BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 2000 yılında televizyonlar

2000 yılında televizyonlar

Yaşayan edebiyatçılara televizyonlarda pek yer verilmiyor.



Yaşayan edebiyatçılara televizyonlarda pek yer verilmiyor. Bunların içerisinde sürekli ekranda olan bir tek Attila İlhan var... Demek ki ülkemizde edebiyatçılara, şairlere, romancılara, hikayecilere, deneme üstadlarına ihtiyaç duyulmuyor artık. Oysa bir zamanlar şair Mehmet Emin Yurdakul haykırıyor ve diyordu ki: Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et! Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet Sevenleri toprak olmuş; öksüz çocuk gibidir. Şahsen ben 1996’dan bu yana televizyonlarca hatırlanmıyor, çağrılmıyorum. Diğer pekçok yazarın da akla geldiğini, zaman zaman davet edildiklerini sanmıyorum. Ben bir toplumun edebiyatsız, dilsiz, sanatsız yükselebileceğine kani değilim, öyleyse edebiyatla iştigal edenleri halktan, kitlelerden koparıp kendi köşelerine mahkum edenler, bu gerçeği görmezlikten geliyorlar. Toplumumuzun hem kitap okuyarak aydınlanmasını istiyoruz, hem de onları kendi yazarlarından uzak tutuyoruz, olası iş midir bu? Eskiden en azından iki üç ayda bir yazarlar televizyona çıkarlardı, ama şimdi dolmalı köfteli kadın matineleri, Esmeralda kılıklı kızlarla halkı cezbetmek önem kazandı. Ne tanınmış yazarların eserleri drama olarak ekrana geliyor, ne kendileri... Demek yeni kuşakların yazarlardan alacakları hiçbirşey kalmadı. Oh ne güzel! Eğitimi, okulu, neyi de kaldırsınlar bari... Nasıl olsa televizyon gazinolarından öğreneceğimizi pek güzel öğreniyoruz. Çocukları boşu boşuna sınavlarla terletmenin gereği ne canım? Şimdi maganda zihniyeti soruyor: “Yazarların seyirciye öğretebileceği, verebileceği ne ola ki? En azından doğru ve güzel Türkçe’yi öğrenebilirler... Hem de İstanbul Türkçesini... Ama hayır! Kimsenin bu tür değerlere ihtiyacı yok. Varsa yoksa Lâlezar gerdanını nasıl kırıyor, Sünbüle Hanım kızdı mı maşaları nasıl eline alıyor, Sakine sırtını yarı belinden kaç santim aşağısına kadar açıyor? Onun bunun dedikodusundan öte bir bakış; bir görüş, bir ufuk yok. Yokları yaşıyoruz. E afferin size, bravo doğrusu! Televizyon yöneticilerine sesleniyorum. Kaliteye, gerçek sanata sırtınızı döndüğünüz yeter! Anladık, cazı sazı, gazino ahvalini pek güzel ele alıyorsunuz; biraz da yazarları çizerleri sanat erbabını, ekrana çağırın! Biraz da baş köşeleri, masa başlarını memleketin değerli imzalarına açın... Ben bu babda okuyuculardan pekçok telefon ve faks alıyorum. “Edebiyata karşı ilgi mi azaldı, yoksa, bu işin pazarı mı böyle? Peki ama biz çocuklarımızı hangi dille, hangi kültürle yetiştireceğiz? Televizyonda ara sokaklardan yetişme, mahalle ağzı konuşan tele-sunucuların Türkçesi ve kültürüyle mi?” diye soruyorlar. Vallahi ben bunlara ne cevap vereceğimi bilemiyorum. Ama şu muhakkak ki, hem bizlere, hem de çocuklarının sorumluluğunu duyanlara ayıp oluyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT