BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mesele, bir adım atabilmek...

Mesele, bir adım atabilmek...

"Sıra kendisine gelmişti. Yerinden kalkarken, kurumuş kara elleri, çileyi kaç mevsim sırtında yaşamış ve ceket olmaktan çoktan çıkmış ceketinin cebine gitti. Cüzdanını çıkaracaktı galiba. Ama öyle olmadı... Naylon poşete sarılı bir şey çıkardı... Müracaattaki beyefendiye çekinerek uzattı..."



Yirmi yaşlarında ya var ya yoktu. Başında, eğreti bir şekilde, az sonra aşağı kayıp düşecekmiş gibi duran eski tülbent, belki onbeş gündür hiç değiştirilmemiş kadar buruş buruştu... Poliklinik acil servisinin hemen sağında duran sandalyelerden birinde, iki büklüm olmuş, akıbetini merak eder gibi bekliyor, acı çeken gözleri, gelen geçenden yardım ister gibi bir o yana bir bu yana melül melül bakıyordu. -Ooff... Allaaah... Dişlerini ne kadar sıkarsa sıksın dayanamayıp çıkan inlemelerdi bunlar. Belli ki çok şiddetli sancısı vardı. Yanıbaşında ise çaresizliği alabildiğince yaşayan altmış yaşlarında bir baba oturuyordu. Acıyla birlikte çaresizliğin verdiği endişe ve merak dolu gözleri, müracaatta kaydını yaptıran hasta yakınlarının bulunduğu yöne bakıyordu. Üç günlük sakalı, şöhretin ardından imaj uğruna ne yapacağını bilemeyip de, sakal modası peydahlamak üzere tıraş olmayan show-menlerdeki gibi alımlı değil, aksine herbir teli, çileden kıvrım kıvrım olmuş çehresinde, yokluğun, fakirliğin, kimsesizliğin bıtırak dikenleri gibi duruyordu. Şöyle bir ara, derin bir iç çekerek yanında kıvranan kızına baktı. Belki kızıydı, belki gelini. Ama ne fark ederdi. Şimdi önemli olan onu nasıl muayene ettireceğiydi. Sıra kendisine gelmişti. Yerinden kalkarken, kurumuş kara elleri, çileyi kaç mevsim sırtında yaşamış ve ceket olmaktan çoktan çıkmış ce ketinin cebine gitti. Gözlerim dalmış, bir tiyatro aktörünün hareketlerini izliyor gibiydim. Sahici hayatta, yaşama mücadelesi veren bir aktör değil miydi zaten? Belli ki, cüzdanını çıkaracaktı. Ama öyle olmadı. Naylon poşete sarılı bir şeydi bu. İçerisinde kimlik gibi bir şey sarılıydı. Naylonunu çıkartıp müracaattaki beyefendiye çekinerek uzatırken mırıldandı. Ne dediğini duymuyordum. Kendinden emin insanların, şöyle bir dirseğini kabine yaslayıp yarı reklamatik tarzda havalı konuşmalarıyla kıyaslandığında, acizlik apaçık belli oluyordu. Müracaat görevlisi, önce başını sağa sola salladı. Ardından net bir şekilde cevapladı: -Bu kartla kabul edemeyiz amca. Birşeyler daha mırıldandı çaresiz adam. Dilenir gibi değil de, sanki bu kartla burada muayene olunur zannıyla gelmiş gibi birşeyler. Bunu da yine müracaat görevlisinin cevabından çıkarmak mümkündü: -Öyle değil işte. Burası özel poliklinik. Onunla işlem yapamıyoruz. Hiç itiraz yok. Öyle mangalda kül bırakmayan bazı uç örneklerdeki gibi, “Nerde insanlık!.. Paran kadar konuş!.. Bana yetkiliyi çağırın ulan!” gibi hava atmalar, Kaf dağı kadar uzaktı ondan. Boynunu büküp, hemen ardında iki büklüm olmasına rağmen bir gölge gibi ayakta durmaya çalışan kızına döndü: -Hadi gidiyoruz. Sonra doğruca kapıya yöneldi. Kızı da anlamıştı kabul olunmayışı. Babasının ardından öyle bir seslendi ki, kelimelerle tasvir etmek imkansız: -Ama baba ölüyom ben. Baba ne yapacak? Yani cebinde parası var da illa kartla mı olsun istiyor. Hayır hayır... Yok!.. Cebinde parası yok. Hatta o kız belki günlerdir hastaydı da artık dayanamayacak hal almıştı. Belki bir ümit bu kartla alırlar gibisinden en yakın polikliniğe zor yetişmişlerdi. Baba acıyla yutkunup, kızının kolundan tutup dışarı çekmek isterken, kız da çektiği acıdan kurtulmak için hastaneden ayrılmak istemiyordu. İşte tam bu sırada bir gelişme oldu. Meğer olanı biteni izleyen başka gözler de vardı. Merhametli gözler. Bir bey yerinden kalktı. Önce çaresiz babaya seslendi: -Bir dakika amca. Dur gitme. Ardından müracaata yöneldi: -Muayene masrafını şurdan alıverin. Göndermeyin hastayı. Bu asil davranış karşısında, hastanın babası minnet duygularıyla dua ederken, müracaattaki bey de, uygulayabileceği en fazla indirimi uygulamış ve ilave etmişti: -Benim de yapabileceğim ancak bu kadar. Herkesin yapabileceği birşeyler vardı demek ki. Yeter ki bir adım atılabilsin. Bir hasta daha acı çekmekten kurtulacaktı o akşam...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT