BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sazlıklar ve sulak alanlar damarlarımızdaki son kan

Sazlıklar ve sulak alanlar damarlarımızdaki son kan

Dünya hızla ısınıyor. Kuraklığın bir sorumlusu da biziz! Sulak alanlarımıza bile sahip çıkamıyoruz. Unutmayalım ki doğa sevgisi, insan sevgisiyle özdeştir!



Dünya hızla ısınıyor. Kuraklığın bir sorumlusu da biziz! Sulak alanlarımıza bile sahip çıkamıyoruz. Unutmayalım ki doğa sevgisi, insan sevgisiyle özdeştir! DALYAN’NIN GİZEMİ Labirenti andıran sazlık ve kanallarıyla dünyanın önemli harikalarından biri olan Köyceğiz-Dalyan, herkesin ilgisini çekmektedir... Sevgili okurlar, geçen hafta sizlere “Biyolojik Rezervler”den söz etmiştim. Bugün ise konumuzu tamamlayan özel tür topluluklarının barındığı yaşam adreslerinden (habitatlar) “Sulak Alanlar”ı anlatmak istiyorum. Sazlık ve bataklık denilen alanları da içeren bu tür topluluklarının yaşadığı bölgeler, aslında çok özel ve verimli birer tabiat alanlarıdır. Bilimsel açıdan pek çok çeşidi olan bu bölgeler; derinliği birkaç metreyi geçmeyen geniş bir sığ göl ve sazlık olabildiği gibi (Orta Anadolu’daki Kayseri Sultan Sazlığı), nehir, göl, lagünlerin sığ bölgeleri (Köyceğiz-Dalyan) şeklinde de karşımıza çıkabilir. Ayrıca, korunaklı ve alçak deniz kıyıları, özellikle deltalar da sulak alanlara örnek verilebilir (Kızılırmak Deltası). KORUYAMAZSAK KURAKLIK OLUR Değerli doğa dostları, ne yazık ki, tarımcılık uğruna kurutulan Amik Gölü örneğinde olduğu gibi, önemli sulak alanlarımızın pek çoğu yıllar boyunca yitirilmiştir. Kıyıların doldurulması da, sulak alanları azaltan önemli bir etkendir. Diğer bir faktör de, tarım alanları kazanmak amacıyla sulak bölgelerin kurutulmasıdır. Kurutulan sulak alanlarda yeraltı suyu çok derinlere indiğinden o bölgeden tarımsal verim almak mümkün olmamakta ve iklimsel şartlar değişerek kuraklık baş göstermektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de de sulak alanların korunması, önemli bir meseledir. Bir yandan ülkenin bütün insanlarını uzun süreçte ilgilendiren bir milli servet olduğu kadar, diğer yandan da kıyılarda spekülatif şahsi yatırım yapanlar, tarımda gelirlerini arttırmak için, yeni alanlar kazanmak isteyenlerin kısa vadeli ekonomik çıkarları için heba edilen bölgeler olarak sulak alanlarımızın akıbetinden endişe duymamız gerekiyor. BİZ FANİYİZ, GELECEK NESİLLERİMİZİ DÜŞÜNELİM İnanıyorum ki, Çevre Bakanlığımız, başta Değerli Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu olmak üzere, sahip olduğu çok kıymetli bilim insanlarıyla bu konuda ciddi çalışmalar yapmaktadır. Kıymetli okurlarımız, insan fanidir. Ebedi olan ise “insanlık”tır. Dünyamızdan daha pek çok nesil geçecektir. Gerçek insanlık hazzı gelecek nesillerin mutluluğunu şimdiden hazırlamakla tadılabilir. Doğa sevgisi, insan sevgisiyle özdeştir. Hepinize sağlıklı ve mutlu bir hafta diliyorum. Kayseri Sultansazlığı Sakarya’daki nilüferler Yağmuru sünger gibi çekerek depoluyorlar Sulak alanların ekolojik ve ekonomik işlevlerini özetle şöyle sıralayabiliriz: >> Aşırı yağışlarda sulak alanlar, fazla suyu bir sünger gibi çeker ve yavaş yavaş yeraltına bırakır. >> Doğal bitki örtüsü de aynı işlevi görür, ancak sulak alanların kapasitesi çok daha büyüktür. Dolayısıyla sulak alanların korunduğu yerlerde, nehirler yıl boyu akar ve sel felaketi hiç görülmez. Bitki örtüsü ve sulak alanların tahrip edildiği yerlerde ise, toprağa düşen su damlacıkları erozyonla toprağı sürükleyip götürür. Her aşırı yağış sel felaketi riskini arttırır. >> Sulak bölgeler yer altı suları için rezerv, ya da kaynak görevi görürler. Yeraltı suları hem doğal bitki örtüsü için; hem de tarım, içme suyu gibi insan kullanımı açısından büyük önem taşır. UÇUYOR YÜZÜYOR DALIYOR Deniz kıyıları ve sulak alanlarda yaşayan Karabatak (Phalacrocorax carbo), kayalarda ve su içindeki sazlıklarda yuva yapar. AMİK GÖLÜ NE OLDU, KUŞLAR NEDEN KÜSTÜ? >> Sulak bölgelerde, kara ile su ekosistemlerinin iç içe olması nedeniyle, yüksek biyolojik üretim ve çeşitlilik görülür. Besin paylaşımı için sulak alanlara gelen türler, özellikle kuşlar, sulak alanların tür çeşitliliğinin çok zengin olmasını sağlar. Örneğin; Hatay ilimizdeki Amik Gölü gibi sulak alanlar tarımcılıkta kullanmak amacıyla kurutulunca, tüm ülkenin kuş türleri ve popülasyon sayıları azalmıştır. Göçmen kuşların mevsimsel uçuş yolları çoğunlukla sulak bölgelerde konaklama ve beslenme noktalarından geçer. Bu alanlar ortadan kalkınca, kuş popülasyonları geniş ölçüde etkilenir. >> Sulak bölgeler yüksek biyolojik etkenlikleri nedeniyle, nitrat ve fosfat birikimleri gibi kimyasal kirlenmeyi azaltırlar. Dolayısıyla, tarımsal gübreleme ve atık sulardaki özellikle fosfor bileşiklerinden doğacak ötrofikasyon problemini büyük ölçüde önlerler. Organik artıklar da ayrışma hızının yüksek olduğu sulak alanlarda kısa zamanda zararsız hale getirilir. Ayrıca, bir nehir veya akarsuyun taşıdığı toprak, akıp denize gideceği yerde, sulak alanda kalarak doğal gübreleme vazifesi görür. Artık karacalara kıyılmıyor! Türkiye’de neredeyse bitme noktasına gelen yaban hayatının geç de olsa kıymetini anlamaya başladık. Giresun Çevre ve Orman Müdürü Ali Hıdır, vatandaşlarda son yıllarda gelişen ve giderek artan yaban hayatı bilinciyle karacaların artık avlanmadığını, popülasyonunda ise sürekli artış sağlandığını söyledi. Ne güzel bir haber... Vatandaşlara önceden yaptıkları ‘avlanmayın’ uyarısının yerini artık ‘yaralı ve yavru karacaları bize teslim edin’ çağrısının aldığını belirten Hıdır, “Halen yavrulama döneminde olan karacalar, insanlarla karşılaştıklarında strese girerek düşük yapabilmektedir. Mümkünse doğal yaşam alanlarına girilmemelidir.” Türkiye’nin ilk Yaban Hayatı Okulu kuruldu Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesine bağlı olarak, Türkiye’de bir ilk olan “Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü” kuruldu. Orman Fakültesi Öğretim Üyesi ve Yaban Hayatı Uzmanı Doç. Dr. Şağdan Başkaya, yaban hayatı ile ilgili ilki 1993 yılında ABD’de olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde okulların bulunduğunu belirterek, “Bölümümüzde 4 yıllık uygulamalı bir eğitim yapılacak. Gençleri, heyecan dolu 4 yıllık bir eğitim bekliyor” dedi. SİZDEN GELENLER Adalar’da denize girebilir miyiz? > Zühre Küçükdeniz / İSTANBUL Yeşil Sayfa’yı tebrik ediyorum, sayenizde çevreye daha duyarlı oldum, size sorum şu; Adalar’da denize giriliyor mu? “Kınalı Ada daha temiz” diyorlar sizce doğru mu? CEVAP: Sevgili Zühre Hanım, ben de yaz aylarının büyük bir bölümünü Büyükada’da geçiriyorum. Size şu kadarını söyleyebilirim; Başta Kınalı ve Sedef adaları olmak üzere tüm Adalarda yüzülebilir. Suları diğer yerlere nazaran temiz ama zehirli deniz analarına dikkat etmek kaydıyla! Poşetler ayağımıza dolanmadan!.. > Gökhan Aydoğdu (Turizmci) Ediz Bey, sizin aracılığınızla basit gördüğümüz plastik poşetlerin ne denli tehlikelere yol açtığını insanlarımızla paylaşmak istiyorum. 2003’te yapılan bir araştırmada dünyada yılda 1 trilyon adet plastik torba kullanılıyormuş. Bütün dünyada hızla yasaklanmaya başlanan ve Bangladeş gibi 3. dünya ülkelerinde bile yasaklanan naylon, ülkemizde ise aksine hızla artmaktadır. Geçen yıl Ege ve Akdeniz’de denizin dibini araştırdık. İnanın durum içler acısı. Yeni bir projenin üzerinde çalışıyoruz, konuyu TBMM’ye taşımayı düşünüyoroz. CEVAP:Sentetik Organikler sınıfına giren çeşitli petrol türevi kimyasal bileşiklerden üretilen plastik poşetler, sizin de ifade ettiğiniz gibi en önemli doğa kirleticilerinden sayılıyor. Ancak, ülkemizde çok sık tekrarlanan bir yanlışı da sırası gelmişken burada zikretmek isterim. Plastik materyalin üretim ve tüketimi 30-40 yıllık bir maziye sahip olmasına rağmen, topluma aktarılan bilgilerde bu plastiklerin 300, 400 hatta 1000 yılda çözülebildiği belirtilmektedir. Oysa bu kadar uzun bir zaman henüz geçmiş değildir, o halde bu şekilde ütopik takvim rakamları vermek ne derece bilimsel doğruyu yansıtabilir? Plastik materyalin dekompoze olması (çözümlenmesi) ortamın fiziksel ve kimyasal şartlarına tabidir, havasız (anaerobik) ortamda aşırı sıcak ve rutubetle birlikte 3 aylık bir periyotta bile ayrışabilir. Gerçi kalıntıları da doğaya zararlı. Fakat, söylediğiniz gibi bunların yerine daha çabuk çözümlenebilen ikinci kullanım için oluşturulmuş kağıt, karton veya bitkisel elyaftan elde edilmiş malzeme üretimi ve tüketiciye dağıtımı daha rasyonel bir yaklaşım olacaktır. İşlerinizde başarılar dileyerek sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Meke Gölü yok oluyor > Ertuğrul Çağlarsoy / KONYA Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras olan doğaya sahip çıkabilmek adına göstermiş olduğunuz çaba her türlü takdirin üzerindedir. Özellikle bu çabanın sanatçı kimliği taşıyan birinden gelmiş olmasıda bizleri son derece memnun etmiştir... Yok olmaya yüz tutmuş bu tabiat harikalarından birisi de Karapınar ilçemizde bulunan Meke Krater Gölü’dür. Kuraklığın kurbanı olan bu güzelliğimizin kurtarılması bir dönem gündeme geldiyse de sadece söylemde kalmış hiçbir faaliyette bulunulmamıştır. CEVAP: Ertuğrul Bey, hakikaten bir tabiat harikası olan Meke Krater Gölü’nün kurtarılabilmesi için elbirliğiyle çalışmamız gerekiyor. Gelecek haftalarda bu konuya etraflıca değineceğiz. Selamlarımla... BA-NA YA-ZIN! Ya-zış-ma Ad-re-si: 29 Ekim Cad-de-si No: 23 Ye-ni-bos-na/İS-TAN-BUL e-ma-il: ediz.hun@tg.com.tr
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT