BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Savaşlar zulümler

Savaşlar zulümler

Geçen asrın ikinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük, en acımasız kıyımları Sırplar’ın Boşnaklar’a, daha sonra da Kosovalılar’a uyguladıkları zulümdü. Biliyorsunuz bugün o katliamın benzerini Ruslar Kafkaslar’da sergiliyorlar. Çeçenler’e karşı.



Geçen asrın ikinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük, en acımasız kıyımları Sırplar’ın Boşnaklar’a, daha sonra da Kosovalılar’a uyguladıkları zulümdü. Biliyorsunuz bugün o katliamın benzerini Ruslar Kafkaslar’da sergiliyorlar. Çeçenler’e karşı. İki bin umut yılında kış kar manzaraları içinde cesetler, kafatasları, yol kenarlarında üst üste yığılı insan bedenleri... İkinci Katerina zamanından kalma bir kana doyumsuzluk hali, histerisi içinde Çeçenler’e saldırılıyor. Şu dünyada sevgiyle barışla yaşama umudu boşuna mı besleniyor yüreklerde? İnsanoğlu savaşmadan, öldürmeden yaşamayı öğrenemeyecek mi? Geçen gece TRT 2’de Bosna Hersek’te yaşananları konu edinmiş yabancı bir film vardı... Sanırım adı “Uyanış”tı. Keşke daha erken saatlerde gösterilseydi de alışılmış dizilerin polisiye film geleneğinin dışındaki bu güzel yapımı herkes izleyebilseydi... Geç vakte bırakılmış film eğer kaliteliyse harcanıp gidiyor. Bu filmin daha erken saatlerde yeniden ekrana gelmesini arzu ederim.. Ben son derece etkilendim. Filmden sonra da gün ışıyıncaya kadar uyuyamadım. Boşnaklar’ın uğradıkları felâket, o harap şehir manzaraları, kaldırımlarda vurulmuş insanlar, açlık yağmur, sürekli kaçış kovalayış, yaralılarla dolu hastaneler, bütün bunların arasında ayakta durmaya çalışan aşk... Ama savaş, aşkı sevmiyor. Savaş, çocukları gençleri sevmiyor. Kısacası hayatı sevmiyor savaş. Beni en çok etkileyen şey de filmin kahramanlarından Leyla’nın son sözüydü: “Saray Bosna’yı bırakamam!” Saray Bosna felâketinden kimbilir kaç roman kaç film çıkardı... Ardından Kosova geldi. Şimdi de Çeçenistan... Taze bilgi ve belgeler varken bunlar yazılmalı, filmlere geçmeli... İşkenceler, zulümler savaşlar hiç bitmiyor. İnsan vahşi damarını kesip atamıyor, bir türlü kendini aşamıyor. Gönül istiyor ki insanların umut bağladığı 2000 yılı insanın kendini aşma çabasının örnekleriyle dolsun... Vahşet zulüm sona ersin. Ama değişen birşey yok. Bakın şu asırda şu günde Hizbullah örgütünün cinayetleri aklın ve yüreğin almayacağı boyutlarda sergilenirken bu canavarlık karşısında söylenecek söz bulunamıyor. İnsanlık tarihindeki en acımasız sayfalarda yer alan sahnelerin benzerlerinin bizim yurdumuzda gerçekleşmiş olması ne acıdır. Caniler ölüme mahkum ettikleri kişileri elleri kolları bağlı diri diri betona gömerken, cennete mi girmeyi düşünüyorlardı dersiniz? Bir de ferdi cinayetler var, onlardan aşağı kalmayan... Bakın daha iki üç gün önce Bağcılar’da bu kar kışta sokağa bırakılan bebeğin donarak ölümü o cinayetlerden geri kalmayacak bir vahşetin göstergesi değil mi? Nasıl kıyılır böylesi masum bir yavruya? Vicdansız annesi onu hiç olmazsa sıcak bir yere bıraksaydı da o melek öyle donarak ölmeseydi... Bunu yapan, bundan böyle mutlu ve huzurlu olacak mı? Kim bilir ne boyutlarda bedel ödeyecek... İnsanların ıslaha ihtiyaçları var. Ama nasıl olacak bu, nasıl gerçekleşecek? Kötülük ormanında her bitki zehir saçarken zehirli olmayan meyveyi kim bilebilecek?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT