burada, işte mal karşıda, bunu verip, onu alacağım, farkını da ödeyeceğim.” dedim. Uzatmayayım, benim açımdan tek kelimeyle “işi yokuşa sürmek” anlamına gelen sorular, mazeretler, açıklamalar peş peşe sökün etti. Belki Sultanhamam’da değiştirebilirmişim vs. vs... Başka nelerden bahsedildi, hiç önemli değil. Beni sonuç ilgilendiriyordu: Tek kişilik nevresim takımını iki kişilik olanla değiştirmemişlerdi. Mağazada görünür bir yerde “Satılan mal geri alınmaz, değiştirme yapılmaz” yazmıyordu. Ama sistemin bir yerinde ve beyinlerde bu slogan hâlâ çalışıyordu. Marka olmak cesaret, esneklik ve kolaylık istiyordu. Babadağlılar Çarşısında olsaydım, on kere değiştirmiştim. Esnafın gözünü seveyim.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT