BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Merhametin eksildiği yerde bereket durmaz

Merhametin eksildiği yerde bereket durmaz

Hali vakti yerinde olanların kapıları ramazan boyunca hiç kapanmaz; İstanbul’daki birçok ev, en nefis yemeklerin her “Selamün aleyküm” diyene cömertçe sunulduğu birer ziyafethaneye dönerdi.



SULTAN 4. Murad Hân, kızını Melek Ahmed Paşayla evlendirir. Sultan hanım ve eşi Melek Ahmed Paşa; Boğaziçi’nde Kuzguncuk’ta otururlar. Her yıl tekrarladıkları bir âdetleri vardır ki bu, konaklarındaki eşyaların bir kısmını, mezat yolu ile (açık artırma) satmaktır... Bu mezadın iştirakçileri olan komşular aldıkları eşyaya karşı vermeyi vaadettikleri şeyi de, seve seve edâya çalışırlar. Ramazan günü mahalle ortasında yapılan bu açık artırma, mezatçının tok sesiyle başlar: - Bir altın sahan!.. Haydi kapaklı, altın bir sahan..Yok mu tâlibi? - Kaça?.. - Bir yetim okutmaya. Hadi yetim okutmak isteyen yok mu? - İki yetim... Üç yetim... Artırma başlar ve nihayetinde en fazla tâlibine “Altın sahan” verilir. Ardından bir diğer eşya mezatçının elinde yeni sahibini arar ve böyle böyle yetimler okutulur, dullar korunur, garipler gözetilir... * Kapılar ardına kadar açık Bu sosyal dayanışmanın, içtimâî yardımlaşmanın en canlı sahnelerine, İstanbul’un Vefa, Süleymâniye ve Fatih gibi buram buram tarih kokan birçok semtinde rastlanır. Ahşap konakların kapılarının üzerinde kabartmalı bardak, kupa, somun vesair resimler, ihtiyaç sahiplerini içeri buyur etmenin bir diğer adıdır. Hele Ramazan ayı gelince bu kapıların üzerine bir de “İnnema netamüküm” âyeti celîlesi yazılır ki, o kapı ramazan boyunca hiç kapanmaz. Zaten İstanbul’daki hemen her ev, en nefis yemeklerin her “Selamün aleyküm” diyene sunulduğu birer ziyafethanedir. Öyle kazanlar vardı ki, insan içine düşse boğulur, öyle kepçeler vardır ki bir dolusu bir kaç kişiyi doyurur. Bu yemekler çoğunlukla çorba ile beraber et, pilav ve tatlıdan oluşurdu. Özenle hazırladıkları tepsilere dizilen iftariyeler herhangi bir fakirin kapısına götürüp bırakılır. Daha ilginç olanı ise gönderilen yemeklerin içine hediye bâbında hal ve vaktine göre çeyrek veya yarım altın iliştirmektir. Pek çok zengin her akşamüstü hizmetkârları aracılığı ile şuradan buradan fakir kimseleri toplar, konakta özellikle kurulmuş sofraya oturtur, yedirir, içirir. Bütün ramazan bir hizmetkâr bu işe memurdur. Üstelik bu konakların iftar sofrasında yer almak için tanıdık olmaya falan lüzum da yoktur. * Dayanışma dediğin budur Gözüne kestirdiğin yere gir, kimse de kim olduğunu, ne münasebetle tanışıldığını, isminizi, cisminizi sormaz. Otuz ramazan boyunca yabancı konaklarda iftar etmek suretiyle sultanlar gibi yiyip içerek geçiren binlerce insan vardır. Hali vakti çok iyi olmayan, evinde iftar vermeye gücü yetmeyenler ise iftar vaktine yakın büyük camilerin avlularında dolaşır, yanlarına üç beş fakir alır, iftar vaktinde onlara pide, hurma ve zeytinle iftar ettirir. O zamanlar memlekette şimdiki gibi yüzlerce hayır cemiyeti, binlerce sosyal dernek yoktur. Ancak İslâmiyet’in beş temel direğinden biri olan “zekât” müessesesi, maddi hiçbir müeyyide olmaksızın Müslümanların kalplerindeki sarsılmaz inançla tıkır tıkır işler. Ve en önemlisi bir “Mahalle teşkilâtı” vardır ki kimin kurduğu, kimin işlettiği belli olmayan, başkanı, muhasebecisi, veznedarı bilinmeyen bu teşkilatlar, nesillerden nesillere sessiz akan billûr bir nehir gibi hizmetlerine devam eder. Yardım edenle, yardım edilenin adları, sanları, boy boy resimleri de teşhir edilmez. “Merhametin eksildiği yerde bereket durmaz” der ya eskiler, işte eskiden ramazanlar böyle gelip geçer, kapılarını ardına kadar açan zenginlerin eli fakirlerin üstünde olurdu... * Tolga Uslubaş > HER GÜNE BİR DUA İftar Duâsı İftar vakti yaklaşıp güneşin battığı iyi anlaşılınca, önce Eûzü ve Besmele okuyup, “Allahümme yâ vâsi’al-magfireh, igfirlî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-müminîne vel müminât yevme yekûmülhisâb” denir. Bir iki lokma iftârlık yiyip, “Zehebezzama’ vebtelletil-uruk ve sebetel-ecr inşâallahü teâl┠denir ve yemeğe başlanır. >>> Gözden Gönüle MEKKE MEDİNE Ramazan deyince son yıllarda İstanbul’da ilk akla gelen yer Feshane oluyor. Fuar ve sergi merkezi haline getirilen, içerisinde kafelerin, çocuklar için oyun parklarının ve alışveriş merkezlerinin yer aldığı Haliç’in kıyısındaki bu tarihî bina, birçok etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Bu ramazan da yine Feshane; bir o boyunca ayı boyunca ‘1001 İstanbul Uluslararası Feshane Ramazan Etkinlikleri’ çerçevesinde ziyaretçilere açık olacak. Bu etkinliklerin en önemlilerinden biri de National Geographic’in ünlü fotoğraf sanatçısı Ömer Faruk Aksoy’un son yirmi beş yılda çektiği Mekke-Medine fotoğrafları ile 1880’li yıllarda Sultan II. Abdülhamid Hanın çektirdiği Mekke-Medine fotoğraflarından oluşan ‘Gözden Gönüle: MEKKE-MEDİNE Fotoğraf Sergisi’. İki mukaddes beldenin yüzyıllık sevda türküsünü bulacağınız sergi, ramazan boyunca Feshane’de ziyaretçilere açık olacak. ¥ Tuncay Önür > Sahuru ihmal etmeyin! * ORUÇ VE SAĞLIK Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, yeterli ve dengeli beslenmenin ramazan ayında da sürdürülebilmesi için mutlaka sahura kalkılarak yemek yenmesi gerektiği belirtildi. Sahur yemeklerinin ağır yemeklerden oluşması halinde, gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşerek kilo alma riskini artırdığı belirtilen açıklamada, sahurda ya hafif bir kahvaltı yapılması ya da çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğünün tercih edilmesi tavsiye ediliyor. > Ramazan için sağlıklı beslenme tavsiyeleri * Ramazan süresince yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmeli. * Mümkünse iftar yemeği ile sahur arasına, en az bir ara öğün konulmalı * Sahurda midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren; yumurta, süt, yoğurt, peynir veya kuru fasulye, nohut, mercimek yemeklerinin tüketilmel; aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ve unlu gıdalardan uzak durulmalı. * İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanılmalı. * İftarla sahur arasında ortalama 2-2.5 litre su ve taze sıkılmış meyve suyu içmeye özen gösterilmeli. * Aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sütlü tatlılar veya meyve tatlıları tercih edilmeli. > MANİLERİMİZ Ramazanım merhaba! Bizlere verdin sefâ, Rabbimize hamdolsun, Her nefeste bin defa. Hakk’ın bize ihsanısın Hem ayların sultanısın Sen bir saadet kânısın Ey mâhı sultan merhaba. > BİR YUDUM LEZZET * 1 çay bardağı yeşil mercimek * 1 çay bardağı erişte * 1 su bardağı yoğurt * 1 yemek kaşığı un * 1 yemek kaşığı kuru nane * 1 yemek kaşığı tereyağı * Yeteri kadar tuz Hazırlanışı: Mercimeği yıkayıp üzerine 4 su bardağı su ekleyip yumuşayıncaya kadar pişirin. Erişteleri ekleyip pişmeye bırakın. Diğer yanda yoğurt ve unu iyice çırpın. Çorbanın suyundan az az ilave ederek çorbaya yoğurtlu karışımı ekleyip karıştırarak 5 dakika pişirin. Tuzunu ilave edin. Üzerine nane ve tereyağı kızdırıp dökün. Sıcak olarak servise sunun. ------------------------ > Haremeyn yolunda... * Yorulmayan seyyah İbn-i Batuta - 1 * Tancalı genç Muhammed hacca niyetlenip yola çıkar ama... Ebu Abdullah Tanci, bizim bildiğimiz adıyla İbn-i Batuta, Tanca’da (İspanya’nın hemen altında, Cebelitarık’ın karşı kıyısında) doğar (hicri 703). Ciddi bir tedrisattan geçer, uzun yıllar ulema önünde diz kırar. Nitekim icazetini alır, koynuna sokar. Şimdi önünde iki ihtimal vardır. Ya Berberi akrabaları (Levatalar) gibi göçebe yaşayacaktır, ya da bir medresede vazife alacak. Göçerlikten hoşlanır ama ilimden de kopamaz. Neticede kimsenin aklına gelmeyen bir şey yapar, hem 100 bin kilometrelik bir seyahati tamamlar, hem de yeryüzünün değişik beldelerindeki ariflerle, ediplerle, velilerle tanışır, sohbetten sohbete koşar. Bu arada ince ince günlük tutar ve “Rıhle” (Seyahatname) adlı zirve eser ortaya çıkar. * Sadece seyyah değil Abdullah Tanci sadece dağ bayır, çarşı pazar anlatmaz, insanları da inceler, giyim, kuşam, adet, itikat konusunda bilgi belge toplar. Bu yüzden onu sadece seyyah değil etnolog, sosyolog ve antropolog sayarlar. İbn-i Batuta’nın dünyayı dolaşmak gibi bir niyeti var mıdır bilmiyoruz ama her mümin gibi gönlü Harameyn’de atar. Nitekim bir Receb-i şerif perşembesinde (H. 725) hac farizasını eda ve Server-i Kainat’ı ziyaret için Fas’tan yola çıkar. Diğer hacı adaylarının aksine bir kervana dahil olmaz, kendi kendine iz yön bulmaya çabalar. Yaşı henüz 22’dir, yürümekten korkmaz. Ama bu coğrafyada tek başına bir şey yapamaz. Tilemsan’da bir elçi heyetine katılmak zorunda kalır. O günlerde şiddetli bir sıcak vardır, hafızlar hastalanır, kadı efendi bitap düşer ve gözlerini hayata yumar. * Kabe yolunda öleyim Bu kez Cezayir’e giden bir tacir kafilesine sığınır. Mittica şehrinde soluklanıp Cebel-i Zan’ı (Zan Dağlarını) aşarlar. Becaye havalisi fırın ağzını andırır, olacak bu ya bir de sıtmaya yakalanmasın mı? Ölürsem Kabe yolunda öleyim deyip yola devam kararı alır. Biliyor musunuz sahrayı geçmek isteyen birinin yükü hafif, hayvanı süratli olmalıdır, zira şakilerin eline geçenin hayatı kayar. Garibim güneşten kaçarken sağanağa yakalanır. Nasıl yağmur, nasıl çamur üstü başı paralanır. Sağ olsun Kusantin Valisi onlara evini açar, yıkanır paklanır, yeni libaslara kavuşurlar. Yetmez ceplerine harçlıklarını da koyar. Yorucu bir yolculuktan sonra Bune şehrine varan kafile kapılarda karşılanır. Halk hacı adaylarını ağırlamak için yarışır. Ancak genç Abdullah gözden kaçar, ortada kalakalınca gariplik, burukluk yaşar. Onun hislendiğini gören bir yerli koluna girer, evine götürür ve sultanlar gibi ağırlar. * Tunus’a vasıl olunca Genç seyyah tekrar yola koyulur ve tekrar sıtmaya yakalanır. Atından düşmemek için kendini sırıklarla hayvanına bağlar. İnse binecek mecali yoktur, yere basmaktan ödü kopar. Zor olur, güç olur ama Tunus’a vasıl olurlar. Seyyah Abdullah bu şirin şehre doyamaz, Zeytuniye külliyesinde vaaz eden ulemanın ilmine irfanına hayran kalır. Tunuslular sakin tabiatlıdırlar, temiz paktırlar. Ramazan-ı şerifi orada geçirir hatta bayramı da orada yapar. Yöre halkı Ebü’l Hasen Şazili Hazretlerine çok hürmet eder ve daha ziyade onun tarikine bağlıdırlar. Tunus’ta bir hicaz kervanı düzenlenince onlara dahil olur, ertesi gün sevimli sahil beldesi Susa’da soluklanırlar. * Devamı yarın...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104911
    % 0.05
  • 5.4751
    % -0.08
  • 6.2119
    % -0.09
  • 7.2529
    % -0.18
  • 229.539
    % -0.22
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT