BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sorumluluk duygusu ev işi yaptırılarak kazandırılır

Sorumluluk duygusu ev işi yaptırılarak kazandırılır

“Çocuğun ev işi yapması, onun sorumluluk bilinci kazanmasına yardımcı olduğu gibi özgüven gelişimini de destekler.”



> A. Faruk Levent Çocuğun sorumluluk sahibi bir birey olarak yetişmesi, büyük ölçüde ona sağlanan fırsatlara ve anne-baba tutumuna bağlıdır. Bununla birlikte anne-babaların büyük bir çoğunluğu, çocuğuna sorumluluk bilincinin nasıl kazandırılması gerektiği konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. Sorumluluk sahibi çocuklar; kendi kararlarını kendileri verebilen, ellerindeki imkânları kullanabilen, değer yargılarını gözeten, bağımsız davranabilen, kendine güveni olan, başkalarının haklarını çiğnemeden kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen çocuklardır. CESARETLENDİRİN Bazı anne-babalar iyi niyetli olduklarını düşünerek çocukları için her şeyi yapmaları gerektiğine inanır ve onların bütün yaptıklarından kendilerini sorumlu hissederler. Yemeğinden giyimine, ev öde-vinden hobi ve arkadaş seçimine kadar çocuk adına her şeye karar verirler. Koruyucu anne-baba tutumu dediğimiz bu yaklaşım çocukların öz güven gelişimini olumsuz etkiler. Bir başka anne-baba tutumu olan destekleyici yaklaşım ise çocuğun sınırlar içinde karar vermesine ve bu kararların sorumluluğunu taşımasına fırsat verir. Bu tutumu benimseyen aileler, evdeki işler konusunda çocuktan yardım beklediklerini açıkça belirtirler. Başlangıçta çocuğun acemice yapacağı bu işler, daha sonra deneyime ve sorumluluğa dönüşür. Bu sebeple çocuğun iki buçuk yaşından başlayarak dökerek de olsa yemeğini kendi başına yemesi, kendi odasını toplaması, sofra hazırlaması, alışveriş yapması onun sorumluluk gelişimini destekler. Çocuğumuzun öncelikle evde bazı sorumluluklar üstlenerek sorumluluk bilincinin gelişmesi, onun okul ile ilgili sorumluluklarını da daha kolay üstlenmesine ve karşılaşabileceği sorunlarla baş edebilmesine yardımcı olur. Her çocuk aynı zamanda, aynı sorumluluğu alamaz. Çocukların kişilik özellikleri, fiziksel yapıları dikkate alınmalıdır. Burada önemli olan çocukların kendi işini yaparken engellenmemesidir. Koruyucu anne-babalar bebeklikten itibaren “O yiyemez, çocuktur!”, “O giyemez, çocuktur!” deyip çocuğun her işini kendileri yapar, çocuk ilköğretim çağına geldiği zaman onun okul çantasını hazırlama işi bile annenin görevidir. Bazılarının, bunu abartarak çocuğunun ev ödevlerini bile yaptığı görülür. GÖLGE KİŞİLİK OLMASIN Her ihtiyacı anne-baba tarafından karşılanan, devamlı neyi nerede ve nasıl yapacağı kendisine hatırlatılan, yanlış yaptığında azarlanan ve kınanan çocuklar, “gölge” bir kişiliğe sahip olabilir. Bu çocuklar, anne-babalarına sormadan hiçbir iş yapamazlar ve hiçbir kararı kendi başlarına veremezler. Anne baba olarak çocuğumuz sorumluluk aldığında, ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçlara katlanmalı ve olumlu sonuçları ödüllendirilmeliyiz. Böylece onun sağlıklı bir özgüven ve sorumluluk geliştimesini kolaylaştırabiliriz. Biz anne ve baba olarak çocuğumuzun biraz gerisinde durup neler yapabileceğinin gözlemcisi olabilme sabrını ve yürekliliğini göstermeliyiz. Sorumluluk Listesini Hazırlayın Sorumluluk sahibi olmayı öğretmek için öncelikle çocuğumuzun yaşına uygun sorumluluklar listesi hazırlayabiliriz. İşte hazırlayabileceğimiz örnek bir sorumluluk listesi: Sofrayı, her şeyi yerine koyarak hazırlamak Yatağını düzeltmek ve odasını temizlemek Basit bir kahvaltıyı hazırlamak Yemekten sonra sofrayı kendi başına kaldırmak Giyeceklerini kendi başına giymek Kirli giyeceklerini kirli sepetine atmak Ayakkabılarını bağlamayı öğrenmek Bulaşık makinesinin doldurulmasına yardım etmek Okul çantasını kendi başına hazırlamak Çiçekleri sulamak Sabahları çalar saatle kendi başına kalkmak Harçlıklarını biriktirip uzun vadede almak istediklerini planlamak Kimse söylemeden derslerini düzenli olarak yapmak İşlerini ve randevularını (dişçi, antrenman gibi) takip etmek PENCERELER Utku Öztürk utku.ozturk@ihlaskoleji.com “Tweetçi” akdemircigdem Domates fiyatı bu kadar artınca artık Çırağan’daki jet set buluşmalarında mönüye menemen de girdi! REYO052 Son 30 yılın zirvesine çıkmış domates bile prim yaptı, bir şu insanlık prim yapamadı! :) Floydian Domates bulamıyorlarsa ketçap yesinler. bakshimdi Sevgili erkekler, beğendiğiniz kadın için “Gideri var” diyorsunuz ya, onlar da sizin için “İyi bir geliri var” diye konuşuyorlar. ozkanguven Starbucks’ta insanların bilgisayar ekranına; dünyanın en büyük problemini, adaletsizliği birazdan çözeceklermiş gibi bakmalarını seviyorum. ceriLevis “Kadınlar kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanırlar” demek komik videolar gönderen erkeklerden hoşlanırlar demek değildir. Sakin olalım. GokhanBeter Victor Hugo, Galatasaray’ın bu hâlini görseydi Sefiller’i yeniden yazardı. mul “N’olur 5 dakka daha uyuyayım!” diye yalvaranlar, unutmayın pazar sabahları erkenden kalkıp salonda çizgi film izlediğiniz yılları! alikkaya Ispanağın, pırasanın piştiği evlerde kurulu bir düzen var. evrimguvenc Hücre evine yapılan baskında, 2 mitokondri, 4 DNA, 2 RNA ve bol miktarda endoplazmik retikulum ele geçirildi. Hücre çekirdeği hâlâ kayıp. fingers Türk dediğin “Çabuk şu öndeki arabayı takip et!” dedikten sonra bile, kaç lira yazdı diye çaktırmadan taksimetreye bakandır. kolalijelibon Evde kebap yapıp “Bunu dışarıda kaç paraya yerdik? Keh keh” demeyen memur babaya ben baba demem. cansinmert “Nimetle oyun olmaz, çok günah!” öğüdüyle büyürken bir yandan da ilkokulda sürekli patates baskı yapan bir jenerasyonun ilk üyelerindenim. istiklalakarsu Şilili madenci yer altından çıkar çıkmaz sevgilisine evlenme teklif etmiş. İki ay sonra birileri gelip kurtarır sanıyor herhâlde. ilkerdurali Beni Azerbaycan’a yenilmek utandırmaz. Asıl, Şili, 33 kişiyi kurtarırken benim hâlâ madenci cesetlerini çıkaramamış olmam utandırır. Azeri_gülü Azerbaycan komandasından Sadygov’un yahşi zerbesiyle top gapıcı Volkan’ı geçince hesap açıldı ve meydan sahibi qarşılaşmayı 1-0 qazandı. nooboody Bir erkekle mutlu olmak istiyorsanız onu anlayın, sevmeseniz de olur; bir kadınla mutlu olmak istiyorsanız onu sevin anlamasanız da olur. murathanmungn Yalnız “biri” olsun isterken “yalnız biri” oldum istemeden, yanlışlıkla... esmondee Bu ülkenin popüler gazetelerinin 2. sayfasında ünlülerin nasıl eğlendikleri, 3. sayfasında ünsüzlerin nasıl öldükleri yazar. emre_baransel Aynı anda bir ambulans ve pizza söylerim. Eğer pizza daha erken geliyorsa burası Türkiye’dir! İbrahim Cebeci Etkiliyorum Bu insanlar niçin somurtuyor? Komşuluk ilişkilerinin zirve olduğu, apartmandaki insanların birbirini tanıdığı, mahallelinin yolda selamlaştığı günler çoook geride kaldı! Yeni nesil bu konuların işlendiği bir roman okusa “Çok hayalî olmuş!” der; eğer bu durum, tarihî bir olay olsa tarihçiler bu meseleyi çoktan kaynaklara geçerdi. İletişimde insan aklını zorlayan gelişmeler yaşanırken insanların birbirleriyle olan ilişkilerinde ise insanın aklını zorlayan gerilemeler yaşanıyor. İletişimde bu kadar ileri gitmiş bir dünya, insanî ilişkilerde ise sıfırı tüketmek üzere. İletişimsizliğin getirdiği sevimsizlik ve soğukluğa şehir hayatının -özellikle İstanbul- stresi ve problemleri eklenince somurtan tiplerle karşı karşıya kalıyoruz. Bırakın yetişkinleri, artık çocuklar bile gülmüyor. Eskiden mahalle maçları yapılır, bu maçlar Şampiyonlar Ligi gibi kabul görür, maçların sonu dostlukla neticelenir, kupa yerine gazoz içilirdi; mutlu çocuklar, şen şakrak aileler vardı. Gazozuna yapılan maçlardan sanal âlemdeki maçlara geçen çocuklar, çelik çomaktan da silah ve dövüş oyunlarına terfi etti. Betonun soğukluğu, sanal âlemin yalnızlığı; gülmeyen, somurtan, birbirine saygısı ve sevgisi olmayan insanlarla toplumu karşı karşıya bıraktı. Yaşlılara toplu taşıma araçlarında yer veren, yolda bir yaşlı gördüğü zaman elinden tutup karşıdan karşıya geçiren bir neslin yerine; yaşlılara yer vermemek için uyuma numarası yapan, yerlere tüküren, övünerek ve hava atarak yırtık pantolonlarla gezen, öz anne ve babasını gözünü kırpmadan öldürebilen bir nesil türedi. Toplu taşıma araçlarına bindiğimiz zaman yüzlerce insanla karşılaşıyor; fakat bunların içinde tebessüm eden, etrafına pozitif enerji dağıtan insanları maalesef bulamıyor; tahammülsüz, kavgacı, suratsız insanlarla muhatap olmak zorunda kalıyoruz. Sonra da “Bu insanlar niçin somurtuyor?” diye konuşup duruyoruz. Yukarıda bahsettiğim olumsuzlukların büyük bir kısmı, maalesef, dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan İstanbul’da haddinden fazla yaşanmakta. Ne hazin bir tablo! Hâlbuki Necip Fazıl bu müstesna şehri “Canım İstanbul” başlığı altında: “Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar” mısralarıyla ne güzel özetlemiş. Gelin; birbirini seven, birbirine yardım eden, gülümseyen, kin ve nefretten uzak bir toplum olalım. “Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT