BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hicretin ilk durağı
Sevr Mağarası

Hicretin ilk durağı
Sevr Mağarası

Hz. Muhammed’in Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicreti esnasında sığındığı Sevr Mağarası’nı her gün binlerce hacı adayı ziyaret ediyor.



TÜRKİYE KUTSAL TOPRAKLARDA OSMAN SAĞIRLI MEKKE’DEN BİLDİRİYOR Cebel-i Sevr, Mekke’nin en yüksek dağı. Hicret esnasında Server-i âlem ile sadık arkadaşı Hazreti Ebu Bekir’i saklayan mübarek dağ. Buraya gelen her hacı adayı gibi biz de bu mekanı ziyaret edip oranın feyzinden istifade etmek istiyoruz. Sabah namazının ardından otelin önünden bir taksi çevirip 5 kilometre uzaklıktaki dağın eteklerine varıyoruz. Güneş kayaların arkasından yüzünü göstermeye başlamış bile. Sevr aşağıdan bakıldığında bir hayli heybetli duruyor. Zirveye doğru çizgi halinde ilerleyenler belli ki geceden buraya ulaşmış. KAYALAR BİLE DİLE GELMİŞ Dursun Kaptan, “Gençler en iyi ihtimalle bir saatte tırmanırsız. Yolda kalan olursa beklemem. Önde gideni de engellemem” diyor. İHA’dan İrfan, TGRT Haber’den Orhan abi, “Ya Allah” deyip yola koyuluyorlar. Cüneyt abi kayıp hacıların peşinden koştuğundan bu yolculuğa iştirak edemiyor. Ben ise Suudilerin birkaç dilde yazdıkları, “burayı ziyaret etmenin faydası yoktur. Buradan medet ummak ahmaklıktır” şeklindeki sözlerinin yer aldığı 5 metre uzunluğundaki tabelaya takılıyorum. Evet burayı ziyaret etmek haccın farzlarından, vaciplerinden değil belki ama, Efendimizin müşriklerin gazabından kurtulmak için bin bir çile ile tırmandığı, yol boyunca kayaların bile dile gelerek salatü selam ettiği bu mağarayı ziyaret etmenin kime ne zararı var? Gerçi onlara sorarsanız burası diğerlerinden farksız bir kaya. Ama bütün çabalarına rağmen hacı adaylarının buraları ziyaretine mani de olamıyorlar. SADAKAT BU OLSA GEREK Yol kıvrım kıvrım ilerliyor. Kah ayağımız kayıyor, kah bastığımız sivri taşlar birbir yuvarlanıyor. Afganlar, “turbo” sanki zirveye doğru soluksuz tırmanıyorlar. Yer yer Hintli, Bangladeşli fakirler taşıyabildikleri kadar su, kum ve çimentoyla yol yapıyorlar. Daha doğrusu “yapıyormuş” gibi yapıyor, gün boyu tek basamakla oyalanıyorlar. Gelene gidene asılıp sözüm ona hayır topluyorlar. 100 metre uzaktan gelen hacı adayını tanıyıp diline göre yardım istiyorlar. Hoş bende çoğu kere yanılıyorlar ama yine de başarılılar. Zirveye ulaşmak dinlenmeden tırmanabilenlerin bile bir buçuk saatini alıyor. Buralar şehir çocuklarına göre değil 40 kere mola veriyoruz. İki yere derme çatma barakalar kurmuşlar, burada Hintli garipler meşrubat ve çay satıyorlar. Bizim tek seferde bile kan ter içinde kaldığımız bu yolları her gün nasıl tırmanıyorlar acaba? GENÇ GELMEK VARMIŞ Ama yaşlılar için aynı yol yıllar kadar uzun. Ekserisi nefes nefese kalıyor. Tokatlı Mehmet Amca da onlardan biri. Bastonuna yaslanmış yorgun gözlerle zirveyi izliyor. 85 yaşındaymış. Gelini ve torunları ile gelmiş ancak yarı yolda takatini kaybetmiş. “Ahh! genç gelmek varmış buralara” diyor. Bir saatlik tırmanışın sonunda dönenlerle karşılaşıyoruz. Kimi, “Dayanın az kaldı” diye teselli ediyor, kimi “Bu hızla akşama ancak varırsınız” diye makara yapıyor. Hacı adaylarımızdan birisi ise veryansın ediyor, “Kabeyi gölgeleyecek kuleler yapacaklarına buraya bir teleferik yapsalar ya!” haksız da değil hani. Dağın zirvesinde tek katlı ev büyüklüğünde bir kaya görünüyor. İçi kubbe gibi oyuk, ancak sürünerek girebileceğiniz bir deliği var. Hani bir örümceğin ağla kapatabileceği kadar. Örümcekler görünmüyor ama kutlu doruk hâlâ güvercin ağırlıyor. Biri uçuyor, biri konuyor. MİS GİBİ KOKAN MAĞARA Mağaranın önünde sıra olmuş hacı adayları sabırla içeri girmeyi bekliyor. “Sahafi” (gazeteciyim) diyorum. Sağ olsunlar bir bir kenara çekiliyor daracık bir delikten geçip kendimi o kutlu mağaranın içinde buluyorum. İçerisi misk gibi kokuyor. Loş ışığa rağmen insanların yüzü nur gibi parlıyor. İki rekat namaz kılmak nasip oluyor. İlk bakışta gözlerime küçücük bir mağara gibi görünen o mübarek mekan, meğer ne kadar da büyükmüş. İçerisi tertemiz bir kaç yanık aşık tesbih elde göz yaşı döküyor. Okuduğum kaynaklardan yılanın çıktığı deliği gözlerim arıyor. İşte tam köşede. Demek ki Efendimiz (Sallallahü âleyhi ve sellem) burada oturdular, Ebubekir Sıddık ise şurada. Güvercin ve örümcekler de burayı setretmiş olmalı. Bir iki fotoğraf çekiyorum. Şipşakcı kendisine rakip geldiğini zannederek bir hayli sinirleniyor. Dışarı çıkmam için zor kullanmaya varan hareketlerde bulunuyor. Genelde bu gibi durumlarda çok altta kalmam ammaaa. burada kavga etmek kimin haddine helalleşip dışarı yöneliyorum. Kafamı delikten dışarı uzatmamla flaşlar bir bir patlıyor. Sıra sıra dizilen şipşakçılar burada da işbaşında, kim hangi fiyata tutturursa çektiği fotoğrafı satmanın telaşında. MÜMİNLERE DUA ZAMANI Sevr dağının tam zirvesine serilen halı üzerinde Afganistanlı bir grup cemaat saf tutmuş öğle namazını eda ediyor. Namaz bitiyor eller semaya doğruluyor. İmam dünyada ne kadar Müslüman millet varsa; Afganistan, Pakistan. Filistin, Irak, Filipinler, Endonezya, Bosna, Sudan... bir bir sayıyor cemaat ‘amiiiiin’ diye eşlik ediyor. Küçücük bir kayanın üzerine seccadesini sermiş yaşlı bir teyze adeta kendinden geçmiş, kapalı gözlerinin arasından sızan gözyaşları yanaklarından aşağı doğru süzülüyor. 740 rakımlı tepede öğlen güneşi artık kavurmaya başlıyor fotoğraf makinem ve objektifim yer çekimine boyun eğiyor kilosu her geçen dakika kat be kat ağırlaşıyor. Mekke buradan ne kadar da hoş görünüyor. Her ne kadar bir bir sivrilen kuleler can sıksa da Arafat karşımda bütün heybetiyle duruyor. Müzdelife, Mina dağlar arasında. Mescid-i Haram mı? Tam karşınızda ama Zemzem towersın gölgesinde kaybolmuş. Cebel-i Nur ise bir başka güzellikte. Artık aşağı inme zamanı. Yol boyu düşünüyorum Hazret-i Ebubekir Efendimizin göz bebeği Esma Binti Ebabekr Validemiz taa Mekke’den buralara yemek ve suyu nasıl taşıdı. Bir kadın hem de müşrik kuşatmasını yararak bu dağlara nasıl tırmandı? İşte sadakat denilen şey bu olmalı. Siz siz olun Suudilere aldırış etmeyin buralara yolunuz düşerse Sevr-i ihmal etmeyin. 4 Türk hacı adayı daha vefat etti Diyanet İşleri Başkanlığı Mekke Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Mekke’deki hacı adaylarından Mustafa Cansız (73), Mehmet Terzi (89), Cafer Taşcı (54) ve Osman Oral (60) hayatını yitirdi. Bunlardan 1’i akciğer yetmezliği, 2’si kalp krizi, 1’i de siroz sebebiyle öldü. Daha önce Türk hacı adaylarından 4’ü Mekke’de, 3’ü de Medine’de hayatını yitirmişti. Böylece ölü sayısı 11’e yükseldi.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT