BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kırkpınar ve şike

Kırkpınar ve şike

650. Kırkpınar Güreşleri, “futboldaki şike depremi”nin gölgesinde kaldı. Futbolda yaşanan şikede, “Bu kadar da olur mu?” şaşkınlığıyla akıllar tavana vurmuş vaziyette.



650. Kırkpınar Güreşleri, “futboldaki şike depremi”nin gölgesinde kaldı. Futbolda yaşanan şikede, “Bu kadar da olur mu?” şaşkınlığıyla akıllar tavana vurmuş vaziyette. Şaşmamak lazım. Bir yerde menfaat, para, şöhret, makam varsa şike olur. Rüşvet su gibi akar, bıçaklar çekilir, kurşunlar yol bulur. Başarının ölçüsü alınan şampiyonluklar, üst üste konulan yeşiller, sarılar olunca en sevilenler dahi satılır. Gaye; başa ermek, baş olmak, tepeye çıkmak kısacası başarı, egonun istekleri olunca her yol mubah görülür. “Her yol Roma’ya çıkar” denilir, ego ilah edinilir. Gaye, muvaffakiyet, Hakkın rızası olunca, şampiyonluk, birincilik, mal, mülk, makam, para, şöhret gelince buğday başağı gibi boyun bükülür. “Bu nimetlerin şükrünü nasıl yaparım, egonun istekleri olan bu durumlarda egoma köle olmaktan nasıl kurtulurum” endişesiyle... “Kişinin Hakka kulluğunu, ego, şeytan ve kötü çevreyle mücadelesini, yeryüzünün ermeydanı kılınmasını simgeleyen Kırkpınar’da şike olur mu?” Niçin olmasın? Paranın döndüğü, maksadın Hakkın rızası olmadığı yerde şike de olur daha fazlası da... Er meydanı doping skandalıyla sarsılmadı mı? Güreşlerin satıldığı her zaman söylenmiyor mu? Küçünlülü Ekrem misalini vermek istiyorum. Ekrem Beyazıt, bizim TGRT FM radyosundaki “Gidelim Urumeli”ne programından tanıştığımız bir göçmen torunu... Senelerdir bize Selimiye Camii bahçesinde ikramda bulunur, Allah rızası için, gönül dostlarının bir “Allah razı olsun” duasına kavuşabilmek için. Aramızda “Küçünlülü Kırkpınar Ağası” diye meşhurdur. Bir tebessüm, bir dua onun için en büyük karşılıktır. Bunu niçin yazdık? Paranın, makamın, dünyalık menfaatin, vermenin değil, almanın olduğu yerde, kavga, şike, doping olur. Hak için bir araya gelinen yerde sevgi vardır, vermek vardır, almak babından yalnızca dua, Hakkın rızası vardır. Kırkpınar vermek üzerine kurulmuştur. Kırkpınar’ın doğmasına vesile olan alp erenler, gazi dervişler, canlarını, mallarını vermişlerdir Hak için... Kırkpınar’da onları temsil eden pehlivanlar pehlivanlığın, cesaretin, ustalığın, insanlığın hakkını, hakemler adaletin hakkını, seyirciler seyir eden, hak yolunda yürüyen olmanın hakkını, organize edenler de idareci olmanın hakkını vermeli. Ne yazık ki günümüzde verme sporu, geleneği olan Kırkpınar alma üzerine bina edilmeğe başlanmış. Pehlivanlar para, şöhret, idareciler aferin alma, egolarını tatmin etme peşindeler. Atalarımız “Akılda kalmaz, satırda kalır” demişler. Bundan sonra almadan vermeye geçilmesi konusunda ümitli değiliz. Telaşımız bizden sual edildiğinde “Yazmıştık, ikaz etmiştik” diyebilmek, kelleyi kurtarabilmek içindir... Veren tarafımız hayat bulmadığı sürece ne Kırkpınarlar Kırkpınar ne de spor diye yapılan uğraşlar spor olacaktır. Gönüller, ecdadımız gibi vermeye çevrilmezse şikeden, dopingden, geleneğin kaybolmasından şikayet etmekten başka bir şey yapamayacağız demektir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT