BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir şeyleri bitirmek!

Bir şeyleri bitirmek!

F.Bahçe’de Alex‘in, G.Saray’da Anıl‘ın golü olmasa şu an ligin zirvesinde Trabzonspor ve Bursaspor yapayalnız kalacaklardı.



F.Bahçe’de Alex‘in, G.Saray’da Anıl‘ın golü olmasa şu an ligin zirvesinde Trabzonspor ve Bursaspor yapayalnız kalacaklardı. Fakat bu iki özel gol, iki büyüğü en azından ligin ikinci yarısı için ümitlendirdi. Konuyu, Beşiktaş’la bütünleştirerek, özetlersek, “Üç büyükler neden kulvar dışına düştü?” sorusuna verilecek en anlamlı cevap herhalde; “İyi yönetilmemek!” olur. Düşünün ki, aldığınız sonuçlar amacınızı desteklemiyor. Sorunlar dağ gibi büyümüş ve kaosa dönüşmüş, hatta umutlar kırılmış. Sizi hedefe götürmesi gereken ayaklar, bir şeyleri çoktan kafalarında bitirmiş, “yasak savmak” kabilinden oynadığı maçlardaki tek arzuları, bir an önce tatile çıkabilmek ise. Böyle bir ruh haliyle başarı yakalanır mı, hayır! Hem de milyon kere hayır! İşte, Beşiktaş’ın da, G.Saray’ın da F.Bahçe’nin de sorunu bu! Korku! F.Bahçe için en büyük sorun; deplasman korkusu! Düşünün; ilk yarıda deplasmandaki 8 maçta sadece 3 galibiyet, 1 beraberlik ve 4 yenilgi alan bir takım, 16 gol atıp, 13 gol yiyor ve sadece 10 puan toplarken tam 14 puan dağıtıyorsa bu ekibe ‘Büyük F.Bahçe’ denilebilir mi? Denilse bile, şampiyonluğa oynayan bir takımın hocası bu durumu nasıl izah eder? Ki o takım, iç saha maçlarını kayıpsız, lider tamamlamış ise. İşte. Aykut Kocaman‘ın çözemediği problem bu, deplasman fobisi! Fakat ikinci yarıda Hoca’yı daha büyük problem bekliyor, o da Trabzonspor, Bursaspor, Kayserispor ve G.Antep’i içeride ağırlayacak olması. F.Bahçe bu ekipleri Kadıköy’de yenecek güç ve stratejiyi üretemezse, iç saha liderliği de hayal olur! Cesaret! Bir takım şampiyonluk yarışında liderin 9 puan gerisine düşmüş, Avrupa’dan da elenmiş ise o kulübün geleceği kazanmak adına bazı hedefleri olmalı. En azından, gençleri kazanmalı. G.Saray’da Emre Çolak‘tan sonra Anıl‘ı izlerken, Hagi‘yi alkışladım. Ama “O takımda Tugay Kerimoğlu gibi altyapıyı iyi bilen bir yardımcısı olmasaydı, Hagi, bu cesareti gösterebilir miydi?” diye de sormadan edemedim. İlk yarının envanterini yaptığımda ise fayda-zarar envanterinde şöyle bir sonuca vardım. Avrupa dışında, “Schuster, Beşiktaş’a ne verdi?”, diye sorduğumda karşımda deve dişi gibi, Necip, Ali Küçik, Ersan ve Erkan‘ı gördüm, helal olsun. İşte cesaret budur. Fakat F.Bahçe’de Okan, Gökay‘a hâlâ neden Hasan ve Berk‘in eklenemediğini anlayabilmiş değilim. İtiraf Aykut Hoca, NTV’de itiraflarda bulundu. Dedi ki, “Semih’ten özür diledim!” Aferin, Hoca’ya! En azından, hatada ısrar etmiyor. Peki ya itiraf etmedikleri! Güiza‘yı, Gökhan Ünal‘ı, Özer‘i, Brezilya’nın sol beki Santos‘u bu takımda neden yıldızlaştıramadığının açıklaması olmalı. Fakat hayır, “O soruları bana değil, futbolculara sor” diyor Hoca, oldu mu şimdi? H O C A M Ah şu hakemler! Bazı teknik adamları hiç anlamıyorum! Sanki kendileri her şeyi düzgün yapmışlar da, yollarını başkaları kesmiş gibi vur abalıya misali hakeme yükleniyorlar, insaf! Saygıdeğer hocalarım, “Ah şu hakemler!” ya da “Falanca takıma şu kadar penaltı, bize kurşunlar” gibi camianıza şirin görünecek söylemlerle avunmak yerine, “Biz neyi yapamadık da geri kaldık?” sorusunun cevabını vermeye çalışsaydınız, bugün ne kadar yol alırdınız, onu bir düşünün, lütfen! Uzun sözün kısası, bir Bolivya atasözü der ki; “Sevmek keman çalmak gibidir, bilmeyen kötü sesler çıkarır.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT