BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Demokrasimizin meşruiyeti

Demokrasimizin meşruiyeti

Demokrasimizin yaralı bereli olduğunu kimse inkâr edemez. Bunun kabahati, nedense hep askerî yönetimlerde aranır ama; bizce gerçek suçlu, siyaseti tıkayan ve içinden çıkılmaz hale getiren bizzat siyasetçinin kendisidir.



Demokrasimizin yaralı bereli olduğunu kimse inkâr edemez. Bunun kabahati, nedense hep askerî yönetimlerde aranır ama; bizce gerçek suçlu, siyaseti tıkayan ve içinden çıkılmaz hale getiren bizzat siyasetçinin kendisidir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, askerî müdahalenin lafı bile olmazken bizde iki de bir başvurulan bu yöntem, henüz demokratikleşemediğimizin en açık delilidir. Demokrasi bir kurallar ve kurumlar sistemi... Bu kurum ve kuralları işletecek yani, (meşruiyet içinde çareyi tüketmeyecek de) siyasetçi! Oysa yapılan her askerî müdahalenin gayesi, tıkanan siyasetin önünü yeniden açmak!. Gerçek demokrasilerde hiçbir oluşum askerî müdahaleye meşruiyet kazandırmazken, bizde kazandırması (kural olarak, sistemde yeralması), demokrasimizin zaafından olsa gerek!.. Yani, siyasetçimiz, henüz demokrasiyi kuvveden fiile çıkaramamış. Diğer bir deyişle, demokrasiye kendi hudutları içinde meşruiyetini kazandıramıyoruz! Daha açık bir ifadeyle bunun da suçlusu, demokrasimizi o zaafiyet bırakan ve gelişmesini önleyen bizzat siyasetçiden başkası değildir! Bakınız; bu günlerde yapılacak Anayasa değişikliği ile Fazilet Partisi’ne taviz vermekten bahsediliyor. Ne münasebet! Kanunlar, bir kişi veya bir kurum için çıkmaz ki!.. Daha önce, Meclis tarafından Siyasi Partiler Kanunu’nda gerekli tadilat yapılmıştı. Ancak, aynı hüküm Anayasa’da da bulunduğundan, bu uyumsuzluğun giderilmesi gerekiyordu. İşte, şimdi yapılmak istenen Anayasa değişikliğinde, bu uyumsuzluğun da ortadan kaldırılması isteniyor. Bundan daha tabii ne olabilir? Bu aşamada, Fazilet Partisi ile alakalı kapatma davası açılmış olabilir.. Böyle bir dava açılmamış da olabilirdi. Burada dikkate değer durum, Anayasa’yı ant-i demokratik hükümlerden bir an önce kurtarmaktır! Keşke, daha başka böylesi hükümler de Anayasa’dan ve diğer kanunlarımızdan çıkarılabilse!.. Önce karar verelim; birşeyi ya yapalım, ya yapmayalım! AB’ye girmeye karar verdiğimize göre, devamlı surette Avrupalılar’ın dayatmalarını beklemeyelim. Böylesine bir durum, millet olarak onurumuzu zedeliyor. Bu halden siyasetçilerimiz hiç mi rencide olmuyor? Bugün, bu değişiklik Fazilet Partisi’nin işine gelebilir. Yarın da başka bir siyasi partinin işine gelecektir. Evvel emirde doğruları iyi tespit etmeliyiz. Bu doğru veya doğrular, istemediğimiz kişi veya kuruluşların işine geliyor diye bunlardan vazgeçemeyiz. O zaman hiçbir vakit doğruya ulaşamayız. 50 senelik demokrasi tecrübemizde, siviller, henüz daha bir Anayasa bile yapabilmiş değil... Tek başına bu bile, kabahat olarak siyasetçilerimize yeter! Zaten, Ankara’ya gönderdiğimiz siyasetçiyi, iş takibinden kurtaracak, yalnızca yasama ve denetleme ile mükellef kılacak sistemi kurmadıktan sonra ne desek boş!.. Bunu yapacak olan da siyasetçinin kendisi olduğundan; yapmadıklarına göre, demek ki onlar hayatlarından memnunlar ve onların demokratikleşme diye bir beklentileri yok! Demokratikleşme sürecimize bakın ki, daha Anayasa’mızı kanunlarımızla uyumlu hale getirememişiz. Peki girmek için can attığımız AB ile nasıl ve ne vakit uyumlu hale gelebileceğiz? Bu ülkenin aydınları, yazar çizerleri, daha bu günden oturup, şu kanun filan kişiye yarıyor, bu kanun falan kuruma yarıyor, kalsın; derse, biz daha yolun başında bile değiliz demektir. Elbette kanunlar bir toplumun geneli içindir. O toplumda yer alan kişi ve kurumların da o kanunlardan istifade etmesi kadar doğal ne olabilir? Evet, Avrupa ülkeleri Türkiye’ye karşı çifte standartlı bir yaklaşım içinde. Bu yaklaşımda bizim hiç mi kabahatimiz yok! Daha geçen hafta, Avrupa Parlamentosu, İnsan Hakları Raporunda; ifade ve basın özgürlüğü konusunda Türkiye’ye Çin, Etiyopya, Suriye ve Birmanya ile berabersiniz diyor. Yani AB’ye göre biz, sicili bozuk ülkeler sıralamasında ilk beşteyiz. Ülkemizi bu ayıptan kurtarmak için girişilecek kanun değişiklikleri birilerinin (bizim istemediğimiz kişilerin) işine yarıyor ve yarıyacak diye hep böyle ayıplı mı kalacağız? Bu mantığı anlamanın imkanı yoktur!.. Eğri oturalım ama, bu saatten sonra, doğru konuşalım: Demokrasi istiyor muyuz, istemiyor muyuz? AB’ye girmekte samimi miyiz, değil miyiz? Evet; sayın siyasetçiler! Bu suallerin birinci derecede muhatabı sizsiniz! Ne diyorsunuz?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT