BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kor­ku­la­cak al­tı şey... -1-

Kor­ku­la­cak al­tı şey... -1-

Ö­nem­li o­lan son ne­fes­tir. Yü­ce Rab­bi­mi­zin, ü­ze­ri­miz­de­ki ni­met­le­ri­ni say­mak­la bi­ti­re­me­yiz. Bi­zi O ya­rat­tı ve ya­şa­tı­yor. İ­man­la şe­ref­len­dir­di. En bü­yük ni­met, bir in­sa­nın son ne­fe­si­ni i­man­la ve­re­bil­me­si­dir...



Hu­le­fa-i Ra­şi­din’in üçün­cü­sü, cen­net­le müj­de­le­nen­ler­den bi­ri­si, me­lek­le­rin bi­le ken­di­sin­den ha­yâ et­tik­le­ri; Haz­re­ti Os­man ra­dı­yal­la­hü anh bu­yu­ru­yor ki: Mü’min al­tı şey­den çok kork­ma­lı­dır. Ona gö­re ken­di­ni ha­zır­la­ma­lı­dır. 1- İman­sız git­mek­ten kork­ma­lı­dır. Al­lah ko­ru­sun, bir in­san, iman­lı, iba­det­li da­hi ol­sa, son ne­fe­si­ni iman­la ve­re­me­diy­se, hiç­bir kıy­me­ti ol­maz İn­san­lar dört kıs­ma ay­rı­lır: a- Müs­lü­man bir an­ne ve ba­ba­dan dün­ya­ya ge­lir, Müs­lü­man­ca ya­şar ve iman­la son ne­fe­si­ni ve­rir. b- Kâ­fir bir an­ne ve ba­ba­dan dün­ya­ya ge­lir, iman­la şe­ref­le­nir, iman­la dün­ya­dan gö­çer. c- Müs­lü­man an­ne ve ba­ba­dan dün­ya­ya ge­lir, ima­nı­nı mu­ha­fa­za ede­mez, mür­ted olur ve iman­sız gi­der. d- Kâ­fir bir an­ne ve ba­ba­dan dün­ya­ya ge­lir, kâ­fir ola­rak ya­şar ve kü­für üze­re dün­ya­dan ay­rı­lır... İlk iki­si gü­zel, son iki­si ise fe­lâ­ket­tir. ÖNEM­Lİ OLAN SON NE­FES­TİR! Önem­li olan son ne­fes­tir. Yü­ce Rab­bi­mi­zin, üze­ri­miz­de­ki ni­met­le­ri­ni say­mak­la bi­ti­re­me­yiz. Bi­zi O ya­rat­tı ve ya­şa­tı­yor. İman­la şe­ref­len­dir­di. En bü­yük ni­met, bir in­sa­nın son ne­fe­si­ni iman­la ve­re­bil­me­si­dir. Bun­dan da­ha bü­yük lü­tuf, bun­dan da­ha bü­yük ni­met ol­maz. Çün­kü in­san, na­sıl öl­düy­se öy­le haş­ro­lu­nur. Ne yer­sek yi­ye­lim, son lok­ma­nın ta­dı ka­lır ağ­zı­mız­da. Tat­lı ise tat­lı, acı ise acı­dır. Bu­nun öne­mi­ni bil­dik­le­ri için, bü­yük­le­ri­miz hep Hüsn-ü Ha­ti­me’ye (son ne­fe­sin iman­la ve­ril­me­si­ne) çok du­a et­miş­ler­dir. Ha­tim du­ala­rın­da da çok du­ya­rız: “Ya Rab­bi! İman­la, Ke­li­me-i şe­hâ­det ge­ti­re­rek çe­ne ka­pa­ma­mı­zı na­sip ey­le!” Biz de bu dua­ya bü­tün kal­bi­miz­le amin di­yo­ruz... İman­la kab­re gi­re­bil­mek için dün­ya­yı sev­me­mek lâ­zım­dır. Dün­ya­yı çok se­ven, on­dan ay­rıl­mak is­te­mez. Has­ta­lı­ğı ağır olan kim­se ar­tık ha­ya­tın­dan ümit ke­ser, dok­tor­la­rı da has­ta­ya te­dâ­vi­nin çâ­re ol­ma­ya­ca­ğı­nı bil­di­rir­ler. Böy­le bir adam, ya­kın bir za­man­da bü­tün sev­dik­le­rin­den ay­rı­la­ca­ğı­nı his­se­der. Ki­şi sev­di­ği ile be­ra­ber ol­ma­yı çok is­ter, sev­dik­le­rin­den bir da­ha bu­luş­ma­mak üze­re ay­rıl­ma­nın ne ka­dar zor ol­du­ğu­nu dü­şü­nür, son­ra ken­di ken­di­ne so­rar: “Ben öl­mek is­te­mi­yo­rum. Ser­ve­ti­mi el­de ede­bil­mek için ne sı­kın­tı­lar çek­miş­tim. Yi­yip, içip ke­yif sü­re­ce­ği­min tam za­ma­nı idi. Kim­dir be­ni bu sev­dik­le­rim­den ayı­ran?..” Son­ra dü­şü­nür ki her şey tak­di­ri ilâ­hi ile olu­yor. O is­te­mez­se hiç­bir şey ol­maz. Şey­tan da onu tah­rik eder ve de­dir­tir ki: “Ya Rab­bi ba­na bu kö­tü­lü­ğü ne­den ya­pı­yor­sun!?” Tak­dir-i ilâ­hi­ye ya­pı­lan bu iti­raz­dan son­ra o kim­se­nin iman­la son ne­fe­si­ni ve­re­bil­me­si ar­tık çok zor ha­le ge­lir. Bi­zim­le kab­ri­mi­ze gel­me­yen ve bi­zi yal­nız bı­ra­kan şey­le­re gö­nül ver­me­ye­lim. Dün­ya bi­zi terk et­me­den ön­ce biz onu terk ede­lim. Sev­gi­si­ni kal­bi­miz­den çı­ka­ra­lım. Ha­dis-i şe­rif­te; “Dün­ya sev­gi­si, bü­tün kö­tü­lük­le­rin ba­şı­dır” bu­yu­rul­mak­ta­dır. HE­SA­BI BİR GÜN SO­RU­LA­CAK!.. 2- Sol omu­zu­muz­da ta­şı­dı­ğı­mız me­le­ğin gü­nâh­la­rı­mı­zı yaz­ma­sın­dan kork­ma­lı­yız. Bir­çok gü­nâ­hı çe­kin­me­den iş­li­yo­ruz. Bel­ki bu­nun bir­ço­ğu­nun far­kın­da bi­le de­ği­liz. Fa­kat on­lar ya­zı­lı­yor, kay­de­di­li­yor, he­sa­bı bir gün so­ru­la­cak­tır. Mu­ham­med bin Mün­ke­dir haz­ret­le­ri bir gün evin­de Kur’an-ı ke­rim okur­ken baş­lar ağ­la­ma­ya. Ağ­la­mak­tan oku­ya­maz ha­le ge­lir. Ço­cuk­la­rı en­di­şe­le­nir­ler. Kom­şu­la­rın­dan Ebu Ha­zım haz­ret­le­ri­ni ça­ğı­rır­lar. “Ba­ba­mı­za bi­raz te­sel­li ve­rir mi­si­niz?” di­ye. Ebu Ha­zım ge­lir, se­lam ve­rir ve so­rar: “Kar­de­şim ni­çin ağ­lı­yor­sun? ha­ne hal­kı­nı kor­kut­tun?” O da şöy­le ce­vap ve­rir: “Oku­du­ğum âyet-i ke­ri­me­de mea­len (İn­san­lar kı­ya­met gü­nü amel def­ter­le­ri­ni oku­yun­ca, hiç he­sap­la­rın­da ol­ma­yan gü­nah­la­rı­nı gö­re­cek­ler) bu­yu­ru­lu­yor, ona ağ­lı­yo­rum!” Bu­nu du­yan Ebu Ha­zım da onun­la be­ra­ber baş­lar ağ­la­ma­ya... Ço­cuk­la­rı der­ler ki: “Biz se­ni ba­ba­mı­zı te­sel­li ede­sin di­ye ça­ğır­dık, sen ise onu da­ha çok ağ­lat­tın!..”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT