BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nikâh salonu çok kalabalıktı

Nikâh salonu çok kalabalıktı

O gün, Nikah salonu oldukça kalabalıktı. Karşıyaka’nın en güzel manzaralı yerinde kurulu olan denize sıfır, sevimli bir binaydı. O kadar çok çiçek gelmişti ki salonun kapısından dışarıya taşmıştı. Gelin ve damat odasında bekleyen genç çiftin yanında Fikret ve Sevgi vardı. Sevgi her zamanki muzipliğiyle konuşup herkesi güldürüyordu: - Arkadaş, yok... Ben bu işte bir bit yeniği olduğuna inanıyorum artık. Şunlara bak yahu!.. Ben neredeyse on senedir bu adamın ardındayım, hâlâ şu binadan içeriye gelinlikle giremedim. Kıza bak, şunun şurasında daha üç ay oldu, oh! Hatun kişi gelip kuruldu gelin odasına. Bende mi bir bozukluk var, yoksa başka şey mi bilmiyorum yani...



O gün, Nikah salonu oldukça kalabalıktı. Karşıyaka’nın en güzel manzaralı yerinde kurulu olan denize sıfır, sevimli bir binaydı. O kadar çok çiçek gelmişti ki salonun kapısından dışarıya taşmıştı. Gelin ve damat odasında bekleyen genç çiftin yanında Fikret ve Sevgi vardı. Sevgi her zamanki muzipliğiyle konuşup herkesi güldürüyordu: - Arkadaş, yok... Ben bu işte bir bit yeniği olduğuna inanıyorum artık. Şunlara bak yahu!.. Ben neredeyse on senedir bu adamın ardındayım, hâlâ şu binadan içeriye gelinlikle giremedim. Kıza bak, şunun şurasında daha üç ay oldu, oh! Hatun kişi gelip kuruldu gelin odasına. Bende mi bir bozukluk var, yoksa başka şey mi bilmiyorum yani... Aylin kahkahayı patlatmıştı. Fikret nişanlısının omuzlarını tuttu: - Tamam canım, az kaldı, önümüzdeki ay da biz evleniyoruz işte... Sevgi çığlık çığlığaydı: - İnanmam, inanmam, i-na-na-mam. Böyle iyiydik hayatım, biz daha bunların çocuklarını da evlendiririz, ondan sonra evleniriz, saygısızlık etmenin anlamı yok... Kahkahadan ölecek gibiydiler. Aylin o gece Onur’un yaptığı evlenme teklifini hemen kabul etmemişti. İzmir’e döndükten sonra anne ve babasının da fikrini alıp öyle cevap vermişti. Ahmet Fazıl Beyin hayati tehlikeyi atlatmasından sonra onu bir kez daha ziyaret etmiş ve yaşlı adama: “Benden sizi affetmemi istediğinizi söylemiştiniz... Lütfen rahat olun. Her ne yaşandıysa yaşandı ve bitti. Görüyorum ki bunun bedelini siz zaten ödemişsiniz. Benim size karşı hiçbir kinim, öfkem, nefretim yok. Rahat olun!” demişti. Aynı şekilde Nazım’la da konuşmuş. İstediği zaman gelip kendisini görebileceğini, her şeyin geride kaldığını, rahat olması gerektiğini söylemişti. Nazım kızının yanında dakikalarca hıçkırarak ağlamış, onun ellerini görüşmeleri bitene kadar ellerinden bırakmamıştı. Şimdi Onur’la evlenmesine en çok destek veren iki insan olarak hem Fazıl Bey, hem de Nazım nikaha gelmişlerdi. Aylin, Cevat Bey ve Hayriye Hanımı da ikna etmişti. Onlara asla kendilerini yabancı hissetmemelerini, onun asıl anne ve babasının onlar olduğunu defalarca anlatmış ve: “Ben Aylin Ersan olmaktan gurur duyuyorum” diye boyunlarına sarılmıştı. Nikah memurunun karşısına çıkıp anne ve baba adı sorulunca sevgiyle gülümseyerek bakmıştı en önde oturan yaşlı çifte ve sesinden belli olan bir gururla söylemişti isimlerini: - Cevat Ersan, Hayriye Ersan Benim adım da Aylin Ersan! Nikah kıyılınca davetliler tebrik için dışarıda toplandı. Herkes kutlamasını yaptıktan sonra yavaşça yaklaştı Ahmet Fazıl Bey. Gözlerinin içine baktı genç kızın. “Tebrik ederim kızım, Allah mesut etsin” diye fısıldadı. Bir araba anahtarı uzattı. Aylin dudaklarını ısırıp teşekkür etti. Nazım ise babasından sonra yaklaştı kızının yanına. Tüm cesaretini toplayıp onun yüzünü ellerinin arasına aldı ve iki yanağından öptü: “Mutlu ol yavrum. Bunu en çok hak eden sensin...” diyerek gözyaşlarını saklamak istercesine başını çevirdi. Nazım Bey genç çifte bir ev almıştı. Aylin her ikisinin de elini öptü. Cevat Bey ve Hayriye Hanım ağlıyorlardı. Genç çift uzaklaşırken Fazıl Bey, oğlu Nazım’ın omzuna elini koydu ve baba oğul birbirlerine yaslandılar... > SON
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT