BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Daha yolun başındaydı...

Daha yolun başındaydı...

Kaptı çantayı. Hiçbir şey söylemeden kapıya ilerledi. Kadın onu geçirmek için bekliyordu pervaza dayanmış.



Kaptı çantayı. Hiçbir şey söylemeden kapıya ilerledi. Kadın onu geçirmek için bekliyordu pervaza dayanmış. - Güle güle canım... Cevap vermedi. Hızla indi merdivenleri. Midesi bulanmıştı aniden. Kendini zor attı dışarıya. Temiz havayı derin derin soluyarak çekti içine. Kendini sakinleştirmeye çalıştı. Daha yolun başındaydı. Bu alemin inceliklerini öğrenmesi zaman alacaktı. Belindeki silahı yokladı. Onun varlığı kendine güven veriyordu. Ağaçlıklı yol boyunca yürüdü. Elindeki çantanın içindeki servetin miktarını bilmiyor ama hayatında bile göremeyeceği bir meblağ olduğunu tahmin edebiliyordu. Bir taksiye atladı, Hazım’ın Bağdat Caddesi’ndeki evinin adresini verdi. Eve vardığı zaman hava kararmıştı. Koşar adımlarla çıktı merdivenleri. Kapıyı açan ızbandut gibi adama tepeden bakan bir tavırla: - Hazım beyi göreceğim... dedi. Adam yukarıdan aşağıya süzdü delikanlıyı. Bir şey söylemeden geri çekildi. İçeri girdi. Hazım pencerenin kenarında, ağzında purosu, üzerinde ropdöşambrı, elinde içki kadehi, oturmuş televizyon seyrediyordu. - Getirdim ağabey. İşte. Adamın yüzüne alacı bir gülümseme yayıldı: - Aferin sana, sen akıllı bir çocuksun ve işini iyi yapıyorsun. Böyle giderse benim has adamlarım arasına katılacaksın kısa zamanda. Severim çalışkan insanları. Keyifle gülümsedi Cengiz. Aldığı bu iltifatlar moralini düzeltmişti. - Adam bana güvenmedi ilk başta, bir şeye benzetemedi herhalde... dedi sırıtarak. Hazım başını salladı: - Bu meslekte kimseye güvenilmeyeceğini öğrenmen lazım. Hiç kimseye, bana bile güvenmemelisin delikanlı. Ürperdi genç adam. Korkuyla baktı karşısındaki adama. Onun şaşkın haline gülüyordu Hazım. - Ne sandın ya, gözünün yaşına bakmaz kimse bu dünyada, harcayıverirler adamı... * * * Seher hemen bir iş aramaya koyuldu. Kızının çalışmasından ziyade kendisinin bir işe girmesini yeğliyordu. Gönlü bir türlü razı gelmiyordu Şehnaz’ın akşama kadar ekmek parası peşinde koşmasına. Tedirginliğinin asıl sebebi ise kızının düşüncelerini az çok bilmesinden kaynaklanıyordu. Şehnaz gözü hep yükseklerde olan, hiçbir zaman sahip olamadığı refahı özleyen, hayatın tadını parayla çıkarmak isteyen, süslü elbiseleri, çok parayı, hizmetçileri, uşakları mutluluğun tek sebebi zanneden isyankâr bir yapıya sahipti. Yaşadığı olaylar ürkütüyordu zavallı kadını. Kocası öldürüldükten sonra evlatlarının sorumluluğu iki misli binmişti omuzlarına. Birini yitirmişti. Kendini suçluyordu zaman zaman. “Neden önüne yatmadım, çiğne beni öyle git demedim?” diye kızıyordu kendine. Yüreğinin bir kenarında kanayan yara olmuştu Cengiz’in yokluğu. İyi olduğunu, sağ olduğunu, başının belada olmadığını bilse rahatlayacaktı. Evlerinde geçirdikleri ilk gecenin sabahında her zaman olduğu gibi erkenden kalkmış, namazını kılmış, Nuri’nin yardımıyla eskiciden aldıkları küçük tüpün üzerine çaydanlığı koymuştu. Söylediği gibi öğleden sonra gelmişti Nuri. Sabah eşyalarını getirdikleri kamyoneti de almıştı. Kadıköy’e indiler hep birlikte. Bir eskici dükkanına soktu adam ana kızı. - Burası kendi dükkanın sayılır Seher abla, Beğen ne istersen... Hemen tek gözlü bir ocak, iki koltuk, bir kanepe, bir masa almıştı kadın. En acil olanlar bunlardı. Yataklarını yere yapar yatarlardı ama bir masa, oturacak bir iki şey gerekliydi. Tenceresini, tavasını Afyon’dan gelirken getirmişti. Yeterdi şimdilik. Nasıl olsa kalkıp bir misafir gelecek hal yoktu. Kimsesi yoktu ki burada, bir tanıdığı Nafiz dayılardı, onlar da hallerini biliyordu zaten. Kalan eksikler de ihtiyaç oldukça çıkacaktı meydana. Attılar kamyonete eşyaları. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT