BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Gayri ona güvenemem”

“Gayri ona güvenemem”

Artık gelecek mi, gelmeyecek mi; öldü mü kaldı mı bilmezsiniz... Gözlerim gece yarılarına kadar sokaklarda kalır. Çarem tükenir... Çocuklarımın mahzun bakışlarına cevap veremez olurum: -Anne, babam ne zaman gelecek? -Gelecek inşallah kızım. -Bize ne getirecek?



“Kaymakamlığın önünde boynu bükük bekleyen bu adam da kimdi böyle? Belli ki ihtiyaç sahibi bir baba. Görevliler ne istediğini sorduklarında gözlerinden iki damla yaş süzüldü: -Çocuğum... Çoçuğum hasta ama tedavi ettirecek param yok. -Ne iş yapıyorsun sen? -İşsizim efendim. -Bizden ne istiyorsun, iş mi yardım mı? Boynunu büküp dudaklarını ısırırken başıyla “siz bilirsiniz” der gibi yaptı. Birbirine bakan iki görevli, gözleriyle anlaşmıştı. Bu kişiyi kaymakam beyle görüştürmek iyi olurdu. İçeri aldılar gariban kılıklı adamı. Kaymakam bey bu acılı babayı, sabırla merhametle dinledikten sonra, yardım edilmesine onay verdi. Çünkü herhangi bir iş verilecek durumu yoktu. Hiçbir işten anlamıyordu... Kandilli temennalarla teşekkür ederek huzurdan ayrılan baba maksadına kavuşmanın sevinci içerisindeydi. Bu paradan, aç olan karnını doyurmak için bir simit dahi almaya kıyamadı. Çünkü yavrusunun acilen tedaviye ihtiyacı vardı...” *** Bu hatıranın, bu şekilde devam etmesini, çocuğunun tedavisi için o paradan bir simit dahi almaya çekinen merhametli bir babadan bahsetmeyi ne çok isterdim. Parmaklarım öyle yazmak istiyordu ama ne kadar istesem de gerçeği değiştirmeye parmaklarımın gücü yetmezdi. Peki gerçek neydi öyleyse? Gerçek, Manisa Kula’dan yazan 29 yaşındaki çileli anne Azime Gürbüz’ün anlattıklarıydı: “Sekiz yıllık evliyim. İki tane de çocuğum var. Ama evleneceğime de evlendiğime de bin pişmanım. Kocam olacak adam, yalancı mı yalancı, tembel mi tembel, gamsız mı gamsız, işi gücü olmayan pervasızın biri. Ne evli olduğunun, ne baba olduğunun bilincinde. Hiçbir şey umurunda değil. Bir sabah çıkar evden, gidiş o gidiş. Günlerce ortadan kaybolur. Artık gelecek mi, gelmeyecek mi; öldü mü kaldı mı bilmezsiniz... Gözlerim gece yarılarına kadar sokaklarda kalır. Çarem tükenir... Çocuklarımın mahzun bakışlarına cevap veremez olurum: -Anne babam ne zaman gelecek? -Gelecek inşallah kızım. -Bize ne getirecek? Aç kalırız günlerce. Kuru ekmeğe muhtaç oluruz. Ama bir gün gelir de “Artık size baba olacağım” der mi diye bekleriz. Ama nerde?.. Onbeş-yirmi günde bir çıkagelir. Bir gölge gibi süzülür içeriye. Üst baş perişan, o bizden sefil... Hem sefil hem umarsız... Aaah ah... Bunun bu hali anlaşıldığında ailem ilk başta demişti ki bana: -Kızım, bu adamdan sana hayır gelmez. Henüz çoluk çocuğun yokken ayrıl bu adamdan. “Gün gelir belki düzelir” diyerek ayrılmadım. Sekiz yıl geçti aradan... *** İşte düzelir diye sabrettim. Kendi öz ağabeyinin hanımı vefat etti de, cenazesine gitmedi. Kayınvalidem para vermiş eline, “Oğlum ben yaşlıyım, sen git de yardımcı ol” diye tembih etmiş. Anasından aldığı parayı yedi de gitmedi. Ağabeyine kastı olduğundan değil, umurunda olmadığından. Kendi öz çocuğunun hastalığına aldırmayan adam, yengesinin cenazesine gider mi hiç? Dört yaşındaki kızım hasta. Kolunda tik var. Yani birşey yiyip içemiyor. Hep ben bakıyorum. Bu yavrumu tedavi ettirmek için yalvardım yakardım, birşeyler yapmasını söyledim. Bunun üzerine kalkmış, kaymakamlığa gitmiş. Çocuğuma baktıracağım diyerek para almış. Gitmiş o parayı da yemiş. İşte böyle bir adam. Böyle bir baba. Artık bundan ayrılmaya ben de karar verdim. Aileme gidip yardım istedim. Ama aldığım cevapla dondum kaldım: “Biz sana zamanında ayrıl dedik. Birken şimdi üç oldun. Ne halin varsa kendin gör! Şimdi iki çocuğuyla, eli kolu bağlı çaresiz bir anneyim. Kendi başıma ayrılmak için ne yapacağımı bilmiyorum. Dilekçe yazdıracak para bile bulamıyorum...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT