BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Filistin’e “üye olmayan devlet” formülü

Filistin’e “üye olmayan devlet” formülü

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin’in Birleşmiş Milletler’e (BM) tam üyeliği için 23 Eylül’de başvuru yapacak.



VETO EDİLİRSE YENİ STATÜ ABD’nin, ilan ettiği gibi, veto etmesi halinde, Filistin’in BM’ye üye olması söz konusu olamaz. Ama BM Genel Kurulu pekâlâ Filistin’in, “üye olmayan varlık” şeklindeki mevcut statüsünü, “üye olmayan devlet” şeklinde tescil edebilir YÜKSEK MORAL OLUR “Üye olmayan devlet” statüsü elde etmesi Filistin’e bazı diplomatik avantajlar sağlayacak, İsrail’le yürütülecek nihai barış görüşmelerinde uluslararası alanda daha yüksek bir moral desteğe sahip olması sonucunu doğuracaktır Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin’in Birleşmiş Milletler’e (BM) tam üyeliği için 23 Eylül’de başvuru yapacak. Bu üyeliğin gerçekleşme şansı var mı? ABD’nin, açıkça ilan ettiği gibi, üyeliği veto etmesi halinde, Filistin’in BM’ye üye olması söz konusu olamaz. Ama BM Genel Kurulu pekâlâ Filistin’in, “üye olmayan varlık” şeklindeki mevcut statüsünü, “üye olmayan devlet” şeklinde tescil edebilir ki, bu bile Filistinliler için çok önemli bir kazanımdır. ÇİFTE STANDART VAR Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin veto hakkı sebebiyle, sık sık adaletsiz ve çifte standart içeren tutumların adresi haline gelen BM, önümüzdeki günlerde bu türden bir olaya daha ev sahipliği yapacak. Zira ABD, Filistin’in BM üyeliğini veto edeceğini açıkladı. BM Antlaşması’nın dördüncü maddesi, örgüte üyelik konusunu tevile yer bırakmayacak şekilde düzenlemiş. Buna göre, “BM Antlaşması’nın yükümlülüklerini yerine getirmeyi kabul eden ve bunları yerine getirme konusunda yetenekli ve istekli olduklarına BM örgütünce hükmedilen bütün barışsever devletler BM’ye üye olabilir. Bu şartlara uyan her devletin BM üyeliğine kabulü, Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine Genel Kurul kararıyla olur.” Genel Kurul ise kararını, oturumda hazır bulunanların üçte ikisinin olumlu oyuyla alır. DAİMİ ÜYE ÇIKMAZI BM üyeliğiyle ilgili bu hükümden de anlaşılabileceği gibi, bir devletin üye olarak kabulü Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul’un birlikte yapacakları bir işlemdir. Güvenlik Konseyi bir devleti üye olarak tavsiye etmediği müddetçe, Genel Kurul karar alamaz. Güvenlik Konseyi’nde karar alınabilmesi içinse, 15 üyenin dokuzunun olumlu oyuna ihtiyaç vardır. Ayrıca daimi üyelerden hiçbirinin de ret oyu vermemesi icap eder. Bu durumda 14 Güvenlik Konseyi üyesi Filistin’in BM üyeliği için “evet” oyu kullansa, sadece ABD “hayır” dese karar alınamaz. ENGELLEME YETKİSİ Örgüte üyelik konusunda, beş daimi üyeye tanınmış olan bu “engelleme” yetkisi, zaman içinde BM Genel Kurulu’nda ciddi tepkiler doğurmuştur. Genel Kurul’un, Uluslararası Adalet Divanı’ndan (UAD) mütalaa talep etmesi üzerine Divan 2 Mart 1950 tarihli istişari mütalaasında, Güvenlik Konseyi’nde yapılan oylamada her ne sebeple olursa olsun dokuz olumlu oy çıkmaması ya da daimi üyelerden birinin dahi “hayır” oyu vermesi halinde, bir devletin BM’ye üyeliğinin söz konusu olamayacağı sonucuna ulaşmıştır. TAVSİYE KARARI YOKSA... Fiiliyata bakıldığında da, Güvenlik Konseyi’nin Genel Kurul’a tavsiyesinin gerçekleşmemesi sebebiyle bazı devletlerin BM üyeliğini elde edemediği görülmektedir. Mesela, Çin Halk Cumhuriyeti 1971’de BM’ye üye olduğunda, örgütten ihraç edilen Çin Cumhuriyeti (Tayvan), 1991’de BM’ye üye olabilmek için müracaat etmiş fakat bu başvuru reddedilmiştir. Keza, Şubat 2008’de bağımsızlığını ilan eden ve 83 devlet tarafından resmen tanınan Kosova da, Rusya Federasyonu’nun Güvenlik Konseyi’ndeki tutumu sebebiyle BM’ye üye olamamaktadır. UAD’ın 22 Temmuz 2010’da aldığı, “Kosova’nın bağımsızlığının uluslararası barış ve güvenliği ihlal etmediği” şeklindeki kararına rağmen, üyeliğin önündeki engel kalkmamıştır. ÜYE OLMAYAN DEVLET Güvenlik Konseyi’nin BM’ye üyelikle ilgili bu mutlak yetkisine rağmen, bir devletin uluslararası alanda tanınması ya da o devletin BM Genel Kurulu’nda özel bir statüyle temsil edilmesi hakkında herhangi bir yetkisi yoktur. Ne BM Antlaşması, ne de Genel Kurul içtüzüğü, Genel Kurul’da özel statüyle temsil konusunda Güvenlik Konseyi’ne bir yetki vermiştir. Devletlerin “daimi gözlemci” statüsüyle BM’ye kabulü, 1946’da dönemin BM Genel Sekreteri’nin İsviçre’ye bu statüyü tanımasıyla başlamıştır. Zaman içinde aralarında Finlandiya, Japonya, Avusturya, İtalya’nın da bulunduğu çok sayıda devlet, BM’ye tam üye olarak kabul edilene kadar bu statüye sahip olmuşlardır. En son İsviçre 2002’de “daimi gözlemci” statüsünden, üyeliğe geçmiştir. Günümüzde ise BM’de “üye olmayan devlet” statüsüyle “gözlemci” olarak temsil edilen tek devlet Vatikan’dır. GÖZLEMCİ STATÜSÜ VAR 1973 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra BM Genel Kurulu 22 Kasım 1974’te aldığı bir kararla, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) Genel Kurul çalışmalarına “gözlemci” statüsüyle katılma hakkı vermiştir. 1988’de Filistin Devleti’nin ilan edilmesinden sonra da, Filistin “üye olmayan varlık” olarak, oy hakkı olmadan Genel Kurul çalışmalarına katılabilmekte, “gözlemci” statüsüyle BM’de bir daimi temsilcilik bulundurmaktadır. TANIMA, HÜR İRADEYLE Filistin’in BM üyeliği için yapacağı müracaatın Güvenlik Konseyi engellemesi sebebiyle kabul edilmemesi durumunda, hali hazırdaki “üye olmayan varlık” statüsünün, Vatikan’ınki gibi “üye olmayan devlet” statüsüne yükseltilmesi için girişimde bulunması mümkündür. Bu durumda, çok büyük bir ihtimalle BM Genel Kurulu Filistin’in talep ettiği bu statüyü verecektir. Fakat bu yönde bir karar alınması, bütün devletlerin uluslararası alanda Filistin’i tanımak mecburiyetinde kalacakları manasına gelmez. Tanıma, devletlerin hür iradelerine kalmış, tek taraflı bir işlemdir. “Üye olmayan devlet” statüsü elde etmesi Filistin’e bazı diplomatik avantajlar sağlayacak, İsrail’le yürütülecek nihai barış görüşmelerinde Filistin’in uluslararası alanda daha yüksek bir moral desteğe sahip olması sonucunu doğuracaktır. Ama bir de madalyonun öteki yüzü söz konusudur. İsrail’le anlaşmadan devletleşme, İsrail’in Filistinlilere karşı daha da pervasızlaşmasına, Batı Şeria’da bazı yerleri tekrar işgal etmesine, Filistinlilerin dolaşım hakkını kısıtlamasına, Oslo Antlaşmaları’ndan kaynaklanan vergi uygulamalarını sona erdirmesine yol açabilir. Dahası, bugüne kadar “Filistin halkının tek ve meşru temsilcisi” sıfatını taşıyan Filistin “otoritesi”nin; sınırları, halkı, egemenliği olan bir devlet olarak kabulü durumunda, Filistin dışındaki ülkelerde mülteci statüsünde yaşayan Filistinlilerin, temsilcisiz kalması tehlikesini de doğurabilecektir. Dolayısıyla, Filistin’in BM’deki temsil statüsü yükseltilecekse, bütün bu muhtemel olumsuzluların önünün alınabileceği bir düzenleme yapılmalı, en azından Filistinli mültecilerin Filistin Devleti tarafından temsil edilmeye devam edileceği tescil edilmelidir. KKTC İÇİN DE ADIM ATILMALI Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin başlattığı petrol ve gaz arama faaliyetlerinin Türkiye ve KKTC’nin sert itirazlarıyla karşılaştığı bir dönemde, Ankara bir yandan KKTC ile kıta sahanlığı sınırlandırma anlaşması yaparak, diğer yandan da yıllardır geciktirdiği Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge ilanını gerçekleştirerek kendi haklarını savunmaya girişebilir. Fakat Filistin meselesinden ders almak suretiyle, KKTC’nin BM’de “üye olmayan varlık” hatta “üye olmayan devlet” olarak gözlemci bir statüye sahip olması yönünde adımlar atmanın da tam vaktidir. Filistin’in BM üyeliği için cansiperane bir diplomatik mücadele yürüten Türkiye’nin, KKTC’nin BM’de hakkıyla temsil edilebilmesi için de benzer bir çaba göstermesi gerekir. “Yeni Türk Dış Politikası”nın en fazla öne çıkarılan proaktif yönü, böyle bir adımın hiç vakit kaybetmeden atılmasını icap ettirmektedir. Filistin toprakları 1946’dan 2010 yılına kadar İsrail tarafından böyle işgal edildi.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT