BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmaz sima NECATİ YAZICI

Unutulmaz sima NECATİ YAZICI

Vefat edeli 8 yıl oldu, inanamadık hâlâ... Necati Ağabeyin hatıraları öyle sıcak, öyle canlı ki koridorda karşılaşsa kimse şaşmaz



İZ BIRAKANLAR İrfan ÖZFATURA irfan.ozfatura@tg.com.tr Vefat edeli 8 yıl oldu, inanamadık hâlâ... Necati Ağabeyin hatıraları öyle sıcak, öyle canlı ki koridorda karşılaşsa kimse şaşmaz Montaj, pikaj, renk ayırımı... Necati Abi hangi işe el atsa en iyisini yapar, mükemmeliyetçilikten taviz vermezdi asla. Geçtiğimiz hafta 20 Temmuzdu mâlum. Ah bir gazi bulsak da Kıbrıs hatıralarını dinlesek derken Salih Yazıcı söze karıştı. “Necati Abim olacaktı ki” dedi “ne anlatırdı ama...” Ve sohbet Kıbrıs’tan açıldı, Necati Abi etrafında başladı dolanmaya... Tanımayanlar için söyleyelim rahmetli Necati Abi İhlas Holding’in Güvenlik Müdürüydü zamanında... Her güvenlikçi gibi o da tatlı sert durur, kurallardan taviz vermezdi asla.. Ama beş dakika otur bambaşka bir adam çıkar karşına... Nasıl esprili, nasıl candan... Neyse biz sözü yine kardeşine bırakalım Aslen Samsunluyuz ama babam (Şükrü Nail Bey) memur olduğu için her birimiz ayrı yerlerde doğduk. Abim Muhammed Necati’nin de Çemişgezek düştü şansına (1953). Bu kaza resmen Tunceli’ye bağlı ise de abim kendini Elazığlı hissederdi. Kalbi Harput’ta atardı zira... Gakkoş muhabbetlerinden hoşlanırdı ne de olsa serde delikanlılık var. Her memur gibi biz de tayinler yaşadık, tahsilimizi Ankara, Konya Cihanbeyli, Muş, Giresun, Samsun, Erzincan ve Sivas vilayetlerinin değişik mekteplerinde tamamladık. Çemişgezek’ten de kopmadık, her yıl gider, bir süre kalırdık. Abim memleketine bayılırdı. Niye? Trafik polisi yoktu da ondan. Düşünebiliyor musunuz boyu üç karış, taksi, traktör, kaptıkaçtı her aracı kullanır ustalıkla. Teknik konulara pek hevesliydi, zaten sırf bu yüzden gitti yazıldı Sanat Okuluna... CIVIL CIVIL Lisan derslerinden hoşlanmazdı hatta sanat okulunda İngilizce yok denince sevinçten uçmuş, yabancı dil kitaplarını büyük bir keyifle yakmıştı. Lâkin ilerleyen yıllarda kendi harçlığından kitaplar, kasetler aldı, büyük bir gayretle çalıştı, farkı kapattı.. Her sporu yapar, profesyonellere taş çıkarırdı. Futbolu severdi, top ayağına yakışırdı. Fanatik değildi ama Fenerbahçe yendi mi gözleri parlardı. Araçlara ve silahlara karşı aşırı bir meyli vardı. Altında bisiklet olduğu yıllarda cebinden sapan sarkardı. Motosikletle birlikte tabanca bıçağa merak saldı, eh takdir edersiniz ki otomobile de tüfek uyardı. Altındaki araçlar geliştikçe silahları da güçleniyordu. Bu saatten sonra onu ya savaş uçakları, ya da hücum botları paklardı. İkincisini seçti zira denizlere aşıktı. ÇAKI GİBİ Bizim ailede askeriyeye karşı büyük bir muhabbet vardır, kışla peygamber ocağı sayılır. Nitekim ondan 2 yaş büyük olan ağabeyim Ahmed 1969 yılında Kara Harp Okuluna girdi. O da subaylığa heveslendi ama sanat okulu mezunları Harbiye’ye alınmıyorlardı. Bu yüzden Deniz Astsubay Okuluna girmeyi kafasına koydu. Nitekim 1971 yılında imtihanları kazanıp, bahriyeli oldu. Arkadaş canlısıydı. Yedirir, içirir, yatırır, elindekini avucundakini paylaşırdı. İcabında ölüme gider, dostlarına toz kondurmazdı. Yaşadığımız bütün şehirlerde beldelerde ahbapları kaldı, onları düzenli arar, irtibatı koparmazdı. Cesur, gözü kara... Onunla yola çık, hiiiç arkana bakma! Preveze denizaltısı ile katıldıkları bir tatbikatta serseri mayına çarpıyorlar. Yara öldürücü değil ama denizaltı 50 metre derinlikte hareketsiz kalıyor. Kurtarma ekibinin ne zaman geleceği belli değil, hava an be an azalıyor. Ayılanlar bayılanlar... Milletin gözü saatte, saniyeler yıllaşıyor. Buna benzer vakalar başka ülkelerde çok dramatik bitiyor, elin gavuru oksijeni bitirmesin diye arkadaşını boğuyor. Neyse... Abim fıkralar anlatıyor, espriler yapıyor, “ölürsek şehit oluruz” diyor “bundan ala makam mı var?” Mürettebata tarifsiz bir sükunet geliyor, kolkola girip ölümü bekliyorlar. Tam intikaları oynuyorlar ki kurtarma ekibi yetişiyor. Tüpe geçerlerken komutan elini abimin omzuna koyuyor “sağol Necati” diyor “büyük iş başardın, bu hizmetini unutamam.” KITALAR ARASI Abim her türlü kara, deniz aracını rahatlıkla kullanır, üç aşağı beş yukarı helikopter ve tayyareden de anlardı... Bir keresinde kıtalar arası uçuyorlar, karanlık bir gece, fırtına kaldırıp koparıyor. Motorun biri devreden çıkıyor, üstüne üstlük bir de yardımcı pilot rahatsızlanmasın mı? Kaptan “onu arkaya yatırın” diyor, “Necati gelsin otursun yanıma!” Zor oluyor ama koca alameti Azor Adalarına indirmeyi başarıyorlar. Amerika’da katıldığı komando kursunda günde 2 bin mermi yakma mecburiyeti var. Canına minnet ama şarjöre fişek doldurmaktan parmakları kopuyor. Bu çok hususi bir kurs, tehlike etrafınızda dolanıyor. Mesela bir keresinde onu paraşütle Latin Amerika ülkelerinden birine (adı mahfuz) atıyorlar. “Git filan radarı devreden çıkar!” Bölge tropikal, yılanı var, çiyanı var. Hepsi bir yana radar off olunca ortalık karışıyor, adamlar sınırda kuş uçurtmuyorlar. Hani bir NATO askeri yakalasalar var ya, bacağından sallandıracaklar. Ve ikinci bir emir geliyor “şimdi sahile in denize gir, filan koordinatlarda seni bir denizaltı bekliyor”. 12 mil (20 km) açılıyor dile kolay, üstelik silahlarını bırakmadan. Denizaltıyı şu saate kadar buldun buldun. Yoksa şansına küs, bye bye!. Köpek balığı filan? Valla çıkar mı çıkar. Necati abim görevi başarı ile tamamlayan iki askerden biri, diğerleri sapır sapır dökülüyor. VATAN UĞRUNA 1974’de Kıbrıs çıkarmasına katıldı. Harekât esnasında yolladığı mektupta bir dörtlük vardı ki hiç unutmam. “Fırtınalar ruhuma haykırsın uzun uzun, Dalgaların altında kapansın gözlerim. Mezarımın çimeni yem yeşil yosun, Çiçeği de, beyaz köpükler olsun.” Belli ki şehadeti arzuluyor.... Ve işaret veriliyor, çıkarma gemileri demir alıyor, bunlar ilk dalga... Mehmetçikler birazdan sahile inecekler, sarılıp helalleşiyorlar, dudaklarda dua. Menzile varıyorlar, kapaklar açılıyor, nasıl bir yaylım ateşi... Adımını atan ilk yavrumuz şehit düşüyor, diğerleri donup kalıyor. Abim aslında gemide vazifeli ama dayanamıyor, askerlerin önüne geçiyor, tekbirlerle fırlıyor, dağılıyorlar kumsala... Durum hâlâ çok kritik, özellikle villanın birinden açılan ateş çok can yakıyor. Abim arkadan dolanıyor, bir tekmede kapıyı kırıyor. Rum muhafız ile göz göze geliyor, aynı anda tetiğe basıyorlar. Abim adamın göğsünü kurşunla dolduruyor ama bu arada iki isabet alıyor. 12 Eylül öncesi Jandarma botlarında görev yaptı. Silah kaçakçıları ve anarşistlerle çok uğraştı. Bunlar riskli vazifelerdi ama devleti milleti için bir şeyler yapabilmekten şeref duyardı. İSTANBUL YILLARI Genelde uyumluydu sessizdi ama hassas olduğu mevzularda kesinlikle geri adım atmaz, eğer “hayır abicim” dediyse konu kapanmıştır. Bırak gitsin, hiç uğraşma.. Tok ve yumuşak bir ses tonu vardı, çok da tatlı dilliydi, özellikle annemi ikna etmeyi iyi becerirdi. Mesela kadıncağızın altınlarını lacivert bir Renault 12’ye tebdil etmeyi becerdi. Tut tutabilirsen artık, o kepçe, Anadolu kazan. Her ne kadar atletik ise de böbreklerinden muzdaripti. Gemiler kolay değil, yer demir gök demir, soğuk içinize işliyor. Sanırım dalgıçlık da vücudu yıpratıyor. Önce sınıfını değiştirdiler, sonra malulen emekli ettiler. Babam Samsun’daki evin üst katını ona ayırmıştı. Lakin İstanbul kanına girmişti bir kez, Asitaneden ayrılamazdı bu saatten sonra... Türkiye Gazetesinde kıtadan tanıdığı arkadaşları vardı, onu da çağırmışlar. Montaj pikajdan başladı... Bundan da büyük keyf aldı, masası pırıl pırıl, cetveller kretuvarlar... Düzen temizlik dedin mi bir numara... Havlusu emre hazır, terlikler hazırolda... Masasının kalemliğinde, şair Nâbi’nin meşhur dörtlüğü... Sakın terk-i edebden, küy-i mahbûb-i Hudâdır bu, Nazargâh-ı ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ’dır bu! Doğrusu işi çabuk kaptı, renk ayırıma yeni cihazlar alınınca oraya atladı. Sonra Ankara matbaasının kuruluşunda vazife aldı. Abdülhakim Işık ağabey ile müstesna bir dostlukları vardı. Bu muhabbet onu çok değiştirdi, her geçen gün gayreti, ihlası samimiyeti arttı, ki biz de fark edebiliyorduk pekala... HİZMET EHLİ Boş zamanlarında arabanın bagajına dini eserler doldurur vurur yola, hani ne tarafa olursa... Parası olana satar, olmayana hediye eder. Birilerinin okumasından öğrenmesinden büyük haz duyar... Dünya gözünde değil, gecesiyle gündüzüyle ahirete hazırlanmakta... 1997 yılında, İhlas Holding binasına Güvenlik Müdürü yaptılar. 2001 krizi ile İhlas Finans faaliyetleri durduruldu. Zor günler, tadsız hadiseler yaşandı. Abim İhlas camiasına ve kurucularına yürekten bağlıydı. Sevdiklerine söz söyletmemeye çalışır, üzüntüsünü içine atardı. Meğer birkaç ay evvel “anjiyo” olmuş ama bunu saklamış. Stres sıkıntı derken bir de “guatır” başlamaz mı? Doktorlar, ısrarla üzüntüden heyecandan kaçmasını tavsiye etseler de o dostlarını zor gününde yalnız bırakamazdı. “Benden bu kadar” deyip ayrılamazdı asla... Dostluğu ölümüneydi, nitekim onu bu müesseseden ölüm ayırdı. Henüz 48 yaşındaydı, anne ve babamız hayattaydı. Ben şahidim dinini, milletini, bayrağını ve İslam âlimlerini çok seviyordu. Hayatını hizmete adadı. Kardeşi Salih Yazıcı KARADA, HAVADA, DENİZDE... Necati Abi mükemmel bir askerdi; dalar, paraşütle atlar, zor vazifelerden yüzünün akıyla çıkardı. Genç yaşta (malulen) emekli olunca gazetemizde vazife aldı. Hangi servise gittiyse, düzen getirdi hız kattı... Sabırlı, sadık, samimi Necati Ağabey bir kere çok cömertti, yedirmekten içirmekten zevk duyardı. Akşama doğru acıkırız, yoruluruz, bir bakarsın kucakları paket dolu, “Gelin.. Gelin!” Domates, peynir, karpuz, üzüm artık ne bulduysa... En azından açma, simit, çatal... Gören de boğazına düşkün sanır, halbuki çok az yer, pazartesi perşembeleri oruç tutardı. Çabuk dost edinir, tanıştıklarını gazeteye abone ederdi mutlaka... Yüzünde belli belirsiz hüzün vardı, gülmekten, malayaniden hoşlanmaz. Lüzumsuz laftan sakınır, kimsenin arkasından konuşmazdı. Sabırlı, kararlı, sözünde duran bir insan. Ben samimiyeti onda gördüm, sevdiklerine siper olurdu adeta... VASİYETİYMİŞ MEĞER Bir akşam “Durmuş Abi kalır mısın” dedi, “sohbet edelim biraz” O gece ikiye kadar oturduk. Finans krizinden çok etkilenmişti, “Enver ağabeye atılan iftiralara kahroluyorum. Abi bu dert beni götürecek” diye dertlenmişti. Sanki ölecek gibi konuşuyor, yok şunu şöyle yap, bunu böyle yapma... Filan evi hazırladım, geçirirsiniz vakfa... Meğer vasiyetini veriyormuş, anlamamışım. Aradan üç beş gün geçti, sabah namazını henüz kılmışım... Telefon çaldı. Açtım Mehmet Aygün. (Mehmet Aygün de kaza geçirdi, dualarınızı bekliyor bu arada) Önce bir sükut... Buyur Mehmet Abi diyorum konuşamıyor. Neden sonra “Necati ağabeyi kaybettik” dedi. Herhalde başka bir göreve verdiler diye düşünüyorum, “Sağlık olsun, yeni müdür kim acaba?” - Necati abi vefat etti, anlatamadım galiba? - İnna lillah! Nur içinde yatsın. Bütün haklarımı helal ediyorum ona. Mesai arkadaşı Durmuş Tozar Gel de şaşma! Kendisini Eyyub Sultana, Kaşgarî Dergahının arkasındaki âile kabristanına defnetmiştik. Meğer tapudaki yerimiz üç beş parsel ötede imiş, nakletme mecburiyeti hasıl oldu hiç yoktan. Hafta sonu, 3 - 5 arkadaş toplandık, bekçilerin nezaretinde kabri açtık. Bir ara tabutun kapağı kaydı, naaşı göründü. Aradan geçen iki yıla rağmen kefeni bembeyazdı... Konuşsan cevap verecek âdeta... Abisi Ahmet Yazıcı Bülbüller imrenirdi Bir insanı tanımak için ya yola çıkmak, ya da konaklamak lazım. Ben dahasını yaptım Necati Abi ile yıllarca bekâr evinde kaldım. Hafızamda iki ayrı Necati Abi var. Bir tanesi yüreği vatan sevgisi ile çarpan deli dolu bir asker... Bir yiğit, bir kahraman! İkincisi Allah ve Resulünün muhabbeti ile eriyip akan, boynunu büken ve çok ağlayan... Necati Abi hizmet ehliydi, fedakârdı, müşfikti... Şairdi sonra... Sesi güzel ötesiydi... Efendimizi meth-ü sena eden Nat-ı şerifleri yanık bir üslupla okur, ünlü mevlidhanları aratmazdı. Bu yönünü pek az kimse bilirdi, zira ortaya çıkmazdı. Ama uzun gece yolculuklarında uykumuz bastı mı “haydi” derdim, beni kırmazdı... Arkadaşı Osman Gül Selamet der kenarest Bir gün evrakları düzenliyoruz. Aaa bir baktım Necati Abi adına bir diploma... Ankara Hukuk Fakültesinden mezun olmuş zamanında... Bu tahsil ile Holding içinde daha önemli yerlerde olabilirdi pekâlâ... Öyle ya koskoca avukat, niye sürünsün ki buralarda? Yüzümde bir gölgelenme mi, yoksa bakışlarımda bir şaşkınlık mı hissetti bilmem, diplomayı aldı cart cart yırtıp öğütme makinesine attı. Hani “tedirgin olma, sizi bırakmam” diyor açıkça... Çok kaliteli bir insandı, lâkin öne çıkmazdı. O, bu müessesenin ameleliğine talipti, kenarda durmaktan tad alırdı... Ne zaman hacdan dönsem ziyaretime gelir, imrenerek yüzüme bakardı. Harameyne hasretti, Server-i âleme (Sallalahü aleyhi ve sellem) âşıktı... Birlikte hacca gitmeye niyetlenmiştik ama o güne çıkamadı... Mesai arkadaşı Ali İsmail Mahnoli
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT