BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu başkanlarla nereye kadar?

Bu başkanlarla nereye kadar?

Kadın deyip geçmeyin. Bu dünyada onlara emanet edilen değerler, çok fazladır. Canımızı, malımızı ve namusumuzu teslim ederken, gözümüzü bile kırpmayız değil mi? Çünkü onlar, sevilesi ve inanılası güzelliklerdir.



Kadın deyip geçmeyin. Bu dünyada onlara emanet edilen değerler, çok fazladır. Canımızı, malımızı ve namusumuzu teslim ederken, gözümüzü bile kırpmayız değil mi? Çünkü onlar, sevilesi ve inanılası güzelliklerdir. Çocuklarımızın anası, torunların ninesi, aynı zamanda, eloğlu veya elkızının da anasıdır. Kadın, saygındır. Kadın, sevgindir. Kadın; kaynana adının, istisnası dışında, hiç de yakıştırılmadığı bir varlıktır. TRİBÜNDE KADIN PARMAĞI Tabii bütün bunlar “ahlaki ve saygın değerlerin bir arada toplandığı kadınlar için” geçerlidir. Yoksa, spor kültürümüzün en ayıp bir yansıması olarak, hem sağ, hem sol elinin orta parmağını, bir enjektör gibi, erkekler topluluğuna sallaması ve “batırırım” anlamında utanmadan göstermesi, kadınlarımıza yakıştıramadığımız ve onların yanından bile geçmeyecekleri bir terbiyesizliğin bonusudur. “Refleks olarak yaptım” dediği hareket sonrası, ebedi rakiplerin “ebedi rezaleti” körükleyici bir kimliğe bürünmesi, bu kadının katkıları sayesinde büyük bir “husumet ivmesi” kazanmıştır. Bir kadın, insan içine çıkamaması gereken bir terbiyesizliğin cesareti ve utanmazlığı ile ekranların şu günlerde en aranan (!) profili olarak reyting rekorları peşinde hızla koşuyor... Ve onu kendi saflarında görüp, o refleksinin doğruluğunu savunanların avukatlık yapması, spor sahalarından, salon kültürsüzlüğüne uzanan yolda bir “dişi general bulmuş” gibi bayram kutlamaları, ne kadar yanlış. HAZMEDİLMEYEN SONUÇLAR Bütün bu ayıpların en ayıbına gelince. Türkiye‘de, yöneticiliğin bir kitabı ve adabı olmadığı için, her önüne gelenin ve cebi biraz kalın olanın sporumuzda söz sahibi olmaya kalkışması, bizi güzelliklere değil, bir kargaşanın ve spor terörünün içine itmektedir. Basketbolun şampiyonluk maçının sonunda, en azından rakibin elini sıkıp kutlamak dururken, federasyon başkanını da yanına alıp, şampiyon olan takımı salonun orta yerinde “sap” gibi bırakan yöneticiler, centilmenliğin kitabını en azından bir defa okumalıdırlar. Yenilmek, bir yarışın içinde kaybetmenin eş anlamıdır. Herkesin başına gelebilir ayrıca. Ama “Sen beni nasıl yenersin” diye, hazmedilmeyen durumlar, spor kurallarının ve adabının kulüp içine sokulmamasının ürünüdür. EKİLEN, KİN TOHUMLARI Misafir takımın oyuncularının kafasına çakmak, bozuk para, hatta ayakkabı fırlatıp, yedek kulübesine bir hışımla koşup, sporcunun çenesine yumruk sallayan bir taraftarı, kınamak yerine “Muhteşem” apoletiyle ödüllendiren başkanlar, bizim spor anlayışımızın en affedilmeyen insanları olacağına “Helal olsun” nidalarıyla alkışlanıyorsa, yazıktır bu ülke sporuna. Ebediymiş, ezeliymiş, asırlıkmış. Geçiniz bunları. Geçmişteki güzellikleri silmek için çırpınanların, ülke sporuna yönetici olarak getirdikleri ve ektikleri “kin tohumları” ne yazık ki; genç neslin de aşırı sulaması sayesinde filizlenip, dal budak salarken, işte o yöneticiler, fidan diktiklerini sanarak, kendi ormanlarında salına salına gezinmektedir. Sporumuzun acıklı haline bir bakınız. Bu başkanlarla, bu anlayışla ve bu yönetimle, yolumuz yol mudur? Benzin onlarda, körük onlarda, ateş onlarda. “Yanıyoruz” feryatları, bir kulaklarından giriyor, bir kulaklarından çıkıyor, koca koca adamların. Oysa bugün bana, yarın sanadır bu dünya. Ne demişler: “Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner” A2 mi, Acun2 mi? Beşiktaş A2 takımı F.Bahçe ile İnönü Stadı‘nda oynamayı çok istiyordu. Çünkü lider, 15 gündür futbol oynanmayan bu ülkede, böylesine önemli bir “genç derbiyi” seyircisinin de desteği ile mutlaka kazanmak istiyordu. Ama bir problemle karşılaştı. İnönü Stadı o gün, A2’lere değil Acun Ilıcalı‘nın milyarlar kazandığı “Devler Ligi” organizasyonu için, beyefendiye tahsis edilmişti. Kimin tarafından? Beşiktaş yönetiminin bizzat izniyle. Acun‘u, kendi takımına tercih eden bir zihniyetin, alt yapıya vermediği desteğin bir ayıbı olarak karşımıza çıkardığı bu tablo, sonunda Beşiktaş‘a zorla kurtarılan bir beraberlikle geri döndü. F.Bahçe A2’ler, Ümraniye‘de sürgünde oynanan 1-1’lik Beşiktaş beraberliğinden sonra, Acun Ilıcalı‘ya dua etti. Koca bir takım, dünün Beşiktaş muhabirinin, milyarlık televizyon oyununa kurban edildi. Hem de bağıra bağıra.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT