BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ah bu cuntacılar!

Ah bu cuntacılar!

68’lerde sloganımız “Sağ yok. Sol yok. Boykot!” şeklindeydi. Küçük ve haklı taleplerimiz vardı...



Celal Doğan’ı Bebek’te bir kahvede buluyoruz, yine halkın arasında, yanında ne sekreter var, ne koruma... MAKUL TALEPLERDEN Olağanüstü yıllar yaşamış olan Celal Doğan anlatıyor: 68’lerde sloganımız “Sağ yok. Sol yok. Boykot!” şeklindeydi. ŞİDDET GRUPLARINA Gençleri kışkırttılar, aynı silahı iki tarafa da sıktılar ve çatışmalar başladı. Askerî müdahale imkânı ancak böyle doğardı zira. Celal Doğan KiMDiR? Celal Doğan, ihtilalleri, muhtıraları, olağanüstü halleri yakından yaşamış, defalarca tutuklanmış, sürgünlere yollanmış biri. 1943’te Nizip’te doğan Celal Doğan, İ.Ü. Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1977-1980 arası CHP’den G.Antep milletvekilliği yaptı. 1989, 1994 ve 1999’da toplam 3 defa G.Antep Büyükşehir Belediye başkanı seçildi. 1993-2006 arası da G.Antepspor Başkanlığı yaptı. 1943 Nizip Çanakçı köyü doğumluyum. İlkokul üçe kadar eğitmende okudum. Eğitmen dediğin askerde okuma yazma öğrenen delikanlılar... Babam çiftçiydi, fıstık yetiştirirdi. Baksan köyün ileri geleni ama mektep hademesi daha konforlu yaşardı o yıllarda. Kapalı bir ekonomi. Yol yok, iletişim yok, pazara çıkamazsın, fıstık 63 kuruş, sudan ucuza... Herhalde fert başına milli gelir 200 dolar filan. 7 kardeştik, babama adam lazım, birimizi çifte çubuğa yollamalı, birimizi davara... Ki bizim köy nispeten şanslıydı. Osmanlı zamanında bölge mektebi varmış. Babam medresede eğitim almış. Alim bir zattı, annem de hacı. Muhafazakâr insanlar. Hem itikatlarına bağlı hem yeniliklere açıklar. Kardeşler içinde tek okuyan benim, annem dikiş makinesini satıp parasını sıkıştırmıştı avucuma. Ortaokul için Antep’e gittim. Lise yıllarında amatör takımlarda futbol oynadım. Gaziantep şampiyonu olduk hatta. Siyasetle ilgilenmiyordum daha. Babam DP’ye yakındı. Çünkü tek parti halka sert davranırdı, baskıcıydı. İnsanlar jandarma ve tahsildar korkusu yaşarlardı. Küçük burjuva, aydınlar, memurlar CHP’liydi, halk ise demokrat. Menderes ve Bayar Birecik köprüsünün açılışına geldiğinde karşılayanlar arasındaydım mesela. TURGAY, METİN OKTAY Hukuk fakültesini kazanıp İstanbul’a geldim, nereden haber aldılarsa GS yöneticileri beni buldular. Turgay’a yedek arıyorlarmış, Mithatpaşa’da denediler. Coşkun Özarı “tamam” dedi, “geliyorsun takıma!” 4 ay, Metin Oktay’la, İskender’le, Talat’la, Büyük Ahmet’le antrenmanlara çıktım. İyi de para vereceklerdi bana... Lakin Mehmet Uygun Bey lisansımı vermedi, “hayır” dedi “sen okuyacaksın!” 68 Öğrenci olayları başladığında öne çıkmıştım. Sloganımız “Sağ yok. Sol yok. Boykot” şeklindeydi. Makul ve haklı taleplerimizi dillendiriyor, muhatap alınmak istiyorduk. 12 Eylül sonrası sonra Zincirbozan’da yatıyoruz, Süleyman Demirel anlatıyor: “Pakistan’daydım. Hasan Dinçerler’den telefon geldi: ‘Başbakanım. Talebeler rektörlüğü işgal ettiler ne yapalım?’ Emrettim: Hepsini toplayın!” Dedim ki: “İşte o toplattıklarınızdan, biri de karşınızda duruyor. Bakın şimdi de sizi aldılar. Demek ki hoşgörüye herkesin ihtiyacı var!” TUZAKLAR KIZAKLAR Yurt, yemek, teksir derken talepler değişmeye başladı, Devrimci Gençlik, TİP ve CHP’nin sol kanadıyla temasa geçti. İdeoloji öne çıktı. Grevler, direnişler, toprak işgalleri... Üniversite koridorlarında Latin Amerikalı devrimcilerin hazırladığı gerilla kitapları serbestçe okunuyordu. Gençler amaçlarını aşıp yönetime talip oldular. Devrimciler önlerine konan tuzakları kızakları fark edemedi, şiddet eylemlerinin içine çekildiler. Ve silahlar patlamaya başladı. Solcu öğrenciyi öldüren mermiyle sağcı öğrenciyi öldüren merminin aynı tabancadan çıktığını anlayamamıştık daha. Cuntacılar ve militaristler, öğrencileri kışkırttılar. Askerî müdahale imkânı böyle doğardı zira. ANNEM EL KOYUNCA Bir gün ansızın dayımla annem İstanbul’a geldi. Eşyalarımı sarıp sarmaladılar, “yürü Antep’e!” İtiraz etmedim. Avukatlık stajımı yaptım, askere gittim. Söke’de yedek subayım, adım arananlar listesinde. Radyodan saat başı anons ediyorlar: “Hasan oğlu Celal... Dev - Genç davasından...” Halbuki bölük komutanıyım o sıra, dağdaki silahları ve mermileri olduğu gibi zimmetlemişler bana. Tabur komutanım milliyetçi muhafazakâr bir insandı. Delikanlı adamdı, babaydı. Olup biteni anlattım. - Ben seni kimseye vermem, meraklanma! - Komutanım şakası yok, bu devletin radyosu, beni eninde sonunda bulacaklar, gecikirsem iş açarlar başıma. İzin verdi, İzmir’e gittim, denizci subaylar keyifli “ooo Celal Bey elimize düştün ha?” İstanbul’a yolladılar. Selimiye’de tevkif edildim, tam 5 ay boş boş yattım, neden sonra sorguya aldılar. Bir zamanlar lehimde konuşanlar ifadelerinden caysalar da bir şey çıkmadı, tahliye oldum. Gidip Antep’te avukatlığa başladım. Bu arada Islahiye’de saldırıya uğradım, ayağımdan vuruldum, kan kaybından gidecektim az daha... CHP’ye girişim de gürültülü oldu. Yıllanmışlar “bu gelirse bizi kaydırır” deyip önümü tıkadılar. Halk imza topladı, partiyi bastı. İlçe Başkanı filan derken milletvekili oldum. Ki sadece 7 ay zarfında. Bülent Bey beni zamanla tanıdı, elimden tuttu, Genel İdare Kuruluna kadar çıkardı. ÇANAKKALE ZİNCİRBOZAN Derken 12 Eylül oldu, 81 Ocakta gözaltına aldılar. Tam 57 gün oturtup akıl sordular. “Sana göre işçi meselesi, grev hakkı, Türkiye İsrail münasebetleri, siyasilere yasak getirilmeli mi?” Hakim huzuruna çıkarılmamışım daha... 83’te 4 ay Zincirbozan’da yatım. Referandumda yasaklılar için çalıştım, Antep’te 89 bin fark yaptık. Sonrasını biliyorsunuz 3 dönem Belediye Başkanlığı... Ben hep bildiğim doğruları söyledim. Meğer politika o değilmiş, Liderin memuru olmak, isabet buyurdunuz demekmiş. Ankara’da 3900 kooperatif vardı. Ece-vit bir yenisini açmaya kalkınca “bunlar yürümez efendim” dedim, piyasa ekonomisinden söz açtım ona. Yine aynı şeyi yapıyorum, “parti içi demokrasi olmadan ülkeye demokrasi getiremezsiniz” diyorum. Deniz Beyin Genel Başkan olması için çaba sarf etmiştim ama Güneydoğu meselesine bakışımız örtüşmedi. İtham etmedim, istifa ettim. Eğer o günlerde parti arayışlarım destek bulsaydı bu şehitler gelmezdi. İnanıyorum buna... Şunu açıkça yazın. Ben bir siyasi partinin genel başkanı olsam Tayyip Bey’e “Kürt meselesinin çözümü için ne gerekiyorsa yapın” der, destek olurdum sonuna kadar. “Kürt meselesi yok” diyemezsin, var ama PKK meselesi çok başka. Üniter yapı esastır, toprağın “t”si tartışılmaz, bayrak tartışılmaz ama ana dille eğitim tartışılabilir. TRT Şeş, dil serbestliği vs bunlar müspet şeyler ama yeterli değil. Bu iş oya tahvil edilemeyecek kadar hassas. Muhalefet, ana meselelerde iktidar ile buluşmalı. Eğer Kıbrıs’ta, AB yolunda, Kürt meselesinde müşterek hareket edilemeyecekse başka hangi konuda hareket edilecek? Şehit cenazeleri geldikçe için yanacak ama barış dili bozulmamalı. Yeni şehitler gelmemesi için çareler aranmalı. PKK ile görüşüldü mü görüşülmedi mi? Canım müzakere etmeden neyi halledeceksin ki? Bakıyorsun kasetlere bir tepki yok, insanlar artık netice bekliyor. DEVİR ALKIŞÇILARIN DEVRİ Ben hep bildiğim doğruları söyledim. Meğer politika o değilmiş, Liderin memuru olmak, isabet buyurdunuz demekmiş. DENİZ’LE CELAL! Deniz Gezmiş ile Ali Fuat Başgil’in cenazesinde tanışmıştık. Rektörlük işgalinde yan yanaydık. Ama 9-10 Haziran olaylarında tek taş dahi atmadık. Vali Vefa Poyraz, Başsavcı Nedim Demirel ve Emniyet Müdürü Zafer Çağlar ile beraber çatışmaları durdurmaya çalışmıştık. Yanımızda beş profesör vardı ayrıca. Deniz’e dedim ki bak yine biz suçlu olacağız. - Niye? - Çünkü polis bizi bilir, bizi yazar. Nitekim öyle oldu, ön yargı dediğimiz şey bu işte, adam seni kafasındaki yere oturtacak. Biliyorsunuz Deniz bizim evde yakalandı... Ben hapisteydim o sıra. Hırpalanıyor, azarlanıyorduk, o devirde fikir suçlusu hırsızdan bile aşağıda... Evet, düşünce suç olmaktan çıktı ama örgütlenme de serbest bırakılmalı. NİÇİN?CHP’DE OLMADIĞIMI KEMAL BEY’E SORUN! Peki neden bir Celal Doğan CHP’de değil? Bunu Kemal Bey’e sormak lazım di mi ama? Peki sizce CHP yeterli mi? Yeterli olmadıklarını kendileri de farkında. Arayış içinde olduklarına bakılırsa... Peki dış politika? Tayyip Bey’in yurt dışı gezileri hoşuma gidiyor. Türkiye kabuğunu kırıyor. Orta Doğu’da halkların özgürleşmesi için çaba sarf ediliyor. Biz Musevilere düşman değiliz, buradakiler de tedirgin olmasınlar. Ancak dün gaz odalarına atılanlar bugün işkenceye soyundular. Geçmişin acısını Filistinlilerden çıkarıyorlar. Savaşacak halimiz yok ama bunu duyurmalıyız dünyaya. Eğer futbol federasyonu başkanı olsaydınız? Burada yapılacak iki şey var. Ya beyaz bir sayfa açar, şikeye bulaşanı atarsın. X, Y, Z... Kimsenin gözünün yaşına bakmadan. Bu arada havuz sistemi dağılır, Avrupa kupalarında esaminiz okunmaz. Ya da kulüplerin geleceklerini heba etmezsin idareyi maslahata gidersin. Acaba hangisinin getirisi fazla? Cezadan maksat ıslah olmalı. Siyasette adam asmanın çare olmadığın gördük, Menderesler ortada. Gelelim Antepspor’a... Ben küme düşmüş bir takım almıştım hem futbolcu varlığıyla hem tesisi ile güçlü bir klüp bıraktım. Havuz için çok mücadele ettim, üç büyükler ve Doğan Grubu beni hedef aldılar. O havuz kurulmasa Türk futbolu bu hale gelemezdi. İş adamları sahip çıkarsa Antep başka yerde olur. Aslında futbol sanıldığı kadar kirli değil. Ben şunca yıl top oynadım, şu kadar yıl da başkanlık yaptım, şike teklifi ile karşılaşmadım daha... Ha şu olur senin düşme tehliken yoktur, asılmazsın. Oyuncu bu, yine de belli olmaz, havaya girer, canını dişine takar. Belediyecilere sözünüz yok mu? Şehir çocuk gibidir, itina ile büyütmek gerekir... Antep’te işe başladık, nüfus 620 bin filan... Uzmanları çağırdım 2040 yılında ne kadar yola, içme suyuna, yeşil alana, okul yerine, camiye ihtiyacımız olacak? Hesaplayın bana? İmarlı alan 8 bin hektardan, 28 bin hektara çıktı, mücavir alan 31 bin hektardı 71 bin hektara... Adıyaman Aksu’dan saniyede 9 metreküp su getirdik ki Antep’in nüfusu 2.400.000 olana kadar içimiz rahat. Belediyeci 50 yıl sonrasını düşünmek zorunda. Eğer 1950’lerde metroya başlansaydı İstanbul bambaşkaydı şu anda.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT