BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıbrıs ve önemli gerçekler

Kıbrıs ve önemli gerçekler

2000 yılının Kıbrıs için çok önemli gelişmelere sahne olması muhtemeldir. Maalesef “Kıbrıs’ı ver kurtul” zihniyetine sahip olanlar, Kıbrıs’ın Anadolu’nun güvenliği açısından son derece stratejik öneme haiz olduğunu ya bilmiyorlar ya da AB’ye taviz vermek için öyle görünüyorlar.



2000 yılının Kıbrıs için çok önemli gelişmelere sahne olması muhtemeldir. Maalesef “Kıbrıs’ı ver kurtul” zihniyetine sahip olanlar, Kıbrıs’ın Anadolu’nun güvenliği açısından son derece stratejik öneme haiz olduğunu ya bilmiyorlar ya da AB’ye taviz vermek için öyle görünüyorlar. Şurası gerçek ki; Türkiye Edremid Körfezinden, Kaş Burnu’na kadar Yunanistan’ın stratejik işgali altındadır. (Fiili değil) Dünyanın hiçbir ülkesinin sahilleri başka ülke adaları ile kuşatılmış değildir. Bu konuda tek istisna Türkiye’dir ve bu vahim durum, İsmet İnönü’nün hatasıdır. Türkiye’nin açık denizlerle irtibatı Kaşburnu-İskenderun Körfezi arasıdır. Bunun güvenliği ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin varlığı ile mümkündür. KKTC’nin fiili ve hukuki varlığı sona erdiği an, üç yanı denizlerle çevrili Anadolu’nun açık denizlerle irtibatı kesilir ve Türkiye Ege ve Akdeniz’de Yunanistan tarafından kuşatılmış olur. Bu ise Türkiye’nin sebeb-i felaketi demektir. Hititlerden Osmanlıya kadar Anadolu’da devlet kuranların ilk işi Ege ve Akdeniz’e hakim olmak idi. Anadolu’daki devletler Ege ve Akdeniz’den kuşatıldıktan sonra derhal yıkılmıştır. Osmanlı da 1911-1922 yılları arasında bu kuşatılmaya ancak 11 yıl dayanabildi. Kıbrıs’ı vermek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yıkılmasına rıza göstermektir. KKTC’nin bugüne kadar fiili ve hukuki varlığının devamında en büyük pay, Rauf Denktaş’ın taviz vermeyen, kararlı ve Kıbrıslı Türklerin menfaatini ön planda tutan, ENOSİS’e giden yolları tıkayan başarılı politikasıdır. Bazılarının; “Denktaş katı olmasın, esneklik göstersin, Türkiye’nin çıkarlarını da gözönünde bulundursun” ya da “Kıbrıs için çok fedakârlık ettik, biraz da Türkiye’yi düşünelim” görüşleri yanlış olmanın ötesinde; Rum ve Yunan görüşlerine veya Rum menfaatine uygun çözüm arayan dış güçlerin isteklerini yansıtır düşüncelerdir. İfadeler ve taktikler değişik ama netice aynıdır. Kaldı ki asıl fedakarlığı Kıbrıslı Türkler yaptılar. Davaları uğruna dünyadan tecrit edildiler. En büyük ihraç malları olan narenciye mahsulünü Avrupa’ya satıyorlardı, ambargo sebebiyle satamıyorlar. AB’nin baskısı ile Türkiye’ye de satamıyor. Kıbrıslı Türkler üretici olmaktan kopuyor ve buna mukabil göçler durmuyor. Kendine mahsus parası yok. Bankalar, mevduatını Kıbrıs’ta harcamıyor. Türkiye tarafından yapılan yardımlar yetersiz ve yerlerine ulaşmıyor. 1974’ten bu yana 26 yıldır su ve elektrik meselesini Batı ne der endişesi ile halletmedik. Ayrıca 1974’ten bu yana Rum ve Yunanlıların ve onları destekleyen ABD, AB, BM ve İslam Ülkeleri çok sayıda ülkenin haksız, insafsız ve tehdit dolu zorlamalarına karşı koydular. Rauf Denktaş ve Kıbrıs Hükümetleri her zaman Türkiye ile uyum halinde oldular ve Türkiye’nin menfaatlerini korudular. Rauf Denktaş azami anlayış ve esneklik içinde, şuurlu ve onurlu bir şekilde ortak davamızı savundu. Buna karşılık Rumlar 1974’ten bu yana ENOSİS’ten asla vazgeçmediler. Son olarak Rum Dışişleri Bakanı Rauf Denktaş’ın “Konfederasyon” çözümünü kabul etmeyeceğini açıkça ifade etti. Çünkü konfederasyon ENOSİS’i önler. Yunan ve Rumlar Megalo İdea’dan, Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakından asla vazgeçmedi ve vazgeçmez. Kıbrıs meselesinde “Çözümsüzlük” Kıbrıslı Türklerden ve Rauf Denktaş’tan değil, Rum ve Yunanlılardan kaynaklandı. Rauf Denktaş sadece güvenlik ve eşitlik istedi. Bu isteği ise 1960 Kıbrıs Anayasası ile 1959 Londra ve Zürih Anlaşmasında Kıbrıslı Türklere tanınan haklardır. Bu hakları istemesi suç mu? Bu haklarını isterken Türkiye’nin de güvenliği ve menfaatini savunmaktadır. Mademki “ver kurtul” yapılacaktı 1974 Kıbrıs Barış Harekatı niçin yapıldı? Herhalde bu harekat erkekliğimizi, mert ve yiğitliğimizi göstermek ve macera için yapılmadı! Biz bunun için şehidler vermedik. Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu 11 Ocak 2000 günü Güney Kıbrıs’ta Rum idarecilerle görüştükten sonra bir basın toplantısı yaptı. Toplantıda Bayrak Radyo ve Televizyon Kurumunun mikrofonunda “BRT” (logosu)na ve KKTC’nin bayrağına tahammül edemeyen Rumların taşkınlığı üzerine Kıbrıslı Türk medya mensupları salonu terk ettiler. Aynı Rumlar KKTC’ye nasıl tahammül ederler. Rauf Denktaş haklı olarak “Kimlerle anlaşma yapmaya çalıştığımız (zorlandığımız) gözler önüne serildi” demiştir. “Kıbrıs’ı ver kurtul” sözleri Türkiye’nin menfaatleri, güvenliği ve onuru ile bağdaşmaz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT