BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Pulitzer vasiyeti

Pulitzer vasiyeti

1880’li ve 1890’lı yıllarda The World gazetesini satın alan Joseph Pulitzer gerçek gazetecilik yapınca hem ünlenir hem de zenginleşir...



1880’li ve 1890’lı yıllarda The World gazetesini satın alan Joseph Pulitzer gerçek gazetecilik yapınca hem ünlenir hem de zenginleşir... Daha sonraları çok büyük gazeteleri de satın alarak büyür... Özel sektörde ve devletteki her türlü yolsuzluğa karşı savaşan bir yayın organı olarak ün yapar... Gazetenin tirajı da 600 bini aşar... Pulitzer kırk üç yaşında iken gazetenin başından ayrılır ama gazetelerinin yayın politikaları değişmez... Bizdeki gibi sabah kara dediğine, akşam ak demiyor... Gazeteci Güngör Uras yeni çıkardığı ‘Bak Ben Sana Anlatayım’ adlı kitabında Pulitzer’in hikâyesini de kaleme almış... Okuyunca bugünlere nasıl geldik? sorusuna daha iyi cevap buluyoruz... Pulitzer kendisiyle yapılan bir röportajda diyor ki; “Bir ülke basınıyla birlikte yükselir ya da batar. İyi basın iyi ülke demektir. Başarılı basın ‘doğruyu’ anlayacak yetenek ve zekâya, ‘doğruyu’ yazacak güce sahip olan basındır... Böyle basın toplumsal değerleri ve fazileti koruyabilir... Toplumsal değerlere önem vermeyen hükümetler ve yöneticiler sahteci, ahlâksız, soyguncu bir ortamın yaygınlaşmasına neden olur. Maddi değerler ve güç karşısında eğilen, demagojiye kapı açan bir basın kendisi gibi düşük seviyeli bir toplumun oluşmasına neden olur. Ülkenin geleceği bu değerlere sahip çıkacak genç gazetecilere ait olacaktır...” * Colombia Üniversitesi’ne bağışladığı 2 milyon dolarla gazetecilik okulunun açılmasına neden olan Pulitzer, her yıl başarılı gazetecilerin ödüllendirilmesini de vasiyet eder... 1917 yılından itibaren bu ödül dağıtılmakta... Yıllar sonra yani bugün Colombia Üniversitesi’nin başkanı olan Lee C. Bollinger ise diyor ki; “Daha iyi gazete için daha iyi gazeteci yetiştirmek zorundayız. Bunun için gazetecilik okullarında öğrencilere sadece nasıl yazı yazılacağının, nasıl haber toplanacağının, nasıl sayfa yapılacağının ötesinde, siyasi tarih, hukuk, ekonomomi, sosyoloji, felsefe, ahlâk, din, anayasa gibi konularda da temel eğitim vermek zorundayız. Bu eğitimi vermezsek basın giderek yozlaşır. Olayların önünde gidecek yerde gelişmenin gerisinde kalır. Okuyucunun güvenini yitirir....” * Türkiye’deki basın tarihini sanki anlatıyor bu sözler... Bugün gazete sayfalarındaki kara senaryoların budalaları, ticari kafayla düşünenleri, kin ve nefret kusanları, gerilim tetikçilerini, demokrasi havarisi kesilen ama hayatının hiçbir döneminde demokrat olamayanları, dünü ile bugünü arasında uçurum farkı olanları, ihtiraslarını akıllarının önünde yürütenleri gördükçe, tirajların neden hiç artmadığını daha iyi anlıyorum... Her okuyanı kazanabilmek yerine daima bir yerlere yaranabilmek duygusu ile yazılan köşe yazıları ve verilen haberler yüzünden basın bugün içine düştüğü bataklıkta çırpınıyor... Ya yağcılık, ya da tetikçilik yapmakla gazetecilik yaptıklarına inananların sayısı da her geçen gün artıyor... Pulitzer’in sözlerini her gazeteci kendisine bırakılan bir vasiyet olarak bilmeli...
Kapat
KAPAT