BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Efkan Ala ile dobra dobra

Efkan Ala ile dobra dobra

Diyarbakır Valisi Efkan Ala başarılı olması yetmiyormuş gibi aynı zamanda gelecek vadeden bir bürokrat. Halkla bütünleşmesini biliyor, vizyon sahibi. Önümüzdeki senelerde Türkiye’nin yönetimde önemli rol alacağı kesin. Düşünüyor ve düşündüklerini etrafındaki insanlarla paylaşmasını biliyor çünkü.



Diyarbakır Valisi Efkan Ala başarılı olması yetmiyormuş gibi aynı zamanda gelecek vadeden bir bürokrat. Halkla bütünleşmesini biliyor, vizyon sahibi. Önümüzdeki senelerde Türkiye’nin yönetimde önemli rol alacağı kesin. Düşünüyor ve düşündüklerini etrafındaki insanlarla paylaşmasını biliyor çünkü. Son senelerde vali ve kaymakamların toplumun içine daha fazla girdiği ve inisiyatif kullandığı şeklinde bir intiba sahibi olduğumu söyledim mesela kendisine. Ne dedi biliyor musunuz? “Eee. Kendimize göre halk ihraç edemeyeceğimizi anlayınca, mecbur kaldık!” Türkiye’nin belki de en büyük gerçeğini böyle zarif bir espriyle anlatan bir bürokratı alkışlamayıp da ne yapar insan? Sırça köşk yok artık. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da görev yapmak hem kolay hem zor. Kolay, çünkü; yöre insanı özünde samimi ve temiz. Kendi meşrebinde birini gördü mü canını dahi çekinmeden veriyor. Zorluğu ise dejenerasyon!.. O kadar telkin altında kalmışlar ki, neyin doğru neyin yanlış olduğunu karıştırmış adamlar. Zihinleri bulanık ve dolayısıyla her bir şeye şüpheyle bakıyorlar. O güzelim örf ve adetlerinden kopmuş olmaları da cabası!.. Efkan Ala ile yaptığımız sohbet daldan dalaydı ama Ala o her zamanki kıvrak zekasıyla çok net fotoğraflar koydu önüme. Anlattığı bir meselle özetleyiverdi bütün bu karmaşıklığı. “Nasrettin Hoca’ya” dedi Efkan Ala. “Bir şeyler öğretsin, diye iki talebe getirmişler. Çocuklardan biri daha önce biraz eğitim almış, diğeri ise hiçbir şey bilmiyor. Hoca merhum, ‘Bilen için iki, bilmeyen için bir akçe isterim’ demiş. Adamlar, ‘Olur mu hocam’ diye atılmışlar şaşkınlıkla. ‘Tam tersi olması lazım değil mi?’ Nasrettin Hoca, ‘Tamam da’ demiş. Biliyor dediğinize önce bildiklerini unutturacağım. Doğru bilgiyi ancak ondan sonra verebilirim.’ Bizimki de o misal.” Efkan Ala’nın Güneydoğu’da yaşanan terör olaylarıyla ilgili sözleri de ibret vericiydi. Yaşlı bir Diyarbakırlının kendisine söylediklerini aktararak verdi bu konunun cevabını. O adam gençliğinde görev yaptığı hastane başhekiminin ambulansı olur olmaz işlerde kullandığını görüp üzülürmüş. Bir gün dayanamayıp “Beyim” dedim. “Aslan nasıl bir hayvandır bilir misin sen?” Başhekim, “Nasıl bir havyan?” deyince, “Bak sana anlatayım” demiş ve anlatmış. “Aslanın günü genelde uyumakla geçer beyim. Etrafında gürültü yoğunlaştığında tek göz kapağını şöyle bir kaldırır. Baktı ki önemli bir şey yok, yine kapar gözünü. Fakat, iş otoritesini bozacak bir boyuta girerse, işte o vakit bir pençe darbesiyle bitirir işi.” Burada kastedilen aslan, devletin ta kendisi. Teşvik, teşvik olsa! Türkiye’de çok sık rastlanan ve bir o kadar da yanlış olan şey teşvik politikalarıdır. Teşvik olmasın değil, olsun ama geri dönüşümü de olsun bunun!.. Netice itibariyle hükümetler teşviki kendi ceplerinden vermiyorlar. Halkın ödediği vergilerle yapıyorlar bunu. Başka bir ifadeyle Ahmet’ten aldığını Mehmet’e veriyorlar. Bunun ters ve yanlış olan bir tarafı yok aslında. Yeter ki, Ahmet’ten bugün alınıp Mehmet’e verilen para; yarın yine Ahmet’e hizmet olarak dönsün!.. Türkiye’de ise dönmüyor bir türlü bu hizmet! Katma değeri yok yani. Doğrudan doğruya cebe giriyor onca para ve haliyle kimseye bir hayrı dokunmuyor!.. Siyasetçinin “ver oyu al parayı” mesajı, vatandaşın “ver parayı al oyu” anlayışıyla bütünleşmiş ve ülke alavere dalavere batağına itilmiş kalmış. Şimdilerde bu bataklığın kurutulmasına çalışılıyor ama eski telkinlerden dolayı bağımlı hale gelen halkın ve de tabii siyasetçinin bu alışkanlığı terk etmesi bir türlü mümkün olmuyor. Kolay değil tabii. Onca senenin alışkanlığı birkaç senede biter mi? Efkan Ala, “Diyarbakırlılara hep söylüyorum” dedi. “Kendinizi mağdur göstermek için çok karamsar bir tablo çiziyorsunuz. Dikkat edin. Sizi dinleyen, ‘burada iş yapılmaz’ deyip geri dönüyor.” Bir nevi kendi ayağına kurşun sıkma durumu yani. Karadeniz’de yaşanan “fındık olayı” bunun en canlı misali. Hükümet, “piyasa şartları ne ise o olsun” diyor. Vatandaş ise “sandıkta hesaplaşırız” diyerek; aba altından sopa gösteriyor. Dedim ya, alışkanlık! Yarın aynı alışkanlıklar Anadolu ve Trakya’da da depreşirse kim ayıklayacak pirincin taşını?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT